Kameranın önünde Cumhur var

Eski albümleri karıştırmayı kim sevmez! Kimisi gülümsetir, kimisi hüzünlendirir. Peki o siyah beyaz fotoğraflarla bir şehrin hikayesine uzansak… Hem de profesyonel foto muhabirlerinin elinden çıkan fotoğraflarla…

Kameranın önünde Cumhur var

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) 20. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen ‘Cumhuriyetin Kamera Arkası’ sergisini sanatseverlerle buluşturdu. İdil Çetin ve Ahmet Ersoy küratörlüğünde düzenlenen sergi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu'nda yer alan 90 bini aşkın negatiften oluşan Basın Fotoğrafları Arşivi'nden seçilen görüntüleri bir araya getiriyor. Bu görüntüler, 1920'lerden 1950'lerin başlarına uzanan bir zaman aralığında dönemin İstanbul'unu fotoğraflarla anlatıyor. 28 Mart 2027 tarihine kadar ziyaret edebilecek sergide sokaktaki insanı, şehrin mekânlarını, dönemin toplumsal ve siyasi olaylarını, hatta gazete sayfalarına hiç girmemiş kareleri görüyoruz.

1790520622-cumhuriyetinkameraarkasi-10

FOTO MUHABİRLERİNİN MİRASI

Tasarımını Pattu’nun üstlendiği sergideki seçki, Basın Fotoğrafları Arşivi’nin 12 bin 586 cam ve 8 bin 97 asetat negatiften oluşan ilk grubundan hazırlanıyor. Önemli bir bölümünü gazeteci ve foto muhabiri Namık Görgüç’ün oluşturduğu düşünülüyor. Cumhuriyet gazetesinin fotoğraf servisini, gazetenin kurulduğu 1924 yılında Benli Kemal’le birlikte oluşturan Görgüç, İstanbul’u adım adım kaydederken Türkiye’de basın fotoğrafçılığının gelişimine de katkıda bulunuyor. Görgüç’ün 1947’de vefat etmesinin ardından arşivin, fotoğrafçı Selahattin Giz tarafından korunduğu ve genişletildiği biliniyor. Koleksiyonda Cemal Göral ve Faik Şenol gibi dönemin diğer fotoğrafçılarının çekimleri de yer alıyor.

foto-muhabirleri
Faik Şenol, Ali Ersan, Namık Görgüç ve Hilmi Şahenk Galata Rıhtımı’nda Troçki’nin İstanbul’a gelişini bekliyor. Fotoğrafçı Cemal Göral veya Selahattin Giz, 12 Şubat 1929

Yüzlerce görüntünün bugün bir arada incelenebilmesinin arkasında, Giz’in bozuk olanlar da dahil, farklı nitelikteki negatifleri yıllar boyunca koruması yatıyor. Öyle bir arşivci ki Selahattin Giz, Basın Sitesi’nde dolaşıp çöp kutularından fotoğraf rulolarını ayıklayıp arşivine dahil etmiş…

1790520636-cumhuriyetinkameraarkasi-14

Serginin bir özelliği de negatifleri kullanması, genelde orijinal, estetik baskılar sergilerde yer alır ama bu seçkide gündelik fotoğrafları, foto muhabirlik üretiminin ham çıktılarını da görme şansına sahip oluyoruz. Ama sergide göremediğimiz fotoğraflar da var. Mesela Tan Gazetesi Baskını ya da 6-7 Eylül olayları. Koleksiyonda buna dair fotoğraflar yok. Bunun sebebi otosansür mü yoksa arşivin Giz’in ölümünden sonra çeşitli kişiler ve kurumlar arasında paylaşılması ve o negatiflerin koleksiyona dahil olmaması mı orası bir muamma.

1790520719-cumhuriyetinkameraarkasi-36

KÖTÜ FOTOĞRAFIN BİLE HİKAYESİ VAR

Tabii 20 bin fotoğraftan oluşan bu devasa arşivi incelemek kolay değil, serginin hazırlık süreci iki yılı bulmuş. Negatifler yıllar içinde hasar görmüş, yanmış, suya maruz kalmış. Netlik ve kadraj sorunu olan fotoğraflar da var. Ama kötü fotoğraflar bile hem basın tarihine hem de ülkenin siyasi ve kültürel tarihine dair çok kıymetli bilgiler sunuyor bize. Serginin açılışında konuşan küratör İdil Çetin, enstitü ekibiyle fotoğraflara baktığında bu yüzden şaşırdığını söylüyor ama Çetin’i asıl şaşırtan fotoğrafların anlattıkları olmuş. “Erken Cumhuriyet dönemiyle özdeşleşmiş o görsel repertuara pek uymayan fotoğraflarla karşılaştık. Mesela İstanbul'daki kent sorunlarından, şehirdeki türlü türlü eğlence biçimlerine, böyle tekinsiz kaynayan sokaklardan kentin doğasına ve kent yaşamını insanlarla beraber paylaşan hayvanlara kadar. Bugüne aktarılmamış böyle bir yekunla karşılaşmak bizim için çok heyecan vericiydi. Ve sergiye başlamaya karar verdiğimizde, ilk varsayımımız bu fotoğrafların kendi döneminde de yayınlanmamış olduklarıydı. Fotoğraf muhabirleri gündelik mesaileri arasında bu sahnelerle karşılaştıkça çekiyorlar ama bunları o dönemde de yayınlamadılar herhalde. Çünkü o zaman yeni yeni inşa edilen bir cumhuriyetin kurmaya çalıştığı o modern hayatla da çok tezat teşkil eden görüntülere rastlıyoruz sürekli. Dolayısıyla bunların yayınlanmamış bir basın arşivi olduğu varsayımıyla yola çıktık.

