Şimdi ölüm oldum ben. Dünyaları yok eden.

İster narsisizm penceresinden isterse de Funk’un Postmodern Ben-Odaklı Karakter penceresinden bakılsın modern insanın kendi kabuğuna çekildiği ve hayatagiderek irtifası artan bir pencereden baktığı aşikar.

Portekizli yazar Jose Saramago bir kişi hariç herkesin bembeyaz körlüğe mahkum olduğu bir ülkede geçen kült romanı Körlük’te insanı tüm çıplaklığıyla anlatır. Pandemi dönemi boyunca ismi daha fazla zikredilen ve belli ki satışları da bir hayli artan roman körlük salgını üzerinden değişen şartlara rağmen insan olmanın olumlu-olumsuz bütün yönlerini gözler önüne serer. Bugün maske, mesafe ve temizlik sayesinde Covid-19 virüsünden kendimizi koruduğumuzu düşünsek de bu modern zaman cangılında bir başka virüsün sinsice aramızda gezdiğini düşünebiliriz. Adını mitolojik bir karakterden alan bu virüs zorbalık, nobranlık, küstahlık ve vasatlıkla gösteriyor belirtilerini.

                Psikolog Jean M.Twenge ve Keith Campbell’ın “Asrın Vebası: Narsisizm İlleti” kitabına da adına veren Narsisizm virüsünden bahsediyorum.

                Narsisizm gündelik konuşmalarımızda daha sık ve çoğunca da yanlış şekilde (benim de kimi zaman düştüğüm bir hatayla) kullanılan bir kelime. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanan Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders)’na göre kişilik bozuklukları arasında yeralan Narsisistik Kişilik Bozukluğu Twenge ve Campbell’ın kitaplarında iddia edildiği üzere her geçen yıl daha da yaygınlaşıyor. İkilinin 2000’li yılların başında üniversite öğrencileri arasında yaptığı araştırmada her dört öğrenciden birinin narsist kişilik özelliği gösterdiği tespit edilmiş. BBC’ye verdiği röportajında İngiliz terapist Dr. Tennyson Lee ise, bir hastanın narsist olarak değerlendirilmesi için aşağıdaki dokuz kriterden en az beşini taşıması gerektiğini ifade ediyor.

  •                Büyüklenir: Başarılarını ve yeteneklerini abartır
  •                Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da yüce bir sevgi düşlemleriyle uğraşır
  •                Özel ve eşi bulunmaz biri olduğuna inanır
  •                Çok beğenilmek ister
  •                Hak ettiği duygusu içindedir
  •                Kendi çıkarı için başkalarını kullanır
  •                Empati yapamaz
  •                Başkalarını kıskanır
  •                Başkalarına saygısız davranır, kendini beğenmiş tavırlar sergiler

Narkissos

                Adı mitolojiye dayanan bu rahatsızlığın hikayesini “Psikodinamik Psikiyatri ve Normal Dışı Davranışlar” kitabında kıymetli Engin Gençtan H.G Nurnberg’ten yaptığı alıntıyla aktarıyor bize:

                “Narkissos  (Narcissus)  su  perilerinin  gözdesi  kusursuz  güzellikle  bir genç  adamdı,  ama  o  perilere  hiç  ilgi  göstermedi.  Ona  çok  tutkun  olan Eko  isimli  bir  su  perisi  bir  gün  ona  yaklaşır  ve  sert  bir  şekilde  reddedilir.  Olayın  ardından 

utancından  ve  kederinden  yıkılan  Eko  geride  yalnızca  yankılanan  sesini  bırakarak  yok  olup 

gider. Eko’nun intikamının Eko’nun intikamının alınmasını isteyen su perilerinin talebi karşısında tanrılar  Narkissos’un  da  karşılıksız  bir  aşk  yaşayarak  cezalandırılmasına  karar  verirler. Bir  gün  dağdaki  berrak  bir  su  birikintisine  bakan Narkissos  orada  kendi yansımasını görür ve  ve  suda  yaşayan  çok  güzel  bir  ruhla  karşılaştığı  sanısıyla  anında  ona  aşık  olur.  Suyun  üzerinde  kendisine  bakan,  ama  hiçbir karşılık vermeyen ve onu kucaklamak için suya her dokunuşunda  kaybolan  bu  imgeden  kendisini  ayıramaz.  Sonunda  suya  düşerek  boğulur  ve ölür.”

