Sayılar Kralına Biat Edin!

Türk Dil Kurumu güncel sözlüğüne göre Nicelik: “Bir şeyin sayılabilen, ölçülebilen veya azalıp çoğalabilen durumu, kemiyet, miktar.” olarak tanımlanırken aynı sözlükte Nitelik  kavramı “Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf.” şeklinde tanımlanıyor. Günlük dilde niceliği sayılarla ifade ederken niteliği “iyi, güzel, çirkin, kötü, başarılı, vasat” gibi kavramlarla ifade ediyoruz. Özellikle 20.yy.la birlikte insanoğlunun yaşamında niceliğin niteliğe üstün geldiği dikkat çekiyor. Şöyle ki; Sanayileşmenin vahşi kapitalizmi kırbaçladığı 20. yy başlarında seri üretimin arsız “hız” sevdasına kapılan girişimci beyinler tüketim kavramının sihirli havasını henüz çekmemişti ciğerlerine. Fabrikalardaki seri üretimin temellerini atan Henry Ford ve F. Winston Taylor üretimde nitelikten ziyade niceliğin peşine düşüyor, özellikle hem bir mühendis hem de bir iktisatçı olan Taylor kendi adıyla anılan Taylorizm’i dünya üretim literatürüne kazandırıyordu. Bilimsel yöntemleri kullanarak işle ilgili hemen her şeyi sayılabilir boyutlara çevirmeye niyetlenen Taylor, işçilerin çalışma yöntemlerine ve kalite algılarına güvenmek yerine her bir işçinin birim sürede ne kadar iş çıkardığını kesin olarak ölçmeye ve daha sonra rakamlarla ifade edilebilecek matematiksel formüllere dönüştürmeye niyetlenmişti. Taylor’ın uyguladığı yöntem fabrikalarda yaygınlaşmış, günümüzün McDonald’s, Burger King gibi fastfood restoranlarında da izlerine rastlanılır hale gelmiştir. Bu restoranlarda her bir ekmeğin ve köftenin büyüklüğünün ne kadar olacağından porsiyona düşecek patates dilimine, kızartma işleminin kaç saniyede yapılacağından bardaklara konulan içeceğin miktarına kadar ölçülebilen her şey kesin ve net sayılarla sınırlandırılmıştır. Yenilen yemeğin kalitesi, lezzeti ya da nasıl yapıldığı mı? 

Kim umursuyor ki? 

•••

Nitelikten niceliğe kayış sadece sofralarımıza göz dikmedi tabii ki. “Toplumun McDonaldlaştırılması ve Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek” isimli kitaplarıyla bilinen sosyolog George Ritzer’e göre yaşamdaki hemen her şeyi nicelleştirme eğilimi, bilgisayarların gelişimi ve yaygın kullanımıyla hız kazanmıştır. Her kesimden insanın kolayca ve keyifle okuyabileceği kitabı Toplumun McDonaldlaştırılması'nda yazar bu durumu şu ifadelerle özetler;

“Aslında McDonaldlaştırılmış bir toplumda nitelikten çok niceliğe vurgu yapma eğilimi vardır. Bu vurgu çeşitli biçimlerde; ama özellikle ürünlerin niteliğinden çok niceliğine odaklanma, nicelik yanılsaması yaratmaya yönelik yaygın çabalar ve üretimle servis işlemlerini rakamlara indirgeme eğiliminde ortaya çıkar.” 

•••

Sayıların büyülediği bir dünyada yaşıyoruz artık. Kalite algımızı sayılarla temellendiriyor sayıların gücüne inanıyoruz. Ritzer’in McDonaldalaştırılmış dünyasında Sayılar Kralı’na biat edip hızın kutsallığına inanmamız isteniyor. Telefonumuzun ekranı büyüdü, megapikseli ya da gigabaytı arttı, egomuz okşandı. Ya da arabamızın fiyatı, evimizin metrekaresi, giydiğimiz tişörtün fiyatı arttıkça da kendimizi daha özel hissediyoruz. Sayıların sihirli dünyasına çekiliyor, türlü çeşit oyunlarla aklımız çeliniyor. Elimize tutuşturdukları faturanın o malı ya da hizmeti hak edip etmediğine bakmadan kendimizi hep daha iyi hissetmemizi arzulayanlar tüketimin cazibesine kapılıp daha çoğun ve daha büyüğün daha iyi olduğu algısını şırınga ediyorlar zihinlerimize. Okuldaki başarının not hanesindeki rakamlarla, okul başarısının ise üniversite kazandırılan öğrenci sayısıyla ölçüldüğü; yemek tariflerinin artık “bir tutam, bir çay kaşığı gibi” geleneksel ölçülerden gramı gramına hesaplanmış kullanım kılavuzlarına (!) evrildiği; raftaki ürünün kalitesinin etiketinde yazan sayıyla değerlendirildiği; kolumuzdaki akıllı saatin/bilekliğin günlük adım sayımızı beğenmeyip bize “Hadi kalk biraz hareket et” mesajları attığı bir çağ bu. Basketboldaki 24 saniye kuralının temelinde de bu hız tutkusu var, Twitter’da derdinizi en az kelimeyle anlatmaya zorlanmanızda da. 

            Artık burası Sayılar Krallığı. 

Hızın kutsandığı yer. 

“İzle ve geç”. 

“Ye ve kalk”.

“Al ve git”.

Ve tabii tüm bunları yaparken olabildiğince seyrek düşün!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kerem Gürel Arşivi