1790520663-cumhuriyetinkameraarkasi-21

“9 AYDA 20 BİN FOTOĞRAF NEGATİFİ İNCELEDİK”

Neredeyse dokuz ayımız bu 20 bin negatifi tek tek incelemekle geçti. Ve biz bunlar yayınlanmamıştır varsayımıyla yola çıksak da bir yandan da arşive bir anlam verebilmek için paralel bir basın araştırması yürütmeye başladık enstitüdeki ekibin de yardımıyla beraber. Ve orada bir başka şaşkınlık daha yaşadık. Çünkü bu fotoğrafların aslında, yani bu fotoğraf konularının gazetelere haber olduğunu fark ettik. Şimdi fotoğraf muhabirleri bugün olduğu gibi o zaman da bir olay anında çok fazla fotoğraf çekiyorlar. Bunların en iyileri yayınlanıyor haliyle. Dolayısıyla bu arşivde, daha ziyade o iyi olmayan fotoğrafların olduğunu ama o seride çekildiğini fark ettiğimiz fotoğrafların gazetelerde yayınlandığını görmek bizi çok şaşırttı. Çünkü erken cumhuriyet dönemine dair anlatılarda ve görsel repertuardan bugüne bunların filtrelenmediğini, tekrar tekrar anlatılan hikayelerin, tekrar tekrar dolaşıma sokulan fotoğrafların hiçbir zaman bunlar arasından seçilmediğini gördük. Biz de sergiyi onlar üzerine inşa etmeye karar verdik en nihayetinde. Basında da bunların, o kent sorunlarının, halkın dertlerinin, eğlence biçimlerinin aslında çok görünür olduğunu fark ettikten sonra, dönemin o 4 sayfalık gazete mantığını koruyarak arşivi bunun üzerinden okumaya karar verdik en nihayetinde.”

idilcetinveahmetersoy
İdil Çetin ve Ahmet Ersoy

GAZETELERDE YAYINLANMAYAN GÜNDELİK ATIKLAR

Serginin bir diğer küratörü Ahmet Ersoy da şöyle anlattı sergiyi, “Burada karşılaştığımız arşive, foto muhabirliği pratiğinin gündelik atıkları diyebiliriz. Çoğu gündelik olarak çekilmiş ve gazetede kullanılmamış fotoğrafların içinde bulunduğu çok karışık bir arşivden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu arşivin en öne çıkan özelliklerinden biri düzensizliği, yapılandırılmamış olması. Ve biz aslında bunun arşivin en büyük lütfu olduğunu düşünüyoruz. Yani bu, atık diyebileceğimiz fotoğraflardan hareketle aslında biz erken Cumhuriyet döneminin yaşanmış gündelik hayatının çok ham, çok pürüzlü, bazı bakımlardan sert dokusuna yaklaşabilme şansına sahip olduk. Bu da bizim için çok önemli, çünkü bu sayede erken Cumhuriyetle ilgili çok yekpare, çok oturmuş anlatılardan ve kolaycı bir takım, algılardan uzak durmamızı sağladı. Çünkü erken Cumhuriyetle ilgili özellikle bir takım çok egemen hatırlama biçimleri var. Ve bu arşivin karışıklığı ve Cumhuriyetin cumhuruna dokunan dokusu üzerinden baktığımız zaman, bu kalıpların bir sürüsünün çok dışında hem estetik olarak hem ideolojik olarak çok dışında hayat kesitlerine rastladığımızı görüyoruz. Bizim eleştirdiğimiz bu hazır, algı kalıplarından bir tanesi mesela nostalji.

