Balkonun poetikası

Yazları çok severim.

Çocukken de severdim… 

Şimdi de…

Fakir fukaranın garip gurebanın dostu olarak görürüm hep onu. 

Şehirlerde yaşayıp, evlere, Avm’lere, kafelere tıkılan, sıkılan insanlar için yazı da birdir kışı da.

Ama köylük yer öyle mi? 

Domatesle soğan, karpuzla ekmek sunar yoksula, öğün savdırır. 

Berekettir bolluktur. 

Kursaktan geçecek lokmayı bulmak daha kolaydır. Doğanın en cömert zamanları. 

Sobanın derdi, kömürün pisliği yoktur yazın. Kışın soğuk ayazında titreyerek ayak yoluna gidenler için lüks bir keyif demektir. 

Özgürlüktür de aynı zamanda. 

Tek odada sobanın sıcağına muhtaç olup babanın seçtiği kanalı izlemenin zorluğunu kaldırıp atar ağır bir kadife örtü misali. 

Uzanıp yatmaktır sere serpe, bir Orhan Veli şiirindeki gibi. 

Uzaktan ziyarete gelen akrabalar, Almancı kuzenler, fındıklı çukulatalardır da. 

Okul tatilidir çocuklara. 

Uzayıp giden günlerdir sokakta oynayana.

  •    

Benim içinse yaz, açık bırakılan balkon kapısıdır. Eşikten süzülen ılık havanın usul usul içeri dolmasıdır. Kış gelince içeriye hapsolan mikro kozmosun dışarıdaki sonsuzluğa karışması, bütünleşmesidir bu. 

Sessiz bir seremoniyle…

Bazen bir sakin rüzgar sallar perdeyi hafif hafif.

Bazen de perde geri çekilmiştir. İçerdeki televizyon görünüyordur. Ana haberi sunan o kel adam yine insanları farklı bir gerçekliğe inandırmaya, pespembe bir tablo çizmeye çalışıyordur gün akşama dönerken.

Her balkon kendi ekosistemini yaratır zamanla. İster beş ister on beş katlı olsun apartman, her katın balkonu bir süre sonra kendi minik evreninin yaratacaktır. 

Kimileri için evin dışarıyla olan en güzel, en samimi bağıdır balkon. Sokağa uzanan bir avuç içidir. Oradan aldıklarını ev halkına taşır.

Çayını alır balkona çıkar kimisi. Bir de cigara tüttürür evdekilerden gizli. 

Masalı, sandalyeli balkonların sokağa bakanları Boğaz’daki yalılarla yarışır. Yazın sarı sıcak öğle güneşi tüm öfkesini saçıp sakinleştiğinde gün bitiyordur. Gölgelerin uzadığı bu saatler balkon sefasının zirve yapacağı zamanlardır. Akşamın sivrisinek salvolu saatlerinde ışığı açsak mı açmasak mı sorunsalıyla boğuşmaktan aridir çünkü. İşten çıkan, eve giden, kahveye çıkan, sokağa inen kim varsa geçiyordur bu saatlerde lüks localı balkonların önünden. 

  •    

Komşumuz Hacer Abla böylesi bir akşam üzeri çek yat konforlu balkonundan görmüştü komşu çocuğunun karşı dükkanın camını kırdığını. Onunla tüm mahalle haberdar olabilmiştik.

Karşı apartmanda oturan Ziya Bey böyle saatlerde çıkarırdı doksana merdiven dayamış anacığını dar balkonlarına. Ana oğul beraber yaşar, hayatı beraber izlerlerdi bu balkondan. Evlenmemeye yeminli Ziya Bey, anasına kendi elleriyle yaptığı çayı ikram eder, bir kaç saksıya dağılmış türlü renkli çiçekleri nazik nazik sular, tek tek konuşurdu onlarla. Anasını kaybedince balkon sefalarını da kaybetti Ziya Bey. İki tahta sandalye öylece kaldı o daracık balkonda. Saksılardaki çiçekler… onlar da öldü zamanla. Bir gün, yüzü balkon kapısına dönük cansız bedenini buldular.

Kamuran teyzelerin balkon kapısından kızartma kokusu eksik olmazdı mesela yaz boyu. Böylesi sabahlarda çay kaşığının bardakla raksının tınısı yayılırdı sokağa. Çocuk sesleri, gülüşmeler eşlik ederdi tüm bunlara. Aile sıcaklığı, yaşam coşkusu karışırdı havaya. Ziya Bey’in balkonundan damlayan yalnızlık bir alt katta Kamuran Teyzelerin balkonunda buharlaşırdı.

Emekli ikramiyesiyle alabildiği evinde ilk yaptığı balkonu plastik doğramalarla kapamak oldu Sadık Bey’in. Kendisi gibi evini de dışa kapadı. İmzasını atıverdi adeta balkonuna.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın/ Ne de büsbütün dışında/ Yekpare, geniş bir anın/ Parçalanmaz akışında” dizelerindeki gibi balkon da ne eve aittir tamamıyla ne de sokağa. “Özel alanların kamusal açıklıkları” olarak da tanımlanan balkonun önemi pandemi döneminde daha bir anlaşıldı sanırım. Bu konuyu ele aldığı makalesinde akademisyen Ezgi Tokdil balkonların tarih boyunca siyasi açıdan hem açıklık ve umut terasları hem de otoriterlik ve üstünlük platformları olarak işlev gördüğüne dikkat çekiyor ve ekliyor “Bugün (pandemi döneminden bahsediliyor) ise pandemi koşulları ve kapanma ile kısıtlanan hareket özgürlüğümüz, sosyal etkileşimimiz ve iletişim yöntemlerimiz için dünyanın geri kalanıyla buluşabileceğimiz özel mekanlara dönüşmüştür.”

Literatürde Osmanlı’da ilk balkonların 19.yy’dan itibaren görülmeye başlandığı yazıyor. Anadolu evlerinde “hayat” ve “cumba” da az çok benzer işlevleri görmüştür. Ancak şehirleşmeyle birlikte bireyselleşen, atomize hale gelen yaşamda, önce televizyon, ardından akıllı cihazlar ve pek tabii klimanın sunduğu kolay alışılır konfor insanları dışarıdan koparıp içe hapsetmeye başlamıştır. Bugün bir emlak pazarlama argümanı olarak daha sık adı anılan balkonların zamanla plastik doğramanın estetik garabetinden kurtulması özgürleşip özüne döndüğü manasına gelmemeli. Cam balkonla beraber bir kez daha evin içine dahil edilen balkonlar çoğunluk ardiye görevlerine kurban edilebilmekte. Oysa şehirler içinde sıkışıp kalmış küçük nefes alma kabinleridir balkonlar. Hazza ve hıza boğulmuş insanoğlunun yanağına hayatın küçük bir dokunuşudur. “Sen insansın, sen insan” diyen bir Ahmet Kaya şarkısı gibi özümüzü hatırlatır mavi bir göğün yahut lacivert bir gecenin koynunda.

Ayaz bir bozkır gecesinin insanın içine işleyen soğuğunda, ışık böcekleri gibi titreşen uzak şehir ışıklarının sarıya çalan cümbüşünde içilen bir sigaranın mekanıdır kimi zaman balkon. Kimi zaman da yaz mevsiminin karpuz kokulu akşamında içeriden gelen müzik sesinin sokaktaki çocuk kahkahalarına karıştığı, yağlı boyalı korkuluğuna çene dayayıp akıp giden yaşamı izleme localarıdır.  Vita tenekesinde yetiştirilen sardunyaların, hercai menekşelerin, plastik sandalyelerin, köşe takımlarının, turşu bidonlarının, bir acı kahvenin, “azıcık dışarı çıksa da gül cemalini görsem” diye beklenen sevgilinin, aşağı sarkıtılan bakkalcı sepetinin de mekanıdır. Yalnızların olduğu kadar ailelerin de, aşıkların olduğu kadar siyasilerin de sahnesidir. Edebiyatın, tiyatronun, sinemanın da mekanı olagelmiştir balkon. Ester Almelek “Tiyatro, Şiir ve Resimde Balkon” isimli yazısında sanat tarihinden pek çok örnek sunar okuruna. Çünkü balkon, evin güvencesinden kopmadan insanın hayata karışmasının en ideal yoludur. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kerem Gürel Arşivi