Aylin Kotil
Hayat Fatma Betül'lere güzel!
Fatma Betül Sayan Kaya...
Türkiye bir süredir bu ismi, borsadaki büyük fon kriziyle birlikte konuşuyor. Ortaya atılan rakamlar öyle üç beş lira değil. Muhalefetin açıklamasına göre Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya, nisan ayında yaklaşık 163 milyon liralık hisse aldı; satışlardan elde ettikleri öne sürülen toplam tutar ise 2,17 milyar liraya ulaştı.
İnsan ister istemez merak ediyor: Bir insanın önüne hayatı boyunca kaç kez böyle büyük kapılar açılabilir?
Fatma Betül Sayan Kaya’nın hayatına bakınca meselenin yalnızca son birkaç ayda yapılan borsa işlemlerinden ibaret olmadığı görülüyor. Eğitimden siyasete, kamu görevlerinden aile fertlerinin kariyerlerine uzanan daha eski ve çok daha geniş bir hikâye var.
1981 doğumlu. Beyoğlu Anadolu Lisesi’nin ardından Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü burslu okuyor, şeref derecesiyle mezun oluyor. New York Üniversitesi’nde meme kanserinin termal görüntülenmesi üzerine lisansüstü çalışma yapıyor. Sonrasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirip tıp doktoru oluyor. Bunların tamamı TBMM’nin resmî özgeçmişinde yer alan bilgiler.
Doğrusu, etkileyici bir özgeçmiş. Mühendislik, New York’ta lisansüstü eğitim, ardından tıp fakültesi; bütün bunların arasında siyaset, evlilik ve iki çocuk… Bu eğitimlerin kronolojisini yan yana koyduğunuzda ortaya gerçekten olağanüstü yoğun bir hayat çıkıyor. İnsanın, "Bu kadar eğitimi CV’sine sığdırabilmek için ilkokula kaç yaşında başladı acaba?" diye sorası geliyor.
Ya Sayan ailesi zaman ve mekânı bükmenin bir yolunu buldu da bize söylemiyor ya da bu parlak özgeçmişlerin kronolojisini kamuoyuyla biraz daha açık paylaşmaları gerekiyor. Kardeşi Ömer Fatih Sayan’ın biyografisinde de mühendislikten hukuka, Oxford’daki diplomasi eğitimine kadar uzanan hayli kalabalık bir eğitim listesi görünce insanın merakı daha da artıyor.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise İBB’den aldığı burs. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu’nun raporuna göre Kaya, 14 Kasım 2008’de İBB iştiraki İSBAK’ta mühendis olarak işe alınıyor. Aynı gün, New York’taki yüksek lisans eğitimi için yaptığı burs başvurusu da kabul ediliyor. Yaklaşık iki ay sonra, 12 Ocak 2009’da ABD’ye gidiyor. İSBAK tarafından eğitim kapsamında kendisine 85 bin 791 doların yanı sıra 20 bin 289 lira ödeme yapılıyor.
Şimdi bir anlığına Fatma Betül Sayan Kaya’yı unutalım ve Türkiye’de üniversite okuyan herhangi bir genci düşünelim.
Yurt dışında yüksek lisans yapmak istiyor. Burs arıyor, kapı kapı dolaşıyor, başvuru formları dolduruyor. Referans bulmaya çalışıyor, dil sınavlarına giriyor. Birkaç yüz dolar daha destek bulabilmek için onlarca yere yazıyor. Ailesinin imkânı yoksa çoğu zaman daha yolun başında hayalinden vazgeçiyor.
Sonra karşısında şöyle bir örnek görüyor: Belediye iştirakinde işe giriş, aynı gün kabul edilen yurt dışı eğitim desteği ve iki ay sonra New York...
İnsanların itiraz ettiği şey birinin iyi eğitim alması değil. Bir kadının mühendis, doktor, milletvekili ya da bakan olması hiç değil. Tam tersine, keşke çok daha fazla kadın bu imkânlara ulaşabilse. İtiraz edilen, o imkânlara giden yolun herkes için aynı ölçüde açık olup olmadığı.
Sayan ailesine bakıldığında bu soru daha da büyüyor.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın kardeşi Ömer Fatih Sayan, BTK Başkanlığı ve Ulaştırma Bakan Yardımcılığı gibi görevlerin ardından EPDK’ya atandı. Ayşe Hilal Sayan Koytak, bakanlıktaki üst düzey görevlerinin ardından Kuveyt, Bahreyn ve Finlandiya’da büyükelçilik yaptı. Bir diğer kardeş Nazmiye Sümeyye Sayan ise İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde görev aldı. Kısacası ailenin hemen her ferdinin yolu bir biçimde devletin ve siyasetin önemli makamlarından geçti.
Peki bu görevlerde belirleyici olan yalnızca liyakat mıydı, yoksa iktidara yakınlığın bir karşılığı mıydı?
Ailenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yakınlığı da yeni öğrenilmiş bir şey değil. Erdoğan, Fatma Betül Sayan Kaya için yıllar önce "elimizde büyüyen bir kızımız" ifadesini kullanmıştı. Babası Ramazan Sayan da Erdoğan’ın eski dostlarından biri olarak biliniyor; geçmişte kendisine danışmanlık yaptığı da kamuoyuna yansımıştı.
Bugün üniversitelerde yüz binlerce genç var. Uluslararası ilişkiler okuyor, iki yabancı dil öğreniyor, Erasmus’a gidiyor, yüksek lisans yapıyor, doktora kovalıyor. Dışişleri Bakanlığının kapısına geldiğinde yalnızca kendisi kadar eğitimli başka gençlerle yarıştığını düşünmek istiyor. Sonra dönüp bakıyor; büyükelçilikten üst düzey yöneticiliğe kadar devletin en önemli makamlarında yine iktidara yakın ailelerden isimleri görüyor.
Devletin o gence vermesi gereken duygu, "Çalışırsan olur" duygusudur. Oysa bu duygu bugün çok daha fazla "Birilerini tanımıyorsan zor" düşüncesine dönüşüyor. Türkiye açısından asıl tehlikeli olan da bu.
Bir genç gece gündüz çalışacak, üniversite bitirecek, yabancı dil öğrenecek, yüksek lisans yapacak; sonra devletin en prestijli makamlarında yıllardır aynı siyasi ve aile çevrelerinden insanların dolaştığını görecek. Ardından da o gence "Ülkende kal" diyeceğiz.
Nasıl?
İnsanların devlete güvenmesi için önce fırsatların birkaç aileye ait olmadığına inanması gerekir. Belki de Fatma Betül Sayan Kaya’nın borsa meselesinin yalnızca bir hisse senedi tartışması olarak kalmamasının nedeni budur. Kamuoyunun zihninde yıllardır biriken başka bir soru var: Bazılarının önüne neden hep doğru zamanda doğru kapılar açılıyor?
Şimdi gelelim borsa meselesine…
Eylül ortasında Türkiye büyük bir fon krizi yaşadı. Bazı fonlar yatırımcıların para çekme taleplerini karşılayamaz hâle geldi. SPK, yedi portföy şirketinin fonlarını işlemlere kapattı ve çok sayıda fonun tasfiyesine karar verdi. Açıklanan verilere göre etkilenen yatırımcı sayısı 455 binin üzerinde, fonların büyüklüğü ise yaklaşık 18 milyar dolar seviyesinde.
455 bin insan… Bu rakamın arkasında evini satıp yatırım yapan da var, çocuğunun okul parasını değerlendirmeye çalışan da, yılların birikimini ve emeklilik parasını korumaya uğraşan da.
Tam böyle bir tablonun ortasında Fatma Betül Sayan Kaya ile eşinin işlemleri gündeme geldi. Kaya, iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrıldı. Ancak ortada milyarlarca liraya ulaşan işlemlerle ilgili ciddi iddialar varsa, yalnızca "Siyasi sorumluluk aldım ve görevimden ayrıldım" denilerek geçiştirilemez.
Asıl cevaplanması gereken sorular hâlâ ortada duruyor: Bu hisseler neden alındı? Satış kararları hangi bilgiler ışığında verildi? İşlemlerde herhangi bir ayrıcalıklı bilgi kullanıldı mı? Başka siyasi isimler, yakınları ya da kamu görevlileri benzer işlemler yaptı mı?
Bu soruların cevabı belgelerle verilmek zorunda.
Üstelik dosyada karşımıza çıkan hayatlar insanın başını döndürüyor. Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı ve AKP eski İstanbul Gençlik Kolları Yöneticisi Muhammed Yarız’ın beş lüks aracına soruşturma kapsamında el konuldu: McLaren, Bentley, Rolls-Royce, Mercedes-Maybach ve Audi Q8.
28 yaşında bir insanın garajında bunlar var. Üstüne jetleri, yatları, milyarları var. İnsan kendi hayatını sorgulamadan edemiyor.
Biz hâlâ gençlere "Çok çalışırsanız başarırsınız" diyoruz. Çalışsınlar elbette. Ama devletin görevi yalnızca bunu söylemek değil; gerçekten çalışanla doğru telefon numarasını bilen arasında fark olmadığını göstermek.
Bugün yüz binlerce yatırımcı parasının ne olacağını düşünüyor. Bu aşamadan sonra "AK Parti gereğini yapıyor" sözleriyle kimseyi oyalayamazsınız. Gereğini yapmak, bir genel başkan yardımcısının istifasından ibaret olamaz.
Gereğini yapmak; bütün işlemleri incelemek, bağlantıları ortaya çıkarmak, düzenleyici kurumların neden zamanında harekete geçmediğini açıklamak ve siyasi yakınlığı kim olursa olsun herkese aynı hukuku uygulamaktır.
Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki iddiaları muhalefet isim, tarih ve rakam vererek kamuoyunun önüne getirmeseydi bugün bunları konuşuyor olur muyduk? Bu sorunun kendisi bile kurumlara duyulan güvenin hangi noktaya geldiğini göstermeye yetiyor.
Türkiye’de insanların öfkesi artık yalnızca birilerinin neden bu kadar zengin olduğuna değil. Buna neredeyse alıştık. Asıl öfke, kuralların herkese aynı uygulanmadığı düşüncesinden doğuyor.
Bir tarafta burs arayan çocuklar, iş bulamayan üniversite mezunları, yıllarca çalışıp emekli maaşıyla geçinemeyen insanlar ve birikiminin ne olacağını bilmeyen yüz binlerce yatırımcı var.
Diğer tarafta iktidarın çevresinde dolaşan; eğitimden bürokrasiye, kamu görevlerinden sermaye piyasalarına kadar hayatın hemen her alanında olağanüstü fırsatlarla karşılaşan insanlar…
Fatma Betül Sayan Kaya isminin son günlerde bu kadar büyük tepki doğurmasının nedeni de tam olarak burada yatıyor.
Mesele yalnızca milyarlar değil. Yalnızca bir borsa işlemi de değil. Mesele, milyonlarca insanın yıllardır sorduğu o basit soru: "Bu ülkede herkes gerçekten aynı yerden mi başlıyor?"
Bu soruya ikna edici bir cevap verilemediği sürece gençlerin neden yurt dışına gittiğini, insanların ülkesine neden güvenmediğini ve 455 bin yatırımcının neden öfkeli olduğunu anlamak için uzun araştırmalara gerek yok.
Hayat bazılarına gerçekten çok cömert davranıyor. Bir hukuk devletinin görevi hayatı eşitlemek değilse bile kuralları eşitlemektir.
Şimdi beklenen de tam olarak bu: Fatma Betül Sayan Kaya’nın da, eşinin de, fon yöneticilerinin de; siyasi bağlantısı bulunan ya da bulunmayan herkesin de aynı sorulara cevap vermesi ve aynı hukuk düzeninin önünde hesap vermesi.
Başka bir hukukları yoksa elbette.