Sevgin Akış Roney

Sevgin Akış Roney

Arnavutluk: Turistlerin yeni gözdesi (2)

Hepimizin bildiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İtalyan ve Alman işgalinden kurtulan Arnavutluk’ta Enver Hoca önderliğinde komünist bir rejim kuruldu. Hoca’nın 1985’teki ölümünden sonra çözülmeye başlayan sistem 1991’de yerini serbest piyasa ekonomisine bıraktı. Berat şehri civarındaki bir dağın yamacına yazılan ENVER adının bir harf değişikliği ile İngilizcede “asla” anlamına gelen NEVER yapıldığı ülke hakkında politik yorum yapmak bu yazının konusu olmadığından, gelin gezimize geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim.

gjirokaster-evleri

“TAŞ ŞEHİR” GJİROKASTËR

Sabahın erken bir saatinde Berat’tan bindiğimiz minibüs bizi Gjirokastër’da bırakıp Sarandë’ye doğru yoluna devam etti. Osmanlılar döneminde “Ergiri” olarak adlandırılan Gjirokastër, tepedeki tarihi şehir ve vadideki yeni şehir olarak ikiye ayrılıyor. Tarihi merkezde bir yer ayırttığımız için şanslı olduğumuzu düşündüğümüz otelimize gitmek için yokuş yukarı epeyce yürümek zorunda kaldık!

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Gjirokastër, dünyanın en iyi korunmuş Osmanlı kasabasıymış. Berat ile birlikte ikiz şehirler olarak anılıyor ama koyu renkli taş çatıları ve dik sokaklarıyla Berat’tan daha sert bir atmosferi var.

Tarihi şehirde ilk önce 19. yüzyıl başında inşa edilen, Arnavut asıllı Osmanlı komutanı Tepedelenli Ali Paşa’nın danışmanı Bekir Zeko’ya ait olan Zekate Evi’ne gittik. Genellikle Güney Arnavutluk’ta görülen “Kule ev” denilen tipteki dört katlı evin dış görünüşü ikiz kuleler şeklinde. Günümüzde müze olarak hizmet veren evi gezdikten sonra, şehre tepeden bakan girişteki bahçede oturup manzarayı seyrettik. Müzenin kafesini işleten genç adamın bahçede baktığı 30’a yakın kedi de benim için hoş bir sürpriz oldu!

zekate-evi-on-cephe

Taş sokaklar, küçük dükkânlar, kafe ve restoranların bulunduğu Eski Çarşı geleneksel cephelerin yoğunlaştığı çok turistik bir bölge. Çarşı Camii de bölgenin önemli yapılarından biri. Eski Çarşı’nın hemen üstünde yer alan ve şehre tepeden bakan Gjirokastër Kalesi’nin geçmişi 12. yüzyıla kadar uzanıyormuş. İçinde geniş avlular barındıran kalede manzara noktaları, sergi alanları ve bir silah müzesi var. Kalede bir de Osmanlı dönemine ait bir saat kulesi bulunuyor. Gjirokastër Kalesi tıpkı Berat Kalesi gibi görülmeye değer gerçekten.

Arnavutların ünlü komünist lideri Enver Hoca’nın (1908-1985) Gjirokastërli olduğunu ülkeyi ziyaretimden önce öğrenmiştim. Hoca’nın büyüdüğü ev 1960’ların ortasında yanmış. Daha sonra orijinal halinden çok geleneksel bir Gjirokastër evi olarak yeniden yapılan bina günümüzde Etnografi Müzesi olarak hizmet veriyormuş.

Arnavut edebiyatının tanınmış isimlerinden, uluslararası ödülleri olan İsmail Kadere (1936-2024) de bu şehirde doğan bir başka ünlü. Onun da doğduğu ve büyüdüğü ev 1999’da bir yangın geçirmiş. Restore edilen bina müze olarak ziyarete açıkmış.

sarande2

“ARNAVUTLUK RİVİERASI”NIN MERKEZİ SARANDË

Arnavutluk’un İyon Denizi kıyısında bulunan Sarandë’nin adı İtalyancada “40 Azizler” anlamına gelen “Santi Quaranta”dan geliyormuş. Şehirde 6. yüzyılda inşa edilmiş aynı adlı bir manastır var. Gjirokastër’den yine otobüsle geldiğimiz Sarandë etrafını çevreleyen tepelerin üstündeki çok katlı modern ama kişiliksiz binalardan oluşan bir şehir. Terminalden aşağı sahile doğru yürüyerek kalacak bir otel aradık. Çok sayıda bar, restoran, gece kulübü ve turistik dükkânların bulunduğu kıyıda yeni ve lüks oteller inşa edilmiş.

