Cengiz Erdil
Kadıköy rıhtımına minare gölgesi
İstanbul, İstanbul olmadan önce Kadıköy vardı. Tarihteki adı da Kalkedon idi, yani Körler Ülkesi… Efsane bu ya; binlerce yıl önce bu topraklara ilk gelenler Altınboynuz Haliç’in farkına varmamışlar, Kadıköy kıyılarına demir atmışlardı. Sonradan gelenler de öncülere, ‘gözünüz kör müydü, Haliç’i görmediniz de kurbağalarla dolu karşı kıyıya çıktınız’ demişler ve Kadıköy’e Körler Ülkesi adını takmışlar. Mesela; şimdinin gökdelen gecekondu mahallesi Fikirtepe ilk yerleşim yerlerindendir. Binalar yerine arkeolojik kazılar yapılsaydı kim bilir neler çıkardı.
Neyse; ben anlatılanların yalancısıyım efendim, şöyle devam edelim. Güngörmüş eski İstanbullular için kentin sınırları dardı. İstanbul, tarihi yarımada ve Pera yani Beyoğlu’ndan ibaretti. Boğazın öte tarafı “Karşı” idi… Karşının adı da ‘Kadıköy’ oldu hep.
Bu Kalkedon da yuvarlana yuvarlana halk dilinde Kadıköy’e evrilmiş (benim bu yuvarlanmaya pek aklım ermiyor!) Haydarpaşa Garı’na kucak açan Kadıköy, Anadolu’nun İstanbul’a ilk selamıydı.
Deprem korkusunu iliklerine kadar yaşayan bir kent olan İstanbul’u küçültmek yerine büyütmeye kararlı iktidar, 25 yıldır beton üstüne beton koydu. Gökdelenler yükseldi, kentin rüzgarları kesildi, ormanları ve su kaynakları tehdit altına girdi. Elbette Kadıköy’ü de gözden kaçırmazdı. Onların gözünde kültürel dayatmanın adı cami inşasından geçiyordu. Tarihi Yarımada’da padişahların yaptırdığı Selatin camileri vardı, Anadolu yakasında da neden olmasındı. Yıllardan beri de Kadıköy sahilinde Ayasofya’yı bile sollayan cami hayalleri vardı. Sonunda mahkemeden 20 bin kişinin ibadet edebileceği cami için onay çıktı.
DOLGU ALANINA CAMİ
Mimarlar Odası mahkeme kararının bilim ve teknik uyarıları yok saydığını belirtirken şu açıklamayı yapıyordu; “Söz konusu alan yıllar önce yerel yönetim kararları ile doldurulmuş yapay dolgu alanlarıdır. Bu alanlar suya doygun, depremde yanal yayılma ve tsunami baskın tehlikesine açık alanlardır.”
Planlanan camiye yaklaşık 500 ile 750 metre uzaklıkta dört cami var. Konunun bir ihtiyaçtan çok bir dayatma olduğu açıkça görülüyor.
İstanbul gibi tarihi bir kentte camilerin üzerinden siyaset yapılması acı verici. Karaköy’ün tam ortasında Menderes yıkımları sırasında yıkılan Merzifonlu Kara Mustafa Mescidi de Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden yapılıyor. Kenti alt üst eden büyük yıkımda yol edilen ve Kayıp Cami olarak adlandırılan küçük yapı aslı gibi(!) yeniden ayağa kaldırılacakmış. Çoğu uzmana göre, buna da gerek yoktu.
AKP iktidarı bir zaman ‘her mahalleye cami’ diye bir proje başlatmak istemiş ama tepki içeriden hem de zirveden gelmiş. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 22 Mayıs 2013 tarihinde Japonya ziyareti sırasında basın toplantısında soru üzerine şunları söylemiş: "Türkiye'de camiye ihtiyaç yok, yeterince cami var. Benim bildiğim her mahallede zaten cami var."
Abdullah Gül, açıklamasında kaynakların daha çok eğitim, bilim, kültür ve diğer altyapı yatırımlarına ayrılması gerektiğini söylemiş ve şöyle devam etmiş, "Her mahalleye cami yerine, her mahalleye bir okul, bir kütüphane, bir spor tesisi yapılması gerekiyor.”