1790520683-cumhuriyetinkameraarkasi-27

KADIN CİNAYETLERİ DE VAR HAKKI GASBEDİLEN SEÇMEN DE…

Yani özellikle 1930'ların, 40'ların İstanbul'u, Beyoğlu’su düşünüldüğü zaman çoğu zaman böyle hiç olmadığı kadar nezih, kentli, çok uyum içinde birçok medeni bir dünyadan bahsediyoruz ama sergide göreceğiniz fotoğraflarda evsizlere de rastlayacaksınız. Çok ciddi bir fakirliğe de maruz kalacaksınız. Seks işçilerini de göreceksiniz. Hemen Beyoğlu'nun arka sokaklarında hiç de egzotik olarak yüceltilemeyecek korkunç bir sefaletle, onun manzaralarıyla karşılaşacaksınız. Yine aynı şekilde erken Cumhuriyetle ilgili kalıpları düşündüğümüz zaman, hani çoğu zaman erken Cumhuriyet yalnızca dönüştürücü idealleri ve başarılarıyla anılıyor. Bunları arşivin belli kesitlerinde görebiliyoruz. Evet, ama diğer taraftan yine bu ham arşiv diyelim; erken Cumhuriyetin herkes için o kadar da dönüştürücü olmadığını, herkes için belki o kadar da başarılı olmadığını gösterebiliyor. Kadın cinayetlerine rastlıyoruz. Çocuk işçileri görüyoruz. Mesela 1930 yılındaki yerel seçimlerde Serbest Cumhuriyet Fırkası taraftarlarının sokaklara döküldüğünü, burada özellikle böyle durumlarda her zaman olduğu gibi kadınların çok da cesur bir şekilde ortaya çıktığını görebiliyoruz. 1947'de yerel seçimlerde Toroslarda bir dağ köyünde seçmen iradesinin nasıl gasp edildiğini ama o köyün kendi iradesini, kendi oylarını mahkemede nasıl savunduğunun örneklerini görebiliyoruz.”

1790520666-cumhuriyetinkameraarkasi-22

28 MART 2027'YE KADAR ZİYARET EDİLEBİLECEK

Yaklaşık 1910’lardan 1970’lere uzanan ve büyük bölümü İstanbul’da çekilen 90 bin 52 negatifi barındıran arşiv, Suna ve İnan Kıraç Vakfı 2011 yılında satın alınmış. Arşivin onarım, zarflama, kutulama ve dijitalleştirme çalışmaları 2013’te tamamlanmış; kataloglama süreci ise fotoğraflardaki kişi, mekân ve olaylara ilişkin yeni bilgilerle gelişmeye devam ediyor. Sergiye fotoğraf tarihi, basın kültürü, arşivcilik ve görsel hafıza başlıklarını ele alan kapsamlı bir katalog da eşlik ediyor. “Cumhuriyetin Kamera Arkası”, 28 Mart 2027’ye kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Müze salı-cumartesi günleri 10.00-19.00, pazar günleri ise 12.00-18.00 saatleri arasında açık. Cuma günleri 18.00-22.00 arasında tüm ziyaretçiler, çarşamba günleri ise öğrenciler müzeyi ücretsiz gezebiliyor. Gitmişten diğer katlara da uğramayı ihmal etmeyin. Soyut resmin önemli isimlerinden Frank Bowling’in 60 yılı aşan üretimi ve o güzelim renkleri Türkiye’de ilk kez kapsamlı bir sergiyle izleyici karşısına çıkıyor. “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle” başlıklı sergi, 31 Ocak 2027’ye kadar görülebilecek.

aslankoy-kutu

SEÇMEN İRADESİ MAHKEMEDE: ARSLANKÖY 1947

Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçiş sürecinde önemli aşamalardan biri, olaylı 1946 genel seçimleri sonrası 1947 yılında gerçekleştirilen muhtarlık seçimleriydi. İktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi ile yeni kurulan Demokrat Parti’nin yerel ölçekte karşı karşıya gelmesini sağlayan bu seçimlerin odağında, Mersin’in Arslanköy köyünde gerçekleşen ve seçmen iradesine dair tartışmaları ateşleyen olaylar vardı. Arslanköylülerin yaptıkları muhtarlık seçimini merkezi idare kabul etmedi; tüm köy halkı seçimlerin yenilenmesi talebine ve jandarmaların baskısına karşı çıktı ve seçim sandıklarını teslim etmedi. Çıkan arbede sonrasında 20’si kadın 42 kişi tutuklandı. Toplam 92 kişinin yargılandığı dava Konya’ya alındı. Köylüler “devlete karşı isyan” suçlamasına karşı oylarına sahip çıktıkları yönünde savunma yaptılar. Sergide gördüğümüz hızlı ve spontane alınmış fotoğraflar, Arslanköy kadınları ve erkeklerini mahkeme salonunda belgeliyor. İçinde kadın ve çocukların da bulunduğu Aslanköy davası 28 Şubat 1947 tarihinde başlayıp 11 duruşma yapılarak 23 Haziran 1948 günü karara bağlanmıştı. Yargılama, “Devlete isyan” iddiasıyla başlamış fakat mahkemenin ilerleyen aşamalarında “Kamu görevlisine mukavemet” şekline dönüştürülmüştür. Duruşmalar sonucunda sanıkların 19’una altı ay 11’er gün, 11’ine altı ay diğerlerinin ise beraatlarına karar verilmişti. Arslanköy olayları, seçim sonuçlarıyla ortaya çıkan halk iradesinin merkezi otorite tarafından yok sayılarak nasıl gasp edildiğini utanç verici bir tarih kesiti olarak gözler önüne seriyor. Ama Türkiye’de tarih tekerrürden ibaret. Bugün halkın oylarıyla seçilen belediye başkanları içerde, seçmenin verdiği oylar yok sayılmış ve gasp edilmiş durumda.

Kaynak:Nilay Can

Öne Çıkanlar