Ayşe Naz Hazal Sezen

Ayşe Naz Hazal Sezen

Çocukluk: Geçmiş Mi, Gelecek Mi?

Yetişkin olduğumuzda tasavvur edildiğimiz zihinlerin, anne-babamızın iç dünyasının ve doğduğumuz evin izlerini taşırız. Dolayısıyla, çocukluğumuz geleceğimizin de izlerini barındırır. Buna binaen, kaderimiz çocukluğumuz olur. Lakin öyle mi kalır? Kader, alın yazısı, mukadderat ya da kısmet adı her ne ise muhtevası değiştirilebilir mi? Geçmişin çizdiği gelecek rotasını farklılaştırmak; hatta çeşitlendirmek mümkün müdür?

img-8099.jpg

Çocukluğumuz kaderimiz,

Çocukluğumuz benliğimizin temeli,

Çocukluğumuz bugünümüzün dünü, yarınımızın ötesi.

Çocukluğumuz yalnızca geçmişimiz değil, geleceğimiz.

Büyüdüğümüz yanılgısına kapılıp, bir vakitler çocuk olduğumuzu unutsak da erken yaş deneyimlerimiz yetişkinliğimizi; erişkinliğimizse yetiştireceğimiz çocukları etkilemeye devam ediyor. Bazen farkında bazen değilken, ebeveynlerimiz yazmaya başlıyor kaderimizi. Anne ve babamızın zihnine hayalimiz ilk düştüğünde kim olacağımıza ya da olmayacağımıza dair ideallerin tohumları atılıyor. Annemizin uzantısı, babamızın kapsayıcısı, ailemizi bir arada tutacak yapıştırıcı, istenmeyen bir kazanın kurşunu, yılların beklenen umudu, sülalenin paşası, yarım kalmışlıkların günah keçisi ya da yeni bir birey olarak düşebiliyoruz rahime.

Yuva arayışı

İlk fiziki evimiz rahim, dış dünyaya karşı koruculuk yaparken annemizin iç dünyasına mutlak erişim imkânı veriyor. Annemizin içine akan gözyaşları, havada yankılanan kahkahaları, ebeveynlerimizin şefkatli dokunuşları, bize dair zihinlerinde çizdikleri resimlerin sesli tasvirleri derunumuzda ilk izleri oluşturuyor. Yetişkinlik yaşamımızda bu izlerin yansıması ise yuva arayışımızda belirginleşebiliyor. İzlerin derinliği arttıkça ne mega şehirlere sığabiliyor insan ne de ufak tefek köylere. İnsanın boşluklarından yankılanıyor sorular: Milyarlarca insanı sığdıran dünyaya ben de sığabilecek miyim, yoksa koskoca gezegende yersiz ve yurtsuz mu kalacağım? Ait hissedebilecek miyim kökün dedikleri yere, aksi halde ömrüm güvenli bir ev aramakla/rahime dönme isteğimle mi geçecek?

“Herkesin içinde başka türlü bir ev hayali. Bir çatı, bir yuva, bir sevgili, bir dost, bir ben*, hangi kisveye bürünürse bürünsün, içine girip sığınabileceği, orada kendini güvende hissedeceği imkânsız bir huzur telakkisi.” Ev- Nermin Yıldırım

Hangi eve doğduk?

İçine doğduğumuz ev yeteri kadar iyilerle dolu olabileceği gibi fiziksel ve duygusal istismarın olduğu, ihmale ve şiddete tanık olunabilecek bir yer; bağımlılıkların aile huzurunu ele geçirdiği, kayıp ve kederin ruhları griye boyadığı bir hane yahut fiziksel veya zihinsel yaşam mücadelesinin sürdürdüğü bir mesken olabilir.

img-8098.jpg

Görünmeden büyüyenler

Yaşam mücadelesi içindeyken çoğu zaman kimsenin taammüden hatası olmaz. Lakin zihinsel veya fiziksel mücadele gerektiren olaylarını atlatmaya çalışan kişinin zamana, enerjiye, ilgiye ve sevgiye ihtiyacı olabilir; tıpkı bir çocuğun ihtiyaçları gibi. Bu kişi bir ebeveynse kendi mücadelesindeki ihtiyaçları gidermeye çalışırken, çocuğunun ihtiyaçlarını ihmal edebilir. Dışarıdan bakıldığında çocuğun fiziksel ihtiyaçları eksiksiz, belki fazlasıyla karşıladığı görülebilir ancak bu duygusal ihtiyaçların giderildiği anlamına gelmeyecektir. Zira kendinde olmayanı çocuğa vermek güçtür. Kendi dünyalarında yaşam mücadelesi veren ebeveynler bazen çocuklarının duygularını fark etme ya da yanıt sağlama kapasitesine sahip olamayabilirler. Böylece, görünmeden büyür bazı çocuklar.

Çatışmalı ortaklıkta arada kalanlar

Anne ve babanın dengeleyemediği fırtınalı ilişkilerin içine doğan çocuklar umut edilenin aksine aile istikrar getiremezler; hatta ekseriyetle taraflar arası kamplaşmada arada kalırlar. Çocuğun iyiliği için sürdürüldüğü iddia edilen çatışmalı bu ortaklık sevgi ve istikrar ihtiyaçlarını karşılayamadıkça çocuk, yaşananlar için kendini suçlamayı öğrenir. Kendini yük hissederken küçük bedenine ömür boyu haiz olacağı, bırakmanın mümkün olmadığını zannedeceği suçluluk yükünü de ekler. Bedenine ve aklına sığmayacak yetişkin sorunları arasında bir de yüklendiği suçluluk duygusuyla büyür.

Korku, ceza ve büyükler arasındakiler

Bazen ebeveynlerse çocuklarını korku ve endişelerle besleyerek de büyütebilir. Çocuğun büyüme yolculuğunda rehberlik, destek ve bağımsızlık sunmak yerine koruma isteği altında güven sorunlarıyla, tehlike uyarılarıyla bağımlılık inşa ederler. Yetişkinliğin bir işareti olan ayrışmayı gerçekleştiremeyen, kendi yuvasını inşa etmek için kanat çırpmaktan korkan, ebeveynlerinin tahsis ettiği maddi veya manevi sınırların dışına çıkamayacak çocuklardır.

Kimi zamansa katı sınırlar ve sık verilen cezalar sonucunda kaygılı ve takıntılı büyür bazı çocuklar. Ailesinin tutarsızlıkları içinde ebeveynlerine göre neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmek ve onların doğrularına biat etmek zorunda kalan çocuklar kendi isteklerinden bihaber yetişkin olurlar. Azar işitmemek ve başkalarını memnun etmek arasında benliklerini tanıma fırsatı bulamayabilirler.

Bazense çocuğun anne ve babanın yerine ebeveynlerin anne ve babaları vardır: büyükanneler ve büyükbabalar. Geniş ailenin desteği ve varlığı çocuğun gelişiminde besleyici olabilirken, büyük ebeveynlerin varlığındaki artış çocuk için anne ve babanın yokluğu anlamı taşıyabilir. Kendi ebeveynlerinin yokluğu çocuğun duygusal dünyasında ihmal edilmişliğin izlerine dönüşebilir.

Ait hissedeceği eve yol aralar

Yetişkin olduğumuzda tasavvur edildiğimiz zihinlerin, anne-babamızın iç dünyasının ve doğduğumuz evin izlerini taşırız. Dolayısıyla, çocukluğumuz geleceğimizin de izlerini barındırır. Buna binaen, kaderimiz çocukluğumuz olur. Lakin öyle mi kalır? Kader, alın yazısı, mukadderat ya da kısmet adı her ne ise muhtevası değiştirilebilir mi? Geçmişin çizdiği gelecek rotası farklılaştırmak; hatta çeşitlendirmek mümkün müdür?

Esasında, geçmiş önümüzde; yani geleceğimiz. Geçmişimiz adına şimdide yaptıklarımız geleceğimiz olacak. Geçmişe bakıp yakınmak, ahlamak, öfkelenmek ve geçmişse bakarak durmak da mümkün; geçmişin etkisini dönüştürebilmek adına şimdide ne yapılabileceğine karar verip gelecek için devinmek de mümkün. Geçmişimizde açık kalan yaraları bulmak, karşılanmamış ihtiyaçlarımız tespit etmek veya çözülmemiş meselelerimize el atmaya cesaret edebilmek geçmişimizi geleceğimiz kılar. Yaşadığımız an, geçmişi geleceğimize dönüştürerek ait hissedeceğimiz eve yol aralar: ben’liğimize. Ancak yıkarak, dökerek, bazen yanarak ve nihayetinde gerisingeri defalarca inşa ederek bulabileceğiz aidiyetimizi/evimizi/benliğimizi…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşe Naz Hazal Sezen Arşivi