Uluburun Batığı

Yıl M.Ö. 1300. Sıcak bir yaz sabahı. Levant’ın(1) işlek limanlarından birinde(2) hummalı bir çalışma sürmekteydi. İskeleye bağlanmış -ve o günün ölçülerine göre büyük- 16 metrelik ahşap teknenin dolmak bilmez ambarına yük taşımaktaydı ter içindeki liman işçileri. Gemi kâtibi yüklenen malları elindeki balmumu kaplı ahşap tablete(3) işlemekteydi dikkatle.

Gövdesi Lübnan sediriyle kaplı, omurgası meşeden yapılma bu gösterişli gemi, kavela ve zıvana adı verilen bir teknikle inşa edilmişti. Bu yöntemde, tüm ahşap parçalar birbirine adeta bir yapboz gibi kenetleniyor ve ahşap çubuklarla (kavelalarla) sıkıca tutturuluyordu.

Asıl şaşırtıcı olan geminin zengin yüküydü; Baktriya’dan (Afganistan) gelmiş 1 ton kalay dışında, 140’tan fazla amfora(4) içinde, terebinth(5) reçinesi, badem ve incir istiflenmişti. Ama Gemideki asıl değerli mallar, fildişleri, Mısır’dan altın takılar, Baltık’tan kehribar, abanoz kütükleri, Afganistan'dan lapis lazuli(6) ve Firavun’un sarayından çıktığı anlaşılan Nefertiti’ye ait altın bir mühürdü.

Bakır Adası

Son talimatlar verildi, halatlar çözüldü. Önce yan kürek, sonra ketenden kare yelkeni dolduran hafif rüzgarla açık denize doğru yol aldılar. İlk limanları belliydi: Kıbrıs, “Bakır adası”. Mısır’ın görkemli tapınaklarında, Mikenlerin silah ve zırhlarında, Hititlerin tarım aletlerinde kullanılan bakır, Kıbrıs’tan çıkarılırdı.

Birkaç gün sonra Kıbrıs’ın dağlık silüeti ufukta belirdi. Gemi, adanın güneyindeki bir limana yanaştı. Burada, 10 tonu aşkın bakır külçe ambar ve güverteye dikkatlice yerleştirildi. Her biri “kulağa benzer” şekilli(7) ve ağırlığı 30 kiloya yaklaşan külçelerle geminin yükü iyice ağırlaştı. Bakır yanında, Kıbrıs seramik çömlekleri, zeytinyağı ve şarapla dolu amforalar da yüklendikten sonra gemi batıya, Ege Denizi’ne doğru yola çıkmak için hazırlandı.

222222222.jpg
Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi'ndeki, geminin gerçek boyutlarında kopyası

Yeniden denize açıldıklarında Likya kıyılarını takip ederek ilerlemeye başladılar. Ancak Ege’nin güvenilmez rüzgarları kendini gösterdi ve ani bir fırtına patladı. Bir süre bu şekilde yol almaya çalıştılar ama sıkıca istiflenmiş ve sabitlenmiş olsa da geminin 20 tonu bulan ağır yükü, hızlı yol almalarına engel oluyordu. Bir gece, Antiphellos(8) açıklarındayken hava daha da kötüleşmeye başladı. Hırçın rüzgâr kıyıdaki dik kayalıklarına doğru itiyordu onları. Kıyıya sürüklenmeyi engellemek için gemideki 24 çapa taşının(9) hepsini birer birer denize bıraksalar da fayda etmedi, fırtına daha güçlüydü. Sonunda büyük bir çatırtı duyuldu ve gemi alttan gelen sert darbeyle sarsıldı. Su altındaki keskin kayalara bindirmişlerdi. Mürettebatın çığlıkları rüzgâra karışırken gemi su alarak yan yattı ve taşıdığı ağır yükün etkisiyle kısa sürede suya gömüldü. Ve orada, 3.300 yıl boyunca unutuldu, ta ki 1982’de Bodrumlu sünger avcısı Mehmet Çakır Kaş yakınlarındaki Uluburun bölgesinde dalış yaparken suyun altında tuhaf “yeşil taşlar” görünceye kadar. Bölgede araştırma yapan arkeologlar, süngercinin “kulaklı madeni bisküvilere” benzettiği yeşil taşların aslında sualtında oksitlenerek yeşile dönmüş bakır külçeler olduğunu gördüler.

Batık, Institute of Nautical Archaeology (INA) tarafından 1984-1994 yılları arasında on bir kazı sezonu boyunca incelendi. Çalışmalar sırasında 50-60 metre arası derinliklerde 22.400’den fazla dalış gerçekleştirildi ve toplam dalış süresi 6.600 saati aştı. Teksas Üniversitesi’nde görevli Cemal Pulak ve George Bass tarafından yürütülen çalışmalar, Geç Tunç Çağı konusunda bildiklerimizin ne kadar eksik olduğunu kanıtlayarak, dönemin gerçeğe daha yakın bir Akdeniz uygarlığı resmini çizdi.

Küresel Ticaret

Batıktan çıkarılan çapa taşlarının türü, yağ lambaları ve kase gibi mutfak eşyalarından Kenan kökenli olduğu anlaşılan geminin yükü arasında, 10 ton bakır ve 1 ton kalay vardı. Bunlar tam da tunç üretiminde kullanılan oranlardır; 10 ölçü bakırla 1 ölçü kalayı eritip karıştırarak, her ikisinden de daha sert ve dayanıklı bir metal olan tunç elde edilir.

O dönem bakırın en önemli kaynakları Kıbrıs ve Anadolu’nun Ergani bölgeleridir ancak çağın en değerli metali olan tuncun üretimi için gerekli kalay uzaklardan gelmek zorundadır. Kalayın en önemli kaynağı ise Afganistan’ın Badahşan bölgesidir.

[Batıktan çıkarılan bakır ve kalay külçeleri üzerinde yapılan izotop ölçümleri, bakırın Kıbrıs’ın Trodos Dağları eteklerindeki Apliki bölgesinden çıkarıldığını belirlemiştir. Kalayın kökeni ise birden fazla gibi görünüyor; yapılan ölçümler, bir kısmının Afganistan’da, bir kısmının Özbekistan’da, bir kısmının da Anadolu’da Toros Dağları’nda çıkarıldığına işaret ediyor. Diğer ilginç bir noktaysa, çıkarılan ahşap parçaları üzerinde yapılan dendrokronoloji(10) incelemelerinin, geminin M.Ö. 1305 yılında kesilen odunlarla onarıldığını veya inşa edildiğini belirlemesidir.]

Uluburun batığından önce, “talent” biriminin ağırlığı yalnızca yazılı kaynaklara dayanarak tahmin edilebiliyordu. Ancak metinlerdeki tarifler bölgeden bölgeye (Babil talenti, Mısır talenti, Yunan talenti gibi) küçük farklılıklar göstermekteydi. Çıkarılan külçelerin neredeyse tamamının 28-29 kg olması, bu birimin o dönem ticarette yaygın kullanılan bir ağırlık ölçüsü olduğunu kanıtladı.

3333333.jpg
Yanları kulak biçimli (ingot) kalay tablet

Batıktan metaller dışında, çeşitli renklerde ve her biri 1-3 kg ağırlığında 175 cam ingot çıkarıldı, ki bunlar muhtemelen vardığı yerde eritilerek cam eşya yapımında kullanılacaktı. Miken üslubunda yapılmış kılıçlar bulundu ayrıca; bu da geminin varış noktasının bir Miken limanı olduğunu düşündürüyor.

Kraliyet Hediyesi

Batıktan çıkarılanlar arasında bulunan ve Nefertiti’ye ait altından mühür, bu kargonun bir kraliyet hediyesi olduğuna işaret edebilir. Çıkarılanlar arasında bulunan, fildişleri, su aygırı dişleri, kaplumbağa kabukları, tütsüler, devekuşu yumurtası kabukları, Kıbrıs seramik ve kandilleri, bronz ve bakır kaplar, fildişi makyaj kutuları, fildişi kaşıklar, deniz kabuğu yüzükleri, kehribar, akik, kuvarslar ve altın gibi lüks ve pahalı nesneler, yükün ulaşacağı kişilerin soylu ya da zengin olduğunun bir göstergesi.

Yüküyle birlikte günümüze ulaşmış en eski ticaret gemisi olan Uluburun batığı, 20. yüzyılın en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olarak kabul edilir; çünkü M.Ö. 14. yüzyılda bile yalnızca Akdeniz havzasındaki tüm ülkelerin değil, Orta ve Doğu Asya’nın da birbirlerine ticaretle sıkı sıkıya bağlanmış olduğunu kanıtlar bize. O döneme adını veren tuncun bile ancak Afganistan, Özbekistan, Türkmenistan’dan getirilen kalay sayesinde mümkün olması, bu coğrafyalar arasında düzenli ticaret yollarının, konaklama yerlerinin ve güvenliği sağlayan otoritelerin varlığına işaret eder. Tüm bu resme uzaktan baktığımızda, Mısır, Miken, Girit, Hitit, Babil, Kenan ve Baktriya bölgeleri arasında tarihin ilk küreselleşmiş düzeni kurulmuş gibidir.

M.Ö. 1300’de Mısır, Yeni Krallık döneminde Doğu Akdeniz’de askerî ve diplomatik nüfuzunu korurken; Miken dünyası, saray merkezli ekonomileri ve denizaşırı ticaret ağlarıyla Ege’de yükselişini sürdürmekteydi; Girit, siyasal üstünlüğünü Mikenlere devretmiş olsa da deniz ticaretindeki kilit konumunu koruyordu; Hitit İmparatorluğu, Anadolu ve Kuzey Suriye’de Mısır’la rekabet eden büyük bir kara gücü konumundaydı; Babil, Kassit hanedanı yönetiminde daha istikrarlı fakat eski siyasî ağırlığından uzak bir bölgesel krallık hâline gelmişti; Kenan şehir devletleri Mısır ve Hitit arasında denge kurmaya çalışırken aynı zamanda tüm Levant ticaretinin belkemiğini oluşturuyordu; Baktriya, Orta Asya’da henüz yazılı devlet geleneği sınırlı olsa da lapis lazuli ve kalay gibi stratejik hammaddelerle uzun mesafeli ticaretin kilit halkasıydı. Ticaret, göreceli bir barış dönemi içinde olan tüm bu devlet ve kentleri birbirine bağlayan en önemli unsur durumundaydı.

Ancak tarihteki bu ilk küreselleşme örneğinin sona ermesi için çok zaman gerekmeyecekti. Bir yüzyıl sonra; iklim değişikliği, depremler ve iç isyanlarla sarsılan bu düzen, ileride “Deniz Kavimleri” olarak adlandırılacak halkların göç dalgalarıyla birleşerek toplu bir çöküşe sürüklenecekti.

Onu da haftaya anlatalım.

Not: Uluburun batığının birebir ölçülerde hazırlanmış bir replikası bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Batığın ahşap yapısının yalnızca yaklaşık %3’ü günümüze ulaşabilmiş olsa da, Eski Mısır kaynaklarında yer alan ve aynı yapım tekniğiyle inşa edilmiş Kenan gemisi tasvirleri sayesinde bu replikayı özgününe son derece sadık biçimde yeniden inşa etmek mümkün olmuştur. Yolunuz düşerse bu eşsiz eseri mutlaka görün.

  1. Doğu Akdeniz kıyısı.
  2. Geminin, o dönemin en işlek Doğu Akdeniz limanları olan Ugarit ya da Biblos’tan demir almış olması çok olasıdır.
  3. Diptych.
  4. Gövdesinden daha ince olan boyun kısmının altında ortaya kadar genişleyip dibe doğru daralarak sonlanan iki kulplu çömlek testi.
  5. Menengiç.
  6. Mavi renkli bir taş; mavi boya yapımında ya da mücevher olarak kullanılırdı.
  7. İngot; metal külçelerin birden fazla kişi tarafından daha rahat biçimde taşınması için, kısa kenarlarda bulunan kulağa benzer form.
  8. Günümüzde Kaş.
  9. Eskiden gemilerde çapa olarak ortası delik taşlar kullanılırdı. Deniz tabanının özelliğine göre (kumluk,taşlık vb) farklı büyüklük ve şekillerdeki taşlar suya atılırdı.
  10. Ağaç yaşlarının yıllık halkalar yardımıyla belirlenmesi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Oğuz Pancar Arşivi

Deniz Kavimleri

11/01/2026 07:00

Zürafa Kadınlar

28 Aralık 2025 Pazar 07:00

Büyük Çekici

21 Aralık 2025 Pazar 07:00

Güzellik Algısı (Evrimsel)

14 Aralık 2025 Pazar 07:00

3I/ATLAS

07 Aralık 2025 Pazar 07:00

Anunnakileri beklerken

30 Kasım 2025 Pazar 07:00

Kahramanın yolculuğu

23 Kasım 2025 Pazar 07:00

Metre

16 Kasım 2025 Pazar 07:00

Nicholas de Staël

09 Kasım 2025 Pazar 07:00

Kayıp Kuzenlerimiz: Denisovanlar

02 Kasım 2025 Pazar 07:00