Mehmet Şandır
Dünya siyasetinin buz dansı
Batı cephesinde değişen bir şey yok...
Dünyayı yönetenler, her yıl olduğu gibi Eylül ayının son haftasında yine toplandılar; buz dansı yaptılar; riskli, kaygan ve hassas bir zeminde birbirlerini düşürmeden, dengede kalmaya çalışarak şov yaptılar; seyrettik. 'Batı'da değişen yeni bir şey yok...'
Geçen hafta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu New York'ta toplandı. Sahnede her sene oynanan bildik bir oyun vardı; bir hafta boyunca bazıları gönlümüzü okşasa da insanlık için karşılığı olmayan boş nutuklar dinledik...
Gerçek oyun sahne arkasındaydı. Dünyaya 'çökenler' ve 'sızanlar' paylaşım pazarlığını Washington'da kapalı kapılar arkasında yaptılar. Sonuçlarını önümüzdeki günlerde göreceğiz...
ABD, 1.5 trilyon dolar savaş bütçesi ile dünyaya çöken güç olarak hegemonyasını devam ettirmekte zorlanıyor ve özellikle teknoloji üretiminde baş edilmez bir yükselişte olan ve tüm ülkelerin damarlarına sızan Çin'le nasıl baş edeceğini araştırıyor. (Çöken ve Sızan Güç tanımları Süleyman Seyfi Öğün Hoca'ya ait)
Dünya siyaset sahnesinde bu iki gücün buz dansını seyrediyoruz; düşmeden ve karşısındakini de düşürmeden dünyayı birlikte sövüşleme siyaseti...
Aslında gerçek güç, ürettikleri teknolojilerle tüm yaşam alanlarına hükmeden ve varlıkları 30 trilyon doları aşan sayısı 15’i geçmeyen teknoloji devleri ve “yedi kız kardeş” diye tanımlanan petrol şirketleridir. Küresel oyunun kurucusu ve yöneticisi bunlardır; gerisi figüranlardır.
Birleşmiş Milletler örgütü devrini tamamlamış bir kurumdur; Bu yıl, "Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten BM" temasıyla Genel Kurul’un yapılıyor olması bu durumun bir anlamda itirafıdır. Hiçbir kurumuna ve kuralına güven duyulmayan bir dünyada teknoloji ve sermayenin kontrolündeki değişim ve dönüşümün yarattığı belirsizlik, insanlığı hızla bir küresel kaosa sürüklüyor.
Genel Kurul'da, BM'nin yeniden işlev kazanması için yapılması gerekenler tartışıldı ve Birleşmiş Milletler'in üç temel direği olan güvenlik, kalkınma ve insan hakları ilkeleri yeniden hatırlatıldı.
Genel Kurul'a 150'den fazla devlet ve hükümet başkanının yanı sıra çok sayıda cumhurbaşkanı yardımcısı, başbakan yardımcısı, bakan ve diğer üst düzey yetkili katıldı.
Yapılan resmi açıklamada liderler, iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma hedefleri, kalkınma finansı, yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, küresel sağlık ve pandemi hazırlığı, nükleer silahsızlanma ve uluslararası güvenlik gibi farklı konuları ele aldılar. Bu kapsamda iklim eylemi ve adil dönüşüm, nükleer silahsızlanma, Kalkınma Hakkı Bildirgesi'nin 40. yılı, deniz seviyesinin yükselmesinin yol açtığı tehditler ile gelecekteki salgınlara karşı hazırlık ve müdahale kapasitesinin güçlendirilmesi, ırkçılık, ırk ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve ilgili hoşgörüsüzlükle mücadele konularında farklı üst düzey toplantılar düzenlendi.
Bu çerçevede Gazze'de süren soykırım, birçok liderin ana gündemi oldu, İran'a yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kıbrıs meselesi, Sudan’daki çatışmalar ve ağırlaşan insani durum ile Myanmar'daki insani krizden, Haiti'deki güvenlik krizine kadar birçok farklı gelişme üzerinde duruldu.
BM'nin kurulduğundan bu yana bu toplantı, seksen birinci toplantısıydı. Yarıdan fazlasını yakından takip ettim; geçen hafta seyrettiklerimiz 'Batı cephesinde yeni bir şey yok' özlü sözünü yeniden hatırlattı.
Aslında 'yeni' değil 'değişen' bir şey yok demek daha doğru olur. Çünkü, yirminci yüzyılın başından bu yana sahne aynı, aktörler aynı, oyun aynı. Geçen yüzyılın sonucu; iki dünya savaşı ve yüz milyona yakın insanın katledilmesi ve insanlığın büyük emekle kurduğu medeniyetin tüm değerleri ile yıkılması...
BM'lerin kuruluşu ile başlayan yeni yüzyıl ve yeni dünya düzeni seksen yılda aynı sonuca doğru sürüklenmektedir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yazılan 'Batı Cephesinde yeni bir şey yok' romanının gerçeği, özü itibariyle aynen devam ediyor, değişen bir şey yok...
Dün sömürge ve köle ticareti yaparak koca bir Afrika kıtasını, Asya'yı, Güney Amerika'yı yağmalayan Batılıların, karakteri değişmedi; şimdi insanlığın kanını emiyorlar...
Dünyanın gözü önünde 74 bin Filistinliyi katleden Netanyahu'yu desteklemeye devam ediyorlar.
Sözün özünü ve sonunu Sayın Ömer Koç söylemiş; "ABD, İngiltere ve AB'nin İsrail'i koşulsuz desteklemesi, Batı'nın yüz karası olan bu hunhar soykırımı mümkün kıldı. Batı'nın ahlaki inandırıcılığı kalmamıştır."
Batı'nın gerçeği budur!