                Normal dışı bir davranış durumunu ifade ediyor aslında narsisizm. Özsaygıyla yakından ilişkili olan narsisizmin azı da çoğu kadar patolojiktir diyor ünlü kişilik kuramcısı Theodore Millon. Ve ekliyor: “Özsaygı ile patoloji (narsisistik kişilik bozukluğu kast edilmiş) arasındaki ilişki U harfine benzer. İyi kötü bir özgüven sahibi olmak sizi sosyal ve kendinden emin gösterebilir ama fazla özgüven, kibirli ve insanları kullanmaya meyilli olduğunuz izlenimi yaratacaktır.”

                Peki biz U’nun ortasında kalabiliyor ve sağlıklı narsistler olabiliyor muyuz? Zira yaşamını devam ettirebilmek için her insanın az veya çok kendini sevmesi, özgüven sahibi olması gerekir. Millon’a göre ABD gibi bireyciliğin ön plana çıktığı toplumlar kolektivist toplumlara göre narsisistik kişilik bozukluğuna çok daha yakın. Yine Twenge ve Campbell’ın ufuk açan kitabına dönersek, ikiliye göre narsisizmin Amerikan kültüründe artmasının beş temel nedeninden bahsedilebilinir. Bunlar “Kendine hayranlığa verilen önem, çocuk merkezli ebeveynlik, ünlüleri yüceltme ve medya teşviki, internetten desteklenen ilgi arayışı ve kolay kredi”dir. -Bu maddelerin her birinin hayatınıza ve çevrenizdekilerin hayatına etkilerini bir kaç dakika için odaklanmanızı rica ediyorum-

Ben Odaklı Bir Dünya

                  Erich Fromm’un son asistanı ve eserlerinin editörü olarak anılan ünlü psikanalist Rainer Funk ise günümüz insanı için farklı bir kavram geliştiriyor ve postmodern ben-odaklı karakterden bahsediyor. Funk’a göre:

                “Postmodern ben-odaklı karakter özgür, spontane, bağımsız bir biçimde, kendini kural ve ölçülerle sınırlamadan, bütün gücüyle kendi yaşamını kendisi belirlemeye çalışmaktadır. Burada önemli olan, kişinin, kendisinin belirlediği bir tarzdaki ben-odaklı bir dünya üretiminden keyif almasıdır; bu dünya hem kendisinin ürettiği ve kendisini çevreleyen gerçekliktir, hem de kişi olarak kendisi de ‘Ancak kendi kendinden bir şey yaratırsan, bir şeysin demektir’ düsturuyla yarattığı gerçekliğin bizatihi kendisidir. Ben-odaklı bir dünya yaratılmasından keyif alınması, bu toplumsal (toplumda yaygın olan) karakter yöneliminin postmodern ben-odaklılık olarak adlandırılmasının da nedenidir.”

Kolektivist toplumlarda tüketim bireyin değil de topluluğun ihtiyaçlarına göre şekillendiği için tüketim sınırlı kalacaktır. Oysa bireyin yüceltilip ihtiyaçlarının sürekli canlı tutulduğu toplumlarda hem yapay ihtiyaçların doğması hem de tüketimin devamı daha kolay olacaktır.

                Funk kitabında Fromm’un toplumsal karakterinden bahseder. Buna göre toplumsal karakterin içeriği belli bir toplumun gerekliliklerine bağlıdır ve bu gereklilikler zamanla bireyi biçimlendirir. Bu biçimlendirme o kadar sağlam gerçekleşir ki birey yapmak zorunda olduklarını yapmak ister, arzular hale gelir. Bu karakterin yaygınlaşması ise  toplumsal istikrarın korunması açısından önemlidir. Zamanla toplumsal karakterin belirlediği eğilimler dürtüselmiş gibi algılanmaya  başlanır. Bu bağlamda Funk “Telkinin Gücü”ne dikkat çeker ve “Eğer insana bir şey telkin edilecekse bir yandan ‘kral’ olduğuna yani kararlarında tamamen özgür olduğuna inandırılmalı, öte yandan da telkinin farkına varmayacağı biçimde irade ve kararlarını manipüle etme imkanları aranmalıdır” der. Modernizimle birlikte üretimi yücelten anlayış tüketimin öneminin keşfiyle birlikte şekil değiştirmiş, sistem tüm varlığını bireylerin tüketim arzularının canlı tutulması üzerine kurmuştur. Kolektivist toplumlarda tüketim bireyin değil de topluluğun ihtiyaçlarına göre şekillendiği için tüketim sınırlı kalacaktır. Oysa bireyin yüceltilip ihtiyaçlarının sürekli canlı tutulduğu toplumlarda hem yapay ihtiyaçların doğması hem de tüketimin devamı daha kolay olacaktır. Gazete, radyo televizyon gibi gündemi takip eden kolektif iletişim aygıtlarından cep telefonu, tablet, PC (personal computer)’ye geçiş ve hatta kulaklık kullanımının yaygınlaştırılmasının perde arkasında da tüketime dayanan bu kapitalist felsefenin izleri vardır. Artık her eve bir televizyondan her odaya, hatta telefonlar sayesinde her cebe bir televizyon, bir bilgisayar, bir radyo, bir müzik çalar giriyor. Eve girdiği andan itibaren senelerce kullanılan televizyon, radyo yerine bir kaç yıl içinde değiştirilmesi elzem olan bu telefonlar tüketim yönümüzü kullanmakla kalmıyor bireyselliği destekleyerek “kendi” için yaşayan, “kendi” için satın alan, “kendi”ni düşünen bireylerin de tohumlarını atıyor. Yaşadığı hayata yabancılaşmaya başlayan insan Funk’un ifadeleriyle öz güçlerinin ve ben becerilerinin işe yaramaz ve gülünç hale geldiğini fark ettiğinde bu açığı kendisinden daha fazla beceriye sahip olan nesnelere, insanın yarattığı becerilere ve teknolojilere yansıtmaktadır. Bu tüketim açlığını körüklemekte tıpkı gece yatmadan önce şarja taktığımız telefonları kullanıp ertesi gece yine yine ve yine şarj etmemiz gibi içindeki boşluk duygusunu tüketimle doldurmaya çalışmaktadır.  

                Just do it!

İster narsisizm penceresinden isterse de Funk’un Postmodern Ben-Odaklı Karakter penceresinden bakılsın modern insanın kendi kabuğuna çekildiği ve hayata  giderek irtifası artan bir pencereden baktığı aşikar. “Getir bi mutluluk” diyen internet sitesi, “Just do it!” diyen  ayakkabı markası, “Çünkü siz buna değersiniz.” diyen kozmetik firmasının ve hemen hepsinin minik benliklerimizi dev aynasının önüne koymasının, sabah akşam durmadan ego serumu enjekte etmesinin ancak tek bir sebebi olabilir. Bizi daha çok tüketmeye teşvik etmek. Bunun anahtarı da kuşkusuz odak noktası olarak bireyi almaktan geçiyor. Sosyal medyanın bu kadar sevilmesi, “like” butonundan gelen bildirimin yüzlerde tebessüm yaratmasının altında bu ince noktayı görmek gerek. Sevdiği yazarları, sanatçıları ilgiyle takip eden, eserlerine, bilgisine, yeteneğine saygı duyan insanlardan Twitter’da aynı sanatçıya hakaretamiz tweetler atan, “had” bildirmeye çalışan bireylere dönüşmemizin gerisinde de egoya yapılan bu fazla yüklemenin izlerini bulabiliriz. 

                Pamuk ipliklere sararak büyüttüğümüz evlatlarımızın ruhunda istemeden de olsa narsisistik kişilik bozukluğunun tohumlarını büyütüyor olabilir miyiz? Her şeyin en iyisine, en güzeline, en kolayına ulaşması için gecemizi gündüzümüze kattığımız çocuklardan birer Narkissos Frankenstein’ı yaratıyor olmayalım? Zira insanlık tarihi narsisistik kişilik bozukluğu gösteren insanların zulmünden bir hayli acılar çekti. Bu illetin (!) insanlığı taşıyabileceği noktaları anlayabilmek için yüzbinlerce insanın ölümüyle sonuçlanan atom bombasının deneylerinin başındaki Robert Oppenheimer’ın yaptıkları bir nükleer patlama denemesinin ardından kutsal Hindu metni Bhagavad Gita’dan aktardığı bir ifadeyle  yazıyı bitirelim.

                “Şimdi ölüm oldum ben. Dünyaları yok eden.” 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kerem Gürel Arşivi