DİJİTAL BAĞIMLILIĞIN ALKOL VE UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞINDAN FARKI YOK!

Bilgisayar karşısından kaldırılamayan, ellerinden tableti, telefonu düşürmeyen çocuklar Covid 19 salgınıyla birlikte ekranlara daha çok bağlandı. Hiç bitmeyen sanal oyunlar, uzayıp giden mesajlaşmalar, sürekli birbirini takip eden video içeriklere uzaktan eğitim süreci de eklenince çocukların ekran karşısında geçirdiği süre uzadı. 

Psikiyatr Kemal Sayar ve Psikolog Sezin Benli bu konuda ailelere rehber olabilecek bir kitap hazırladı. Kemal Sayar kitabın “Dijital kuşatma altında birbirine yabancılaşan, ruhen çok uzaklara dağılan aileler için bir toparlanma çağrısı” olduğunu belirtiyor. Kitabın son bölümünde ailelere bir teknoloji kullanma kılavuzu da sunuluyor. Kitapla ilgili sorularımızı Dijital Çocuk yazarları Psikiyatr Kemal Sayar ve Psikolog Sezin Benli yanıtladı.

Kitabın yayınlanmasında salgının etkisi oldu mu?

Kitap fikri çok daha önce oluşmuştu, salgından çok daha önce zaten ekranlar yeni kuşakları kuşatmıştı. Kendi klinik popülasyonumuzda da sarsıcı örnekler görüyor ve anne babaların yakınmalarını dinliyorduk. Bize sorulan sorulara toptan ve daha kuşatıcı bir cevap verebilmek için bu kitabı yazdık.

Salgın insanlarda ekran bağımlılığına yol açmış olabilir mi?

Salgın ekran bağımlılığını tırmandırıyor, uzun saatler ekrana yapışık yaşayan çocuk ve gençlerimiz organik/ yüz yüze hayattan giderek uzaklaşıyor ve bağımlılığa kayıyor. Ekran bağımlılığı günümüzde artık bir salgın boyutuna tırmanmış durumda. Pek çok genç ekrandan uzaklaştıklarında sudan çıkmış balığa dönebiliyor, hatta bazıları okudukları iyi okullardan uzaklaşmak zorunda kalabiliyor.

KUTU

DİJİTAL BAĞIMLILIK

Dijital bağımlılığı nasıl tanımlarsınız? Diğer bağımlılık türleriyle benzerlikler gösteriyor mu?

Dijital bağımlılık, teknoloji ile ilgili tüm konularda sağlıklı olmayan, sorunlu davranış kalıplarını işaret ediyor. Bir kişide dijital bağımlılığı fark etmek için en temel kullandığımız kriter kişinin ekran başında geçirdiği süre değil, kişinin psiko-sosyal işlevlerinin bozulmasıdır. Örneğin, günde üç saat ekrana bakan biri işine, evine, ilişkilerine zaman ayırıp psikolojik iyilik halini ve sosyal işlevselliğini sürdürebiliyorsa bu kişiye bağımlı demek zor. Kişinin ekran başında geçirdiği süreyi takip edememesi, kontrolü kaybetmesi, her geçen gün daha fazla kullanması, azaltma girişimlerinin etkili olmaması gibi durumlarda bağımlılıktan söz edebiliriz. Dijital bağımlılık, temelde semptomları açısından diğer tüm bağımlılıklarla benzerlik gösteriyor. Alkol ya da uyuşturucu bağımlılığından tek farkı vücuda dışarıdan bir kimyasal bileşen alınmaması. Ancak, kumar bağımlılığı ya da alışveriş bağımlılığı gibi diğer davranışsal bağımlılıklarda olduğu gibi beynin haz alma bölgesini uyararak davranışın tekrarlanmasını sağlıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de çocukların bilgisayar kullanımı 8, internet kullanımı 9, cep telefonu kullanımı 10 yaşında başlıyor. Erken yaşta teknoloji kullanımının çocukların beyin gelişimine etkileri neler?

Bu aletlere erişim, çoğu zaman eğitim için gerekli olsa da aynı zamanda internet ve sosyal medyaya erişim anlamına da geliyor. Çocukları, internette karşılaşabilecekleri zararlı içeriklere de henüz öğrenmeye hazır olmadıkları konulara da sosyal medyada kendilerini diğerleriyle karşılaştırarak kötü hissetmeye de açık hale getiriyor. Çocukları bu tip tehlikelerden korumak için ebeveynlerin çocukların internet kullanımlarını denetlemeleri gerekiyor.

“ÇOCUKLARIN DİKKAT SÜRELERİ GİDEREK KISALDI”

Öğretmenler, çocukların giderek daha çabuk sıkıldıklarını, daha çok molaya ihtiyaç duyduklarını, odaklanmakta zorluk yaşadıklarını söylüyorlar. Yapılan araştırmalar, çocukların küçük yaştaki ekran kullanımlarının seneler içinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu geliştirme risklerini arttırdığını gösteriyor. Bu yüzden özellikle küçük yaşlarda ekran kullanımı asgari düzeyde tutulmalı ve genellikle öğretici içeriklerle sınırlanmalı.

“TELEVİZYON İZLERKEN DAHİ ELİMİZDE TELEFONUMUZ VAR”

Son dönemde çocuklarda dikkat eksikliği üzerine yapılan çalışmalar öne çıkıyor. Daha önce hepimiz çok mu dikkatliydik? Ne oldu da zihinlerimiz dağınık hale geldi?

Son dönemlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısının eskiye oranla kat ve kat daha fazla konuşulmaya başlandığını görüyoruz. Bu tanıyı koymaktaki kriterlerimiz mi düştü yoksa odaklanma bozukluğu yaşayan çocuklar mı arttı sorusunun cevabı henüz bilimsel araştırma konusu olmadı ancak dikkat dağınıklığı probleminin günlük hayattaki ekran kullanımımızla birlikte artması tesadüf değil. Televizyonda bir şey izlerken bile elimizde telefonlarımız oluyor. Önümüze sunulan tüm içerikler dikkatimizi onlara vermemiz için yarıştığından, sürekli bir uyaran bombardımanına tutuluyoruz. Soluk soluğa bir aksiyon filmi izledikten hemen sonra kitap okumaya başlayamayız çünkü aşırı uyarılmış sinir sistemimiz bir anda sakinleşemez. Bir yetişkinin olgun beyni bile aşırı uyarılmış halden çıkmakta zorlanırken, çocukların bu uyaranlarla dolu dünyada dikkatlerinin ve zihinlerinin nasıl etkilendiğini düşünün.

Bu durum öğrenme süreçlerimizi nasıl etkiliyor?

Zihinlerimizin hızlı sahnelere, renklere, seslere, saniyelik eğlencelere alışması çocukların öğrenme süreçlerini çok etkiliyor. Çocukların odaklanma süreleri değiştiği için öğretme sistemimizin de değişmesi gerekiyor. Teknoloji çağındaki çocukların düşünme şekliyle, çocuklara öğretme biçimimiz arasındaki makas her geçen gün açılıyor. Tek taraflı, öğrencinin pasif durumda olduğu bir öğrenimden, çift yönlü ve öğrencinin aktif katılımı ile öğrenimi çağımıza daha uygun bir model. Eğitimin içeriğinin gerçek dünyayla ilişkili, eğlenceli ve ilgi çekici olması ve teknoloji ile desteklenmesi çocukları öğrenmeye daha çok motive ediyor.

Çocukların doğru ve dengeli medya kullanımı için ailelerin sorumlulukları neler? Hangi noktada aileler bir uzmandan destek almalı?

Ekran ve medya kullanımı için kilit sözcük: Dengeli. Yaşadığımız çağ teknolojiden uzaklaşabileceğimiz bir çağ değil. O yüzden yapmamız gereken ilk şey kendimizi teknoloji konusunda eğitmek, araştırmak ve bilgi sahibi olmak. İkinci olarak teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkartamayacağımızın farkında olarak, gerçek hayat ve teknoloji arasında doğru bir denge kurmak. Önemli olan teknolojinin ailenin birlikte geçirdiği zamandan çalmasını önlemek. Teknoloji kullanımdan ötürü çocuğun gelişimi, akademik başarısı, ilişkilerinin etkilendiğini düşünüyorsanız bir uzmana danışmanız gerekiyor.

KUTU

“ANNE BABALARIN ÇOCUKLARININ FOTOĞRAFLARINI YAYINLAMASI BİR HAK İHLALİDİR”

Bazı anne babalar çocukları için Instagram, Facebook, Tik Tok gibi platformlarda hesap açıyor. Çocukların dijital ayak izleri bebeklikten itibaren oluşmaya başlıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çocukların çevrimiçi ortamlarda güvende kalmalarını nasıl sağlarız?

Bazı anne-babaların hem çocukları için sosyal medya hesapları açtıklarını hem de kendi hesaplarında çocukları ile oldukça fazla bilgi paylaştıklarını ve görsellerini paylaştığını görüyoruz. Bu birincil olarak tehlike arz etmesinin yanında aynı zamanda bir hak ihlalidir. İnternette paylaşılan hiçbir bilgi, hiçbir görsel silinemez. Biz silsek bile internette paylaştıklarımızı kimin gördüğünü, kimin kaydetmiş olabileceğini bilmemiz mümkün değil. Ebeveynleri tarafından bu şekilde kullanılan çocuklar daha on sekiz yaşlarına bile gelmeden arkalarında onların izni dışında (on sekiz yaşından önce yasal olarak izin veremezler) kendileriyle ilgili tonlarca bilgi bırakıyor. Özellikle yurtdışında sosyal medya çağında büyümüş ve ebeveynlerinin hesaplarında kendi bilgileri ve görselleri paylaşılmış pek çok çocuğun büyüdükten sonra ailelerine hak ihlalleri davaları açtığını bile görüyoruz. Ekranlardan tamamen uzaklaşmak herkes için çok gerçekçi bir çözüm değil ama paylaştığımız şeyler hakkında çok dikkatli olmamız gerekiyor ve internette güvenlik hakkında kendi çocuklarımıza da aynı bilgileri aktarmamız gerekiyor. Çocuklarımızın internetteki güvenliği de gerçek hayatta olduğu gibi bizim sorumluluğumuzda.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eda Yılmayan Arşivi