Sevgin Akış Roney

Sevgin Akış Roney

Avustralya: Uzak bir cennet (2)

İnsan başına ortalama 8 koyunun düştüğü ve Mısır’dan daha fazla devenin yaşadığı Avustralya’nın dünyadaki en zehirli 25 yılan cinsinden 21’ine, ayrıca 1.500 örümcek ve 4 bin karınca türüne ev sahipliği yaptığını biliyor muydunuz? Geçen hafta sonunda anlatmaya başladığım Avustralya gezimize devam ediyoruz.

SYDNEY YAKINLARINDAKİ MAVİ DAĞLAR

Sydney’e geldiğimiz gece şehrin bar ve restoranlarla dolu olan eğlence, kültür ve alışveriş merkezi “Darling Limanı”nda bir yemek yedik ve ertesi sabah “Mavi Dağlar Ulusal Parkı”na gitmek üzere yola koyulduk. Yol üstünde ilk durağımız “Featherdale Doğal Yaşam Parkı” idi. Avustralya’ya özgü iki binden fazla hayvanı barındıran parkta değişik türde kangurular, koalalar, kuşlar, wombatlar, Tazmanya canavarlarının yanı sıra hayatımda ilk kez dingoları gördüm. Daha sonra Sydney’in merkezinin 50-60 kilometre kadar batısından başlayan Mavi Dağlar’a doğru yola devam ettik. Etrafındaki küçük kasabaları da kapsayan “Mavi Dağlar Ulusal Parkı” bir milyon hektardan daha fazla bir alana yayılıyormuş. Kanyonlar, nehirler, şelaleler ve okaliptüs ormanlarıyla kaplı bölgeye şehirden günübirlik geziler ve hafta sonu kaçamakları yapmak çok popülermiş. UNESCO Dünya Mirası listesindeki parka “Mavi Dağlar” denmesinin nedeni, hava sıcaklığı arttığı zaman çeşitli okaliptüs türlerinin uçucu yağı buharlaşınca, güneş ışığının içindeki mavi rengin optik bir yanılsamayla diğer renklerden daha baskın görünmesi ve dağlara mavimsi bir renk vermesiymiş.

featherdale-ulusal-parki-dingolar

Kömür madenciliği 1800’lü yıllarda bölge ekonomisinde önemli bir rol oynuyormuş. Madenler artık kapatılmış ama eski bir kömür ocağına ait olan demiryolu günümüzde turistik amaçlı kullanılmakta. “Scenic Railway” olarak pazarlanan bu demiryolu 310 metrelik bir mesafede 52 derecelik bir meyile sahipmiş. Biz de parkı ziyaretimiz esnasında her tarafı camla kaplı tahta vagonlara binip parkın olağanüstü manzarasının tadını çıkardık. Ayrıca yağmur ormanlarının içinden geçen, yaklaşık iki buçuk kilometre uzunluğundaki tahta döşemeli bir patika yolda (“Scenic Walkway”) yürüyüş yaptık.

aborjinlerin-gosterisi1

ABORJİN EFSANESİ

“Üç Kız Kardeşler” adlı üçlü kaya formasyonu parkın en ünlü simgelerinden. Aborjin efsanesine göre bölgedeki Katoomba kabilesine mensup üç kız kardeş komşu kabileden üç delikanlıya aşık olmuş. Evlenmelerine izin verilmeyince iki kabile arasında savaş çıkmış. Katoomba kabilesinin büyücüsü, kız kardeşleri korumak için onları taşa çevirmiş. Ancak büyücü savaşta ölünce tekrar insana dönüşemeyip taş olarak kalmışlar. Maalesef biz oradayken kız kardeşler sislerin arasından hayal meyal seçiliyordu!

uc-kiz-kardesler

SYDNEY

Yeni Güney Galler Eyaleti’nin merkezi ve Avustralya’nın en büyük, en kozmopolit, en pahalı şehri olan Sydney 1788 yılında bir İngiliz ceza kolonisi olarak kurulmuş. Uzun yıllar ülkenin başkenti olmak için Melbourne ile rekabet etmiş, ama sonunda işi tatlıya bağlamak için Canberra başkent ilan edilmiş! Biz şehir turumuza Sydney limanına bakan “Kraliyet Botanik Bahçesi”yle başladık. Yaklaşık 40 hektarlık yemyeşil bahçe 1810-1821 yılları arasında bölge valisi olan Macquire’in eseriymiş. Karısı limana girip çıkan gemileri seyretsin diye kumtaşından bir kayayı mahkumlara oydurarak yaptırdığı kocaman bank “Bayan Macquire’nin koltuğu” diye anılıyor.

bayan-macquirenin-koltugu

İkinci durağımız Sydney’in doğusunda yer alan ve Tazmanya Denizi’ne bakan sarp falezlerin bulunduğu “The Gap” adlı parktı. Önemli bir turist destinasyonu olmasına rağmen her yıl yaklaşık elli intihar vakasına sahne olan falezlerin şöhreti kötüymüş. Parka yukarıdan bakan bir evde yaşayan II. Dünya Savaşı’na katılmış bir savaş gazisi 1964’ten beri iki yüze yakın insanı ikna ederek intihar etmelerini engellediği için “The Gap’in Meleği” diye ünlenmiş!

