Resimli öyküler, öykülü resimler: Cortés, La Malinche, Pizarro, Suçiçeği-I

Pek çok kaynakta Azteklerin Cortés’i, parlak zırhına ve güçlü atına bakarak, dinsel takvime göre o yıl geri dönecek tanrıları Quetzalcoatl sandığı anlatılır. Doğru, Aztekler bu hayvanı ilk kez o zaman görmüşlerdir ama yalnızca o yüzden at üstündeki Cortés’i tanrı sanacak kadar da aptal değillerdir

Bu dizinin konusu Orta ve Güney Amerika’nın sömürgeleştirilmesi dendiğinde ilk akla gelen  “Conquistador”lar(1) Hernán Cortés ile Francisco Pizarro. Önce Cortés ve Meksika’yla başlayalım.

1485’te İspanya’daki Medellín’de, soylu bir ailede dünyaya gelen Hernán Cortés dönemine göre oldukça iyi bir eğitim alır, hatta bir süre Salamanca Üniversitesi’ne devam eder. Kuruluşu 1218 gibi erken bir tarihe uzanan, uzun bir dönem Oxford, Paris ve Bologna üniversiteleriyle birlikte Avrupa’nın en iyi eğitim kurumlarından biri olarak ün yapan üniversitede okumak genç adama yetmez. Üniversiteden sonrası için kaderi çizilmiştir, sarayda ya da bürokraside iyi bir memuriyet konumunda geçirilecek uzun ve sıkıcı yıllar. Oysa o hırslıdır, yeni yerler görmek, adını duyurmak ve servet kazanmak istemektedir. Daha 19 yaşındayken üniversiteyi bırakır ve bir gemiye atlayarak İspanya’nın Batı Yarımküre’deki ilk sömürgesi, Colomb’un 1492’de ayak bastığı Hispaniola Adası’na gider. Yarıda bırakmış olsa da, aldığı eğitimin yardımıyla günümüzde Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapan adanın başkenti Santo Domingo’ya yakın Azúa kasabasında bir noterlik görevi almayı başarır. Kıvrak zekası ve çalışkanlığıyla kısa sürede tanınan Cortés, adanın valisi Diego Velázquez de Cuéllar’ın 1511’deki Küba seferinde kendine bir yer bulmayı başarır bu sayede. Sonrası hızlı gelişir, bir süre sonra Cortés’i Küba’nın Santiago şehrinde belediye başkanı olarak görüyoruz.

Nicholas Eustache Maurin, Meksika’nın Fethi, 1850’den önce

Küba, Tabasco, Veracruz

Küba’nın sömürgeleştirilmesiyle, yani yerli halkın soykırımıyla meşgul olan Velázquez de Cuéllar’ın onu 1548’de Meksika’ya, yeni toprakları keşif görevine yollamasıyla beklediği şansı yakalar Cortés. 11 gemi ve 500 askerle Küba’dan yelken açar. Ancak sonradan Velázquez de Cuéllar, Cortés’in Meksika’yı keşfetmekten çok savaşarak ele geçirmeyi planladığını öğrenir ve yoldaki Cortés’e seferi iptal ederek geri dönmesi haberini yollar. Cortés gelen emre kulak asmaz ve Meksika’daki Tabasco limanına varana dek durmaz. Buradaki yerel halk onları iyi karşılar. Tabasco’da, ele geçirmek istediği Meksika hakkındaki ilk bilgileri edinen Cortés’e bir de 20 köle kadın armağan eder Tabascolular. Bunlardan biri, Marina, Cortés’in fetih serüveninde en etkili olacak kişilerden biri olacaktır.

Aldığı bilgiler ışığında Tabasco’dan, Aztek başkenti Tenochtitlán’a daha yakın bir liman olan, kuzeydeki Veracruz’a devam eden Cortés, burada, adamlarına neyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar canları pahasına savaşmaktan başka bir yol bırakmamak için, İspanya kralına başarılarını haber vermesi için yolladığı biri dışında, tüm gemileri yaktırır.

Dönemin güçlü Aztek İmparatorluğu aslında sayısı 500’ü bulan bir şeflikler federasyonudur; hepsinin üstünde İmparator II. Montezuma(2) hüküm sürmektedir. Bu şeflikler arasında düşmanlıklar eksik değildir, ayrıca kabilelerin bir kısmı da II. Montezuma’ya gönülsüzce boyun eğmektedir.

Sömürgelerde geçirdiği yıllarda siyaseti iyi öğrenmiş olan Cortés bu durumdan yararlanarak kimi hoşnutsuz kabileleri yanına çekmeyi becerir; bağlaşığı olmayı reddeden Tlaxacan ve Cholula savaşçılarını ezerek başkent Tenochtitlán’a doğru ilerleyişine devam eder.

Peter Johann Nepomuk Geiger, Cortés (ayrıntı), 1880’den önce

Tenochtitlán

İspanyollar 8 Kasım 1519’da başkent Tenochtitlán önlerine varır. Kentin hemen dışında, bataklık bir alanda kazıklarla yapılmış ahşap yolda karşılar onları Montezuma ve yanındaki kalabalık topluluk. Azteklerin yüz ve bedenleri boyalıdır, rengarenk tüylerle süslemişlerdir kendilerini, bu önemli “misafir” topluluğunu karşılamak için. Bir İspanyol askerden aktarırsak, “Uzun boylu, ince, yerlilerle aynı renk tenli, seyrek sakallı; yüzü de uzunca ama güler yüzlü"dür Montezuma. Topluluktaki bir rahipse onu, "Cin gibi, sezgisi güçlü, ölçülü, eğitimli ve becerikli" olarak tanımlıyor.

[Pek çok kaynakta Azteklerin Cortés’i, parlak zırhına ve güçlü atına bakarak, dinsel takvime göre o yıl geri dönecek tanrıları Quetzalcoatl sandığı anlatılır. Doğru, Aztekler bu hayvanı ilk kez o zaman görmüşlerdir ama yalnızca o yüzden at üstündeki Cortés’i tanrı sanacak kadar da aptal değillerdir. Bu, yalnızca Avrupalıların yerlileri küçültmek için uydurdukları masallardan biri. İşin aslı Montezuma son birkaç yıldır giderek artan sıklıkta kıyılarını ziyaret eden İspanyolları yakından izlemiştir. Onların devasa gemileri, atları ve silahlarından haberi vardır epeydir. Ama Montezuma akıllıdır, gelenlerin güçlü olduklarının farkındadır, Cortés ve yanındakileri öldürse bile onları başkalarının izleyeceğini bilir; o yüzden de gelenlerle uzlaşma yolu arar ilk önce. Hatta daha Veracruz’dayken Cortés’e altından değerli pek çok armağan yollayarak iyi niyetini göstermeyi bile denemişse de, yolladıkları yalnızca İspanyolların altın iştahını daha fazla kabartmaktan başka bir işe yaramamıştır.]

Diego Rivera, Cortés’in Veracruz’a Varışı (duvar resmi), 1936

Azteklerin İspanyollara karşı tavırları düşmanca olmaktan uzaktır, onları sanki bir dost gibi karşılayarak saraya davet ederler. Ev sahiplerinin barışçıllığından yararlanan İspanyollar Montezuma’yı tutsak eder. Askerleri şehri yağmalayıp şehirdeki altın ve gümüş değerli eşyalara el koyarken, vali Velázquez de Cuéllar’ın yolladığı gemilerin kıyıya yaklaşmakta olduğunu haber alır Cortés; onu görevden alarak tutuklamak ve Küba’ya geri götürmek emri almışlardır validen.

Cortés 80 İspanyol askeri ve bağlaşığı Tlaxcaltec kabilesinden birkaç yüz  savaşçıyı geride bırakarak Tenochtitlán’dan ayrılır. Giderken komutayı Pedro de Alvarado adlı yardımcısına vererek dönüşüne dek ganimetleri korumasını ve Montezuma’yı esir tutmasını ister. Ancak  Cortés gittikten sonra Alvarado Aztek şeflerini nedensizce katletmeye başlayınca şehirde büyük bir ayaklanma çıkar. Bir ay sonra Cortés Küba’dan gelen İspanyol askerlerini yenilgiye uğratmış olarak geri döndüğünde iki taraf arasındaki çarpışmaları sürmekte bulur. Bir süre sonra durumun daha da kötüleştiğini fark eden Cortés şehirden geri çekilme emri verir askerlerine, Montezuma’yı da yanlarında götüreceklerdir.

Geri çekilme sırasındaki karışıklıkta Montezuma öldürülür; ganimet olarak toplanan yüzlerce kilo ağırlığındaki altın ve gümüşün de çoğunu kaybeder İspanyollar. Fakat Cortés vaz geçecek biri değildir; birkaç ay sonra Otumba’da Aztekleri yine yenilgiye uğratır; bundan bir yıl sonra Tenochtitlán’ı yeniden ele geçirmiş, iki yüzyıldan uzun süren güçlü Aztek İmparatorluğu’na son vermiştir.

[Cortés’in Meksika’ya ulaştığı dönemde Aztek nüfusunun yaklaşık 5-6 milyon olduğu düşünülmektedir. İspanyolların Tenochtitlán’da 500 askerle Azteklerin sayısı 50 bini bulan ordusunu yenerek başkenti ele geçirmesi inanılmaz gelebilir ama diğer bir “Conquistador” Francisco Pizarro’nun, Cortés’den birkaç yıl sonra 11 milyon nüfuslu İnkaları, üstelik yaklaşık 150 askerle yenilgiye uğrattığını öğrenmek sizi daha çok şaşırtacaktır. Bunun nedenleri çeşitli, en başta geleni teknoloji elbette, İspanyolların çelikten silah ve zırhlarına karşılık yerli  silahlarının taş ve tahtadan olmasıdır(4). Bir diğer etkense atlar kuşkusuz, İspanyolların elinde az sayıda arkebüz(3) olsa da zırhla kuşanmış atlara binen süvarilerin savaşın sonucu üstünde daha fazla etkili olduğu su götürmez. Bütün bu nedenlere İspanyolların daha örgütlü ve deneyimli, disiplinli olmasını da eklemek gerek. Bunun yanında, sömürgeciler, belki ilk karşılaşmada değil ama sonrasında tüm kıtanın sömürgeleştirilmesini üstlerinde taşıdıkları bambaşka bir silaha borçludur, suçiçeği, çiçek, kızamık ve boğmaca mikrobuna.]

Cortés başarılarının ödülü olarak 1522'de İspanya Kralı I. Charles tarafından Yeni İspanya(5) valisi olarak atanır.  Bütün bu süre boyunca yanında Tabasco’da kendisine armağan edilen 20 köle kadından biri, yerel dillerin çoğunu bilen, İspanyolcayı da kısa sürede söken, Cortés’in hem çevirmeni, hem mihmandarı hem de “cariyesi” olan bir Aztek kadını vardır. Haftaya, adı bugün Güney Amerika’da “hain” sözcüğüyle eşanlamlı kullanılan La Malinche’nin öyküsüyle sürdürelim.

  • “Kaşif ve Fatih” anlamına gelir.
  • “Moctezuma” olarak da geçer.
  • Namludan doldurulan, fitilli tüfek.
  • İlginçtir, Azteklerin rakibi, Batı Meksika’daki Tarascanlar bronzdan silah yapmayı bilirken Aztekler bu teknolojiye sahip değildir.
  • Fetihten sonra Aztek topraklarına verilen ad.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Oğuz Pancar Arşivi