Beşiktaş umut verdi
Bu memlekette "Bu da olmaz" dediğiniz ne varsa olur.
Sezon geçer, artısı, eksisi konuşulur yazılır, defteri tutulur.
Yenisi gelir hepsi okunmamış raporlar bölümüne çoktan kaldırılmıştır. Ders bu memlekette nedense ilkokullarda kalmış, tahtaya asılı fişlerle anılır olmuştur.
Sezonun ilk derbisi öncesinde genel ahval ve şerait böyle idi.
Beşiktaş rakibine oranla daha hazır görünüyordu, daha umut veren bir top oynuyordu. 21 kramponuyla yolunu ayırmış, 10 yeni ismi kadrosuna katmış Beşiktaş’ta aşı tutmuş görünüyordu. Takımın yaş ortalaması 24,5 düşürüldü. Ve hoca. Yeni hoca, Beşiktaş ailesinin kalbini, oynattığı pozitif, inatçı, yan paslar yerine kanatları düşünen, kaptırdığı topun peşinden koşan, yaslanmayan, oyun anlayışı ile erken evvel kazandı.
Vincenzo Italiano derbi öncesinde heyecanlıydı. İki takımın orta sahasına dikkat çekti, iki Fransız’a karşı iki Türk’ün mücadele edeceğini söyledi. İsmail Kartal ise oyun disiplininin önemini vurguladı. Ev sahibi takımın tribün avantajı ortadaydı. Ama iki binin üzerindeki Beşiktaş da kendine ayrılan tribünde, taraftarlığın ne olduğunu dosta düşmana gösteriyordu.
Bu kadar şaibeli bir hakem atamamalı diye konuşuldu maç düdüğü öncesi. Liyakat memleketin asıl sorunu olduğu için yine üzerinde durulmadı.
Fenerbahçe daha iyi başladı müsabakaya. Özellikle sertlik konusunda. Trossard’a yapılan faullere gülüp geçen orta ve yardımcıları şiddetin artmasının da gerekçesiydi.
Belli ki hızlı oynayanın kazanacağı maç olacaktı. Ama Beşiktaş rakibini, tümüyle rakibinin sahasına dizilmesini bekleyip atağa kalktığı her girişiminde sadece ter idmanı yaptı. Bu idmanların birinde iyice gevşeyince Fenerbahçe boş-beleş bir golle öne geçti. Skriniar taksimetrenin havalimanı ücreti yazacağı mesafeden gelip tabelayı değiştirdi.
Fener ise golü beklemediği yerden, Rıdvan’ın sol ayağından yedi. Trossard’ın nefis pası da kayıtlara geçmeli. Pası Quaresma’nın trivelasını andırdı.
İrfan Can Kahveci’nin ceza sahası çizgisiyle ispatlanmış ofsayt golüne itirazı da bir ahlak çöküntüsü değil de neydi? Aynı topçunun dakikalarca yerde yatmasına takım arkadaşları dahi inanmadı, saniyeler sonra utanmasını çoktan yitirdiğinden depara kalktı.
Beraberlikte bitti ilk yarı. Maneviyat ve ahlak Beşiktaş’ta var idi, rakibinde yoktu. Haksızlık olmasın Oğuz, Guendouzi ve Greenwood ayrı tutmak lazım o kalabalıktan.
İkinci yarının başında Beşiktaş’ın buz gibi golünü vermedi şaibeli orta düdük. VAR’a gitmedi. İhtiyacı VAR değil onun. Ama iptal edilen golün açıklamasını futbol bilen biri açıklar da öğreniriz.
En az hakem kadar Fenerbahçe’nin kaptanlığını emanet ettiği Skriniar da futbolun leşlerinden biri. Oyunu çirkinleştirme starları bunlar.
Beşiktaş nefis paslaşmalarla ikinci golü buldu. Bu Skriniar’a da bir yanıt gibiydi.
Kerem Aktürkoğlu Fener’in kendini imha aracı gibi. Sahte bir penaltı almaya çalıştı tribünleri tahrik etti. Nafileydi.
Beşiktaş, tüm denemelere rağmen gol yememeyi başardı ve sezonun ilk derbisinden galip ayrılmayı başardı.
Büyük Ata’mızın sözüyle bitsin bu yazı, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim…"