ATATÜRK SÜRPRİZİ

Yaklaşık bir kilometrelik sahiliyle sörf yapanların ve deniz tutkunlarının gözdesi olan “Bondi Plajı”nda dalgaların dövdüğü kumsalda bir süre dolaştıktan sonra Sydney’in merkezindeki “Hyde Park”ta bulunan “Anzak Anıtı”nı ziyaret ettik. Bahçedeki Atatürk anıtını görünce duygulandım. 1934’te Atatürk’ün Çanakkale savaşlarında hayatlarını kaybeden yabancı askerlerin annelerine seslenişinin yer aldığı bu anıtın bir benzerini geçen yaz Kanada’nın Halifax şehrinde de görmüştüm. (Genel olarak yabancı askerlerin sadece Anzaklar olduğu düşünülüyor ama aslında Atatürk’ün ifadesinde böyle bir ayırım olmadığını belirtmek gerek.)

anzak-aniti

Dünyaca ünlü “Sydney Opera Binası”nı görmek bir rüyanın gerçekleşmesi gibiydi. Ancak yerel rehber eşliğinde gezilebilen binada iki büyük ve dört küçük sahne var. Bu sahnelerde sadece opera değil bale, tiyatro, film gösterileri de yapılıyor ve klasik müzik konserleri veriliyormuş. UNESCO Dünya Mirası listesindeki 183 metre yüksekliğinde ve 118 metre genişliğindeki binanın en dikkat çeken kısmı elbetteki ikonik çatısı. Danimarkalı bir mimarın imzasını taşıyan bu ilginç yapının inşası, kendisi daha sonra projeden çekilince iki Avustralyalı mimar tarafından tamamlanmış.

opera-binasi

Kendine özgü kemer şekli nedeniyle “coat hanger” (elbise askısı) olarak bilinen “Sydney Liman Köprüsü” opera binasıyla birlikte ülkenin en tanınmış yapılarından biri. (Yılbaşı geceleri TV’de seyrettiğimiz Sydney’de düzenlenen havai fişek gösterilerini hatırlayalım!) Şehrin merkezini kuzey sahiline bağlayan ve dünyanın en büyük çelik kemer köprülerinden biri olan “coat hanger” 1932 yılında açılmış. Büyük Buhran’ın etkilerinin ağır bir biçimde hissedildiği bir dönemde inşa edilen köprü binlerce kişiye istihdam sağladığı için umudun simgesi haline gelmiş. Köprüye tırmanmak veya üzerinde yürümek heyecansever turistlerin ilgisini çekiyor. Ben köprünün değişik açılardan fotoğrafını çekmekle yetindim sadece.

opera-binasinin-icinden-bir-detay

Sydney’in merkezinde bulunan “The Rocks” kolonyal döneme ait taş binaları ve dar sokakları ile kendine özgü bir tarihi kimliğe sahip. Şimdilerde kafe, bar ve restoranların bol olduğu önemli bir turistik cazibe merkezi. Hafta sonları kurulan açık hava pazarında satılan el yapımı ürünler ve lezzetli sokak yemekleri çok rağbet görüyormuş. Bize verilen kısıtlı zaman zarfında etrafta hızlıca bir tur atmaktan başka bir şey yapamadım. Günü Syndney limanında yaptığımız tekne turuyla tamamladık. Yemek, müzik ve manzara güzeldi!

BÜYÜK SET RESİFLERİ VE DAINTREE YAĞMUR ORMANI

Sydney’den sonra Avustralya’nın kuzey doğusundaki “Queensland Eyaleti”nin yukarı kısmındaki sahil şehri Cairns’e uçtuk. Cairns bölgedeki nemli tropik ormanların bir parçası olan “Daintree Yağmur Ormanı” ile “Büyük Set Resifi”ne yakın olması nedeniyle doğa turizmini sevenler için vazgeçilmez bir destinasyon. Her ikisi de UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan bu doğal güzellikleri tadımlık da olsa ucundan deneyimledik.

buyuk-set-resifi

Havaalanına iner inmez gittiğimiz yağmur ormanlarının içindeki “Rainforestation Doğa Parkı” hem doğanın çeşitliliğini hem de Aborjinlerin kültürünü sergileyen bir parktı. Bölgede yaşayan Pamagirri Aborjinlerinin sergiledