Derya Kömürcü

Derya Kömürcü

31 Mart’ın Ardından

31 Mart yerel seçimlerini analiz ederken ilk ve en açık söylememiz gereken şey CHP’nin çok büyük bir seçim zaferi kazandığıdır. Kesin olmayan sonuçlara göre yüzde 37,7 oy oranıyla seçimden birinci parti olarak çıkmak, hem de ittifakın çözüldüğü bir dönemde başlı başına başarıdır. Ancak bunun ötesinde büyükşehir belediyesi sayısını 11’den 14’e yükselterek Bursa’yı, Balıkesir’i, Manisa’yı, Denizli’yi kazanmak, belediye meclislerinde çoğunluğu elde etmek, ülke genelinde toplam belediye sayısını 263’ten 420’ye çıkarmak seçim öncesinde hayal dahi edilemeyecek çok büyük bir zaferdir.

Bu zafer, kaçınılmaz olarak yeni Genel Başkan Özgür Özel ve yeni CHP yönetimini önümüzdeki dönemin önemli siyasal aktörleri olarak öne çıkarmaktadır. Özgür Özel’in önünde partisindeki yenilenme hedefini hayata geçirebileceği kocaman bir fırsat penceresi açılmıştır. Bunun gerçek anlamda bir iktidar yürüyüşü haline gelebilmesi için 1989 yerel seçimlerindeki SHP zaferinden 1991 ve 1995 hezimetlerine giden sürecin dikkatle ve tekrar tekrar incelenmesi faydalı olacaktır (Bu incelemeyi, doktora tezinde SODEP-SHP deneyimlerini çalışmış biri olarak ileride ayrı bir yazı konusu yapmayı borç bilirim.)

AKP KAZANSA DA KAYBETSE DE 10 YILDIR ERİYOR

31 Mart seçimlerinin sıcak analizine dönecek olursak, CHP nasıl çok büyük bir zafer kazandıysa AKP de çok büyük bir yenilgi almıştır. Dahası AKP kaybederken iktidar ortağı MHP’nin güçleniyor olmasını da AKP’nin ideolojik olarak MHP’lileşmesi bağlamında incelemek gerekir. Ancak şimdi son dönemde her seçimin ardından söylediğim şeyi bir kez daha tekrar etmem gerekiyor: AKP kazansa da kaybetse de 10 yıldır erimekte olan bir parti. Hatta parti olma vasfını yitirdiği ölçüde toplumla bağları kopan bir çıkar birliği haline gelmiş durumda. Güçlü karizmatik liderin çeşitli siyasi mühendislik hamleleriyle kitle desteğini sağladığı, yeni kadrolar yetiştiremeyen, derinleşen sorunlara çözüm üretemeyen, toplumu kutuplaştırarak oy desteğini konsolide eden bir oluşum haline gelmiştir AKP. Sorun, bu partiden vazgeçmeye hazır milyonların kendi ‘mahalle’sinden çıkıp karşı ‘mahalle’ye destek verememesindedir.

Seçim, genel değil yerel olduğunda, güçlü liderin birleştirici etkisi azaldığında, mesele ülkenin bekasından “yaşadığım belediyeyi kim daha iyi yönetir”e indirgenebildiğinde AKP seçmeninin partisini çok daha kolay cezalandırabildiğini geçmişte gördüğümüz gibi 31 Mart’ta da gördük. Teğet geçtiği iddia edilen ekonomik kriz ortamında gerçekleştirilen 2009 yerel seçimlerinde 31 Mart’takine benzer bir cezalandırmaya tanıklık etmiş, bugünün Yeniden Refah Partisi gibi o gün de Numan Kurtulmuş liderliğindeki Saadet Partisi’nin yükselişini izlemiştik.

YENİDEN REFAH PARTİSİ SEÇİMİN YÜKSELENİDİR

O zaman yeri gelmişken 31 Mart’a dair üçüncü tespitimizi de yapalım: Yeniden Refah Partisi bu seçimin yükselenidir. AKP seçmeninin partisini eleştirirken karşı mahalleden bir partiyi desteklemekten imtina ettiği bir ortamda Yeniden Refah, AKP’den kopanların yeni adresi olmaya başlamıştır. Aslında bu durum son üç yıldır çok açık bir biçimde gözlemleniyor olmakla birlikte 14 Mayıs 2023 seçimlerinde YRP’nin Cumhur İttifakı içinde yer almasıyla birlikte fazla dikkat çekmemişti. Ancak 31 Mart öncesinde YRP liderliği Erdoğan’la uzlaşıp iktidar imkanlarından faydalanabileceği kısa vadeli çıkarlar yerine Erdoğan sonrasına yatırım yapmayı tercih ederek hem 31 Mart’ta öngörülmesi çok da zor olmayan bir başarı elde etti hem de erimekte olan AKP’nin ‘esas’ alternatifi olduğunun altını çizdi.

14 Mayıs demişken vurgulamak gerekir ki, Türkiye 31 Mart seçimleri sonunda gördüğümüz bu radikal değişime bundan 10 ay önce de fazlasıyla hazırdı. 14 Mayıs’ta muhalefetin o çok beklenen zaferi elde edememesinin nedenleri bugün çok daha açık görülüyor.

Birincisi, Meral Akşener’in Altılı Masadan kalkıp sonra geri dönüşünün muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayına verdiği zararın hiç de masum olmadığını 31 Mart’a giden süreçte çok açık gördük. Akşener’in CHP adaylarına kaybettirmek için sergilediği tutum ve benimsediği söylem, İYİ Parti’nin 14 Mayıs öncesindeki “kazanacak aday” çıkışları ışığında kimse için şaşırtıcı olmadı. Bu yüzden 14-28 Mayıs seçimleri neden kaybedildi sorusunun yanıtını başka etkenlerin varlığını kabul etmekle birlikte, öncelikli olarak derinlikli bir İYİ Parti ve Meral Akşener analizi yaparak aramak gerekir. 31 Mart seçimlerinden önce İYİ Parti yönetiminin, yerel seçim bağlamında aldığı kararların rasyonel olmadığını, kısa vadede partiye zarar vereceğini bildiğini, ama yerel seçimi önemsemediğini, esas amacın yeni dönemin yeni Türkiye siyasetinde İYİ Parti’ye yeni bir yol çizmek olduğunu yazmıştım. Bu noktadan sonra İYİ Parti için her şeyin çok daha zor olacağını, seçmen tabanını neredeyse tamamen kaybedeceği bir sürecin başladığını söyleyebiliriz.

İkincisi, son bir yıl bize gösterdi ki Erdoğan hâlâ güçlü, seçmenleriyle bağ kurabilen ve kendine ait özel oyu olan bir siyasi lider. 14 Mayıs’ın “Erdoğan gitsin mi kalsın mı” seçimine indirgenmesi seçimin kaybedilmesindeki bir diğer belirleyici etken oldu. Şimdi çok daha net görüyoruz ki Erdoğan’ın oylanmadığı bir siyasi atmosferde iktidar seçmeni AKP’yi çok daha kolay cezalandırabildi.

Üçüncüsü ve en somutu, Yeniden Refah’ın 14 Mayıs’ta Cumhur İttifakı içinde yer alması Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı. Kılıçdaroğlu’nun kendi adaylığını garanti altına almak için kalabalıklaştırdığı Altılı Masada DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti’nin katkısı minimum düzeyde kalırken Yeniden Refah Erdoğan’a bir beş yıl daha hediye etmiş oldu.

‘KİMSE ALINMASIN’ MUHALEFET ANLAYIŞI İFLAS ETMİŞTİR

Bugün ilkeli, cesur ama dışlayıcı olmayan bir muhalefet söyleminin ne kadar etkili olabildiğini de gördük. “Kimse alınmasın”, “herkesi kapsayalım” kaygısıyla hiçbir şey söylemeyen, her türlü antagonizmadan ısrarla kaçan, siyaseti siyasetsizleştirerek teknik bir meseleye indirgeyen bir muhalefet anlayışının 14 Mayıs’ta iflas ettiğini; karnından konuşmayan, neyi savunduğu ve neye karşı olduğu belli, açık ve samimi muhalefetin hem CHP hem de belediye başkan adayları özelinde seçmende karşılık bulduğunu artık daha rahat söyleyebiliyoruz.

Bitirirken, güçlü seçim başarıları elde etmenin yanında beş yıl içinde her biri ayrı birer özel siyasi figüre dönüşen Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Vahap Seçer, Zeydan Karalar gibi belediye başkanlarının bu zaferdeki payının da altını çizmek gerekir. CHP beş yıl önce kazandığı belediyelerde sergilediği performans olmadan bu başarıyı elde edemezdi. Bilimsel yöntemlere inanan, seçime bir ay kala değil beş yıl boyunca yönettikleri belediyelerdeki yurttaşların memnuniyetini ölçmeye önem veren, ona göre aksiyon alan, sadece il genelini değil tek tek ilçeleri de hesaba katarak hizmet sağlayan bu tür belediye başkanlarının sayısının artması önümüzdeki dönem Türkiye siyasetinin şekillenişinde belirleyici önemde olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Derya Kömürcü Arşivi