Tuğçe Küçük

Tuğçe Küçük

SİTKOM SABRİNA’DAN FEMİNİST GOTİK SABRİNA’YA…

Netflix’te yayınlanan Chilling Adventures of Sabrina, karşımıza özgür ruhlu, normlara boyun eğmeyen, güçlü bir kadın figürü üzerinden feminizm içerisinde simgeleşen bir ‘cadı’ karakteri çıkarıyor. Ancak dizinin son sezonunda açıkça hayal kırıklığı yaşadığımı kaydetmeliyim. Cadıların, şeytanı ve papazı yenmeleriyle akademide ve cehennemde yalnızca kadınların rol aldığı bir yönetim başlıyor ki bu feminizm değil, olsa olsa ters-cinsiyetçiliktir... Ataerkilliği zorbalık olarak görüp “anaerkil” bir düzen kurmak feminizm karşıtlarına eleştiri hakkı doğurmaz mı? Zaten feminizm ters-cinsiyetçilik etiketi ile de savaşıyorken feminist alt metinli bir diziye böyle bir senaryo yazılması bu karşıt kitleye haklı oldukları duygusunu vermez mi?..

Karikatür, animasyon, film ve dizi olarak farklı versiyonlarla karşımıza çıkan, özellikle de 1990’lı yıllarda yayınlanmış “sitkom” (durum komedisi) hali ile hatırladığımız sevilen karakter “Sabrina”, son olarak Netflix’te Chilling Adventures of Sabrina’da geçmişteki yorumlarından oldukça farklı bir formda statükoya başkaldıran, feminist hareketi içinde barındıran, korku temalı bir temsil olarak karşımıza çıktı.

Yüz yıllar boyu ataerkil düzene meydan okuyan kadınlara ‘cadı’ yaftasıyla zulmedildi. Ancak cadılık, feminizm içinde ‘evcilleşmemiş, kızgın, neşeli ve ölümsüz’ sıfatlarıyla bir sembol haline gelmiştir. İşte “Sabrina”, bu yeni Netflix versiyonunda özgür ruhlu, normlara boyun eğmeyen, güçlü bir kadın figürü üzerinden feminizm içerisinde simgeleşen ‘cadı’ya hayat veriyor.

Özgürlük ya da güç… Mesele hangisi?..

On altıncı yaş gününde özgürlüğü ile cadılık güçleri arasında bir seçim yapmak durumunda bırakılan Sabrina’nın (Kieman Shipka) ataerkil düzen ile mücadelesi bu seçimi yapmaya zorlanması ile başlıyor. Çünkü o, her ikisine de sahip olmak istiyor. Dizide Sabrina’nın çevresindeki cadılar, güce sahip olmak karşılığında özgürlüklerinden feragat etmenin sakıncası olmadığını düşünmekteler. Burada hepimizin aşina olduğu, “Kadınlar yeterince hakka sahipler, neden daha fazlası için uğraşıyorlar” sorusu karşımıza çıkıyor. Aslında ‘yeterince’ sahip olunan haklar da mücadele sonucu elde edilmedi mi?..

Sabrina’nın bu karşı çıkışı doğuştan sahip olunan, ancak yüzyıllardır esintisiyle savrulduğumuz toplumsal cinsiyet normlarının getirisiyle sınırlanan hakların kazanımı için mücadele eden modern feminizmi temsil ediyor. Cadılık konusunda Sabrina’dan daha deneyimli olan Prudence’ın (Tati Gabrielle) “Karanlık Lord hiçbir kadının hem güce hem de özgürlüğe sahip olmasına izin vermez. Neden? Çünkü o bir erkek, değil mi?!" ifadelerinden de anlaşıldığı gibi paralel bir evrende farklı geleneklerin içinde resmedilen ataerkil düzen yine boyun eğme ve fedakârlık yapma zorunluluğunu kadınlara yüklüyor. Çünkü fazla özgürlüğe ve güce sahip kadınların ataerkilliği yıkacağı korkusu metaforlarla anlatılan cadıların dünyasında da, içinde yaşadığımız hakiki erkek egemen dünyada da kol geziyor. Eril toplumlar için kadının özgürlüğünün sadece erkeğin güç ve özgürlüğünü sınırlamayacak yere kadar uzanabildiğini söylemek yanlış olmaz.

“Kesişimsel feminizm” örnekleri

Chilling Adventures of Sabrina feminizmin kapsayıcılığına da değiniyor. Sabrina’nın transseksüel arkadaşı Susie okuldaki futbol takımında zorbalığa uğradığında Susie’yi desteklemek için okulda bir kulüp kuruluyor. Kadınların ötekileştirilmesinin de sınıflara ayrıldığını, feminizmin de maalesef sınıflanmalara tâbi olduğunu biliyoruz. Örneğin Amerikalı kadınların oy hakkı kazanmak için verdikleri mücadelede çift-dezavantaj durumunda olan Afro-Amerikan kadınlara yer verilmek istenmemesi ya da dizide olduğu gibi farklı cinsiyet kimliklerinin mücadeleye dahil edilmemesi gibi... Dolayısıyla dizide okulda kurulan kulübün, sadece Beyaz orta sınıf kadını kapsayan bir feminizme karşılık “kesişimsel feminizmi” örneklediği söylenebilir.

Cadılar dünyası ağırlıklı olarak kadınlardan oluşuyor. Ancak öngörülebileceği üzere güç ve karar yetkisi şeytan ve papaza ait. Başta muhafazakâr fikirlerle erkek egemen düzene sahip çıkan Zelda Hala (Miranda Otto), Papaz Blackwood (Richard Coyle) ile evlendikten sonra Blackwood’un kadın olarak kendisinden bir adım geriden yürümesine kadar varan aşağılayıcı üslubu ile gerçek kimliğinin erilliğe hizmet etmekten fazlası olduğunu keşfediyor.  Bu durum her birimizin hayatında da böyle değil midir? Farklı yaşantılar sonucu farklı fikirlerle şekillenen her bireyin kendi gücünü keşfetmesi yine kendi dünyasında edindiği deneyimlere dayanır.

Ters-cinsiyetçiliğe savrulma

Buraya kadar kadınların duruşuna katkıda bulunacağını düşündüğüm ve izlerken beni heyecanlandıran sahnelerden birkaçını örnek vererek çözümlemeler yapmaya çalıştım, ancak dizinin son sezona geldiğimde açıkça hayal kırıklığı yaşadığımı da kaydetmeden geçmemeliyim. Son sezonda cadıların, şeytanı ve papaz Blackwood’u yenmeleriyle akademide ve cehennemde yalnızca kadınların rol aldığı bir yönetim başlıyor. Bu feminizm değil, olsa olsa ters-cinsiyetçilik!.. Bu şekilde ataerkilliği zorbalık olarak görüp anaerkil bir düzen kurmak feminizm karşıtlarına eleştiri hakkı doğurmaz mı? Zaten feminizm ters cinsiyetçilik etiketi ile de savaşıyorken feminist alt metinli bir diziye böyle bir senaryo yazılması bu kitleye haklı oldukları duygusunu vermez mi?..

Erkekliğin insanî eksikliği!

Ataerkilliğin kadınları nasıl tahakkümü altına aldığını hepimiz biliyoruz ve bunu Sabrina’nın bu versiyonunda da izlemekteyiz. Ancak ataerkil toplum düzeninin kadınların olduğu gibi erkeklerin de boğazını sıktığını unutmayalım; çoğu zaman erkekler bunun bilincinde olmasa da… Bütün bunları düşünüp kaydederken hocam Tayfun Atay’ın bu konuya dair söylediklerini de hatırladım: “İnsanlıktan eksilerek ‘erkek’ olmak.”  Toplumsal cinsiyet normlarına göre aslında insani olan ağlamak, merhamet duymak, sevecenlik, incelik kadına ait. Sertlik, ciddiyet ve şiddet erkeğin payına düşmekte.

Halbuki Atay’ın belirttiği gibi erkek, insanlığından eksilmeden de kendini var edebilir. Söylemek istediğim, zorbalığa meydan okurken ataerkil kültürden gelen toplumsal cinsiyet normlarının hem kadının hem erkeğin hayatını kalıplara soktuğunu unutmamak. Feminizm eril iktidarı yıkıp kadınların uygarlığını inşa etmeye çalışmıyor. Aksine feminizm erkeği de kadını da ataerkilliğin içindeki sıkışmışlığından kurtarmaya çalışıyor. Feminizmin bireye özgürlük, adalet ve eşitlik sağlamaktan başka derdi yok. Dizide bu yönde vurgulara ya da dokundurmalara rastlamamak da bir eksiklik olarak not edilebilir.

Öyle bile olsa Chlling Adventures of Sabrina güçlü kadın karakterlerin resmedildiği yapımların çoğalmasına kucak açması itibarıyla umut vaat ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Tuğçe Küçük Arşivi