Türkiye’nin dünyadaki yeri üzerine önermeler
Dış politika bizde çoğu zaman dosyalar üzerinden konuşulur. Suriye, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Rusya, Avrupa Birliği, Gazze… Ama asıl eksik, bütün bu dosyaların üzerinde duran bir yön duygusu sanki.
Büyük güç rekabetinin sertleştiği, savaşın, enerjinin, teknolojinin ve ticaretin birbirine geçtiği bir dünyada her krize ayrı ayrı tepki vermek yetmez. Türkiye’nin nasıl bir yer aradığına dair açık bir çerçeveye ihtiyacımız var.
Güç yalnızca ordu ve coğrafya değildir
Türkiye’nin konumu, ordusu, nüfusu ve ekonomisi önemli. Ama bir ülkenin ağırlığını yalnız bunlar belirlemiyor.
Hukukuna güvenilen, kurumları çalışan, bilim ve teknoloji üreten, yetişmiş insanlarını kaybetmeyen bir ülke dışarıda da güçlüdür. Kuralları kişilere göre değişen, yarını kestirilemeyen bir ülkenin diplomatik ağırlığı ise azalır.
Demokrasi bu yüzden yalnız bir iç politika meselesi değildir. Hukuk devleti ve özgür toplum dış politikayı da güçlü kılar.
BAĞIMSIZLIK YALNIZ KALMAK OLMAMALI
Bağımsızlık bazen herkese mesafe koymak, ittifakları peşinen sakıncalı görmek, herkese meydan okumak gibi sunuluyor. Oysa ölçü, kendi kararlarını verebilme kapasitesidir.
Cumhuriyet’in tecrübesi de bunu gösteriyor. Lozan’dan Montrö’ye, Avrupa Konseyi’nden NATO’ya uzanan çizgide Türkiye hareket alanını dünyadan uzaklaşarak değil, diplomasiyle ve ilişkilerini çoğaltarak genişletti.
Bugün de NATO içinde olmak ve Avrupa yönelimini korumak, başka merkezlerle güçlü ilişkiler kurmaya engel değil.
Elbette her ittifak sorumluluk getirir. Mesele hiç yükümlülük üstlenmemek değil, alınan riskin karşılığında hangi güvenliğin kazanıldığını bilmektir. Dostlukları geliştirmek, her dostla karşılıklı savunma taahhüdüne girmeyi gerektirmez.
Stratejik özerklik, seçeneklerle birlikte karar verme kapasitesini de güçlendirmektir.
DIŞ POLİTİKA SONUÇ ÜRETMELİDİR
Başarıyı liderlerin kişisel yakınlıklarıyla, zirve fotoğraflarıyla ya da sert çıkışlarla ölçmek kolay. Ama doğru ölçü bu değil.
Vatandaş daha kolay vize alabiliyor mu? Pasaportumuzun itibarı artıyor mu? Yatırım geliyor mu? Şirketlerimiz yeni pazarlara ulaşabiliyor mu? Gençler dünyaya açılabiliyor mu?
Bunlar dış politikanın tali sonuçları değil, başarı göstergeleridir.
Kurumları devre dışı bırakan, bugün söylenenin yarın tersine çevrilebildiği diplomasi güven üretmez. Dış politika içeride alkış toplama sahnesine dönüştüğünde bedelini toplum öder.
BARIŞÇILIK GÜÇSÜZLÜK DEĞİLDİR
“Yurtta barış, dünyada barış” edilgenlik değildir. Türkiye sınırlarını koruyacak, terörle mücadele edecek, Ege’de, Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta haklarını savunacak güçte olmalıdır.
Ama güç sahibi olmakla sürekli güç gösterisine ihtiyaç duymak aynı şey değildir. Caydırıcılık, gerektiğinde güç kullanabileceğinize karşı tarafı inandırarak mümkünse onu kullanmak zorunda kalmamaktır.
GÜVENİLİRLİK DE GÜÇTÜR
Müttefikleriniz sözünüzü tutacağınızı, rakipleriniz neleri kabul etmeyeceğinizi, komşularınız anlaşmalara bağlı kalacağınızı biliyorsa ağırlığınız artar.
Verdiğimiz sözü tutacaksak, hangi sözü verdiğimize de dikkat etmeliyiz.
Koşullar değişir, politikalar değişebilir. Ama ilkeler günlük siyasi hesaba göre yer değiştirmemelidir. Uluslararası hukuku yalnız bize yaradığı zaman savunamayız. Gazze’deki ihlallere karşı çıkıyorsak başka coğrafyalarda başka ölçü kullanamayız. Egemenliği ve toprak bütünlüğünü dost ve rakip ayrımı yapmadan savunmalıyız.
PEKİ NASIL BİR TÜRKİYE?
Demokrasisiyle güçlü, dünyada güvenilir, geleceğini özgürce belirleyen bir Türkiye.
Kişilere değil kurumlara dayanan. Hamaset yerine sonuç üreten. İttifaklarını güvenliğine ve bağımsızlığına katkısıyla değerlendiren. Hakkını savunurken kavga aramayan. Gücünü barışı korumak için kullanan bir Türkiye.
Sıfırdan dış politika icat etmek gerekmiyor. Köklü diplomasi birikimimizi bugünün dünyasına uyarlamak gerekiyor. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında dünyadaki yerimizi yeniden tarif etmeye buradan başlayabiliriz.