sarande1

Sahilde bir otel bulup yerleştikten sonra denize girmek için plaja gittiğimizde öğlen olmuştu. Doğruyu söylemek gerekirse su ne masmavi ne de çok cazipti. Öğleden sonra kıyıya paralel olarak uzanan trafiğe kapalı gezinti yolunda yürürken, tıpkı bizim Bodrum’da olduğu gibi, çeşitli noktalarda günlük tekne turları satıldığını gördüm. Fotoğraflardan anladığım kadarıyla çevredeki koylar çok daha güzel. Gece otelimize yakın bir gece kulübünden neredeyse gün ağarana kadar yükselen bangır bangır müzik ve sokağa taşan içkili kalabalığın gürültüsünden rahat uyuyamadık. Sabah erkenden Shkodra’ya gitmek üzere otelden ayrıldık. “Acaba Sarandë’ye 17 kilometre uzaklıktaki Ksamil’de mi kalsaydık” diye düşünmeden edemedim. Arnavutluk’un Maldivleri imiş!

BİSİKLETE BİNMENİN BİR GELENEK OLDUĞU ŞEHİR SHKODRA

Sarandë’den bindiğimiz otobüsle beş saat yolculuk yaparak Tiran’a döndük. Oradan başka bir otobüsle 2,5 saat daha kuzeybatıya doğru yol alıp, akşamüzeri Skhodra veya Shkodër denilen, bizim ise Türkçede İşkodra dediğimiz şehre vardık. Adını aldığı Shkodra Gölü’nün kenarında ve Adriyatik Denizi’ne çok yakın bir mesafede bulunun şehir ülkenin önemli bir kültür ve sanayi merkezi. Otobüsümüz bizi Shkodra’nın ana meydanı olan Demokrasi Meydanı’nda bıraktı. Kalacağımız oteli bulup odamıza yerleştikten sonra hemen sokağa çıktık.

shkodra

Akşam yemeğimizi yediğimiz restoran şehrin en popüler noktası olan Kolë İdromeno Sokağında idi. Arnavut ressam ve heykeltraş İdromeno’nun adını taşıyan ve araç trafiğine kapalı olan sokak, güzel bir şekilde yenilenmiş tarihi taş binaları, kafeleri, restoranları ve turistik dükkânlarıyla cıvıl cıvıldı. Sokağın Demokrasi Meydanı tarafında bulunan girişindeki geniş alanda görkemli ama bir o kadar da sade Ebu Bekir Camii yer alıyor. Klasik İslam mimarisinden izler taşıyan ama modern detaylara sahip olan cami, komünizm döneminde tahrip edilen eski caminin yerine 1990’ların ortasında yapılmış.

Genç yaşlı herkesin bisiklet kullandığı dümdüz bir şehir olan Shkodra’da dolaşırken dikkatimizi çeken bir başka yapı şehrin ana Katolik merkezi Aziz Stephan Katedrali oldu. 13. yüzyılda şehrin hemen dışındaki kalede Shkodra’nın koruyucu azizine adanmış olan ve daha sonra 15. yüzyılda Osmanlılar tarafından yıkılıp yerine cami yapılan Aziz Stephan Kilisesi varmış. Şimdiki Katedral yine Osmanlıların izniyle 19. yüzyılda inşa edilmiş. Rahibe Tereza’nın önüne çiçekler konmuş heykeline de sokaklarda dolaşırken rastladık!

shkodra-rahibe-teraza

Ertesi sabah taksiyle Arnavutluk ve Karadağ sınırlarının içinde yer alan ve Balkan yarımadasının en büyük gölü olan Shkodra Gölü’nün kenarındaki eski bir balıkçı köyü Shirokë’ye gittik. Gölde yaptığımız yarım saatlik gezintiden sonra kıyıdaki bir restoranda yemek yerken elbette yine kedileri besledim! Akşamüstü ise hedefimiz şehrin hemen dışında, 130 metre yükseklikteki bir tepede bulunan Rozafa Kalesi idi. Bojana ve Drin Nehirleri ile çevrili büyüleyici bir manzaraya sahip olan kalenin adı yapımı sırasında kurban edilen genç bir gelinden geliyormuş. (Niye hep kadınlar?)

rozafa-kalesinden-bir-manzara

Arnavutluk’taki son günümüz Shkodra’dan Tiran havaalanına gitmek ve İstanbul uçağımızı beklemekle geçti. Ülkede bir hafta yerine on gün kalmak ve biraz daha keşfetmek isterdim doğrusu!

rozafa-kalesinin-girisi

Önceki ve Sonraki Yazılar
Sevgin Akış Roney Arşivi