Ayşe Naz Hazal Sezen

Ayşe Naz Hazal Sezen

İŞLEVSİZ AİLELER

İşlevsiz ailelerin içinde iletişime geçmeye çalışmak -bir meydan harbinde gibi- yorgun ve travmatize hissettirebilir.  Basit bir diyalog büyük kavgalar ve bağrışmalarla sonlanabilir. Zamanla, aile içinde her türlü iletişim göz korkutucu, kafa karıştırıcı bir hal alır. Ebeveyn-çocuk veya kardeş-kardeş arasındaki iletişim aşırı çatışma ve düşmanlık içerebilir; sözlü ve fiziksel saldırı bu iletişimsizliğe dahil olabilir.

İşlevsiz ailelerde saygı ve sınırın sadece adı vardır; eylemi yoktur. Sınır ihlali yaygındır.

Doğumumuz, dahil olacağımız sosyal sisteme adımımızdır. İlk sosyal sistemimiz aile, her sosyal sistemin barındırdığı sorunlar gibi bazı kusurlar, işlevsiz yanlar barındırır. Her insanın biricikliği kadar kurulan ailelerin dinamikleri de işlevsiz yanları da bir o kadar çeşitlidir. Ancak her işlev bozukluğu tekrarlayan travma ve acıya neden olmadığı gibi, çocuklara zarar verme riski yüksek değildir. Ailedeki işlev bozukluğunun zarar verme ihtimali, bir spektrum üzerinden bakıldığında, değişen düzeylerdeki yoğunluğa bağlıdır. Düşük düzeyde işlev bozukluğu barındıran aileler kusurlu olduklarını kabul edebilen, aile içinde birbirlerini suçlamak yerine anlayışlı ve destekleyici yapıya sahip olan ailelerdir. Sağlıksız düzeyde işlev bozukluğuna sahip olan ailelerde ise kaybolan sınırlar, birbirini suçlama, yıkıcı eleştiri ve zayıf iletişim yaygındır.

İşlevsiz ailede büyüyen çocuklar

İşlevsiz ailede büyüyen çocuklar, yetişkin hayatlarında çoklu duygusal yara izleri taşırlar. Yaraların kaynağı bakım verenler tarafından pansuman yapılmadan büyümüş yetişkinler, kendilerine yapılan kötü muamele benzeri döngülerin içine girerek yahut bağımlılık yapan alışkanlıklarla yıkıcı davranışlar sergileyerek geçmiş yaşamlarının acılarından, travmalarından ve duygusal yaralarından kurtulmaya çalışırlar. Romantik ilişkilerin yanı sıra arkadaşlık ilişkilerini kurma ve sürdürmede sorun yaşadıkları gibi olumlu benlik saygılarını korumada güçlük çekerler. Ufak kriz anlarında veya yetersizlik duygusunun aktifleştiği zamanlarda ailelerinde öğrendikleri yıkıcı tavırları kendilerine gösterirler. Sıklıkla kendilerine karşı acımazsız eleştirilerde bulunarak, benlik saygılarını yıkarlar ve kendilerine karşı ne kadar yıkıcı olduklarını çoğunlukla fark etmezler. Yaptıkları yemeği masaya koyduktan sonra ilk olumsuz eleştiriyi kendileri yaparlar. Zira, başkası eleştirmeden kendilerini eleştirirlerse daha az canlarının yanacağını varsayarlar.

İşlevsiz ailelerin ortak belirtileri

Her ailenin etkileşim şemaları ve aile dinamikleri farklı olsa da işlevsiz ailelerin ortak belirtileri mevcuttur. Bu belirtilerin başında işlevsiz yanlardan, kusurlardan konuşmamak gelir. İşlev bozukluğu ya da kusurlardan ne aile içinde bahsetmek ne de dışarıya duyurmak söz konusu olamaz. Taraflarca masaya oturulmadan imzalanmış örtük bir anlaşma vardır: kusurlar yok sayılır. Bu aileler, aile dışındaki insanların kendi geçmişlerini ve aile dinamiklerini anlayamayacağını düşündüklerinden diğer insanlara yanaşılmamalı, onlar bizim gibi değil kuralı oluştururlar. Sınırlı arkadaşlıklar ve yabancılarla ilişkiler aile izolasyonuna neden olur; böylece kusurlar kolaylıkla ortaya çıkmaz. Lakin çocukların iletişim kurma, sürdürme ve güvenme becerileri, zaten işlevsiz olan ailenin dışında da gelişme imkanını yitirir.

Harp içinde iletişim

İşlevsiz ailelerin içinde iletişime geçmeye çalışmak -bir meydan harbinde gibi- yorgun ve travmatize hissettirebilir.  Basit bir diyalog büyük kavgalar ve bağrışmalarla sonlanabilir. Zamanla, aile içinde her türlü iletişim göz korkutucu, kafa karıştırıcı bir hal alır. Ebeveyn-çocuk veya kardeş-kardeş arasındaki iletişim aşırı çatışma ve düşmanlık içerebilir; sözlü ve fiziksel saldırı bu iletişimsizliğe dahil olabilir. Sağlıklı iletişimin yitirildiği bazı durumlarda çocuğun üzerinden iletişim kurulabilir ya da çocuk intikam için ebeveynler arası bir silah olarak kullanılabilir.

Çocuğun duygularına karar verilir

İşlevsiz ailelerin içinde iletişimsizlik yaygın olduğu gibi normal tepkiler cezalandırılabilir. Bu ailelerde büyüyen bir çocuk, ebeveynlerinden farklı bir görüşe sahip olup, bunu söyleme cesareti gösterdiği ya da söylenmemiş bir kuralı çiğnediği için cezalandırılabilir. Çocuklar, yaptıkları bir hatanın sonucunda ders almaları için değil ebeveynlerini kızdırdıkları veya onları rahatsız edecek bir şey yaptıkları için ceza almış olurlar. Çocukların kendi fikirlerine; hatta duygularına sahip olmasına izin verilmez. Çocukların hangi duyguları yaşayacaklarına karar verirler. Üzüntülü, kızmış, korkmuş ya da mutlu olmaları görmezden gelinir. “Bunda korkacak ne var! Ağlamana değecek bir durum yok. Büyüklere kızamazsın, özür dile.” benzeri cümleler ve tavırlar ile çocukların duygularını ifade etmesinin önüne geçilir. Bilhassa, ne olursa olsun ebeveyne karşı kızgın ve üzgün olmaya izin verilmez; “anneye kızılmaz, babaya küsülmez” gibi uyarılarla çocuğun duygusuna saygı gösterilmez. Böylece çocuk ilerleyen yaşamında kendi duygularını ifade etmeyi öğrenememiş, yaşadığı hislerin idrakinden uzak bir birey haline gelir.

Roller değişir

İşlevsiz bir ailede çarpık ilerleyen ilişkiler içinde roller de değişime uğrar. Rol karmaşasıyla hem ebeveyn hem çocuk rollerini değiştirir. Ebeveynlerden biri ya da her ikisi sorumluklarını yerine getiremediğinde çocuklardan biri ya da tek çocuk kendi ilgi, ihtiyaç, bakım ve rehberlik gibi gereksinimlerini karşılamayı öğrendiği gibi ebeveynlerinin hem fiziksel hem duygusal ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenir: ev işlerine bakmak, kardeşle ilgilenmek, çalışmak ya da eşinden memnun olmayan ebeveyninin sırdaşı ve arkadaşı olmak. Çocukların özerkliğini kazanması için sergilendiği söylenen bu tavırlar sıklıkla erkenden olgunlaşmak zorunda kalan duygusal açıdan çocukluğunu yaşayamamış yetişkinlerin ihmal temellerini oluşturur. Ortada artık kayıp bir çocukluk ve istikrarlı ilişki kurmanın zorluğu, yoğun suçluluk duyguları, duygusal kısıtlanma ve bastırılmış öfke vardır. Zira, bakım verenin duyguları, çocuğun duygularından önemli olmuştur. Diğer bir yandan çocuklara karşı mükemmeliyetçi istekler ve gerçekçi olmayan beklentilerin varlığı ileride davranış bozukluğuna neden olabilir. -Bilhassa, hızlanma çağında ebeveynler sıklıkla çocuklarından kendi gelişimlerinin ötesinde performans göstermesini beklemekte ve çocuğun kapasitesinin üzerinde yüklenerek baskı oluşturmaktadır.-

Sınırlara izin verilmez

İşlevsiz ailelerde saygı ve sınırın sadece adı vardır; eylemi yoktur. Sınır ihlali yaygındır. “Ben senin annenim, anneden bir şey saklanmaz” ya da “Babaya her şey söylenir, sır olmaz.” benzeri düşüncelerle çocukların günlükleri okunur, en sevdikleri tişört eskidiği için toz bezine dönüşür yahut kapının kilitlenmesi yasaklanır. Evin içinde çocuklar için kapalı kapılara yer yoktur. Oysa konulmamış sınırlar, ihlalleri beraberinde getirir; tekrar eden duygusal travmalar yaşatır. Nihayetinde, işlevsiz ailelerde koşullu sevgi ve destek her zaman patolojiktir.

Her ailenin zaman zaman çeşitli işlevsel bozukluğu olmuştur/olur. Zira, kimsenin mükemmel olmadığı gibi hiçbir aile de mükemmel değildir. Lakin işlevsiz aile üyesinin olumsuz belirtilerin sayısı arttığında aile dışı destek araması işlevsel olacaktır.

İşlevsel olmayan ya da travmatik bir aile yapısıyla başa çıkmak bazen çaresiz, güç ve imkânsız hissettirebilir. Amma velakin, bazı ailelerin kayıp bir çocukluğa neden olması, kayıp bir hayat sürüleceği anlamına gelmez.

* Al Ubaidi BA (2017) Cost of Growing up in Dysfunctional Family. J Fam Med Dis Prev 3:059. doi.org/10.23937/2469-5793/1510059

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşe Naz Hazal Sezen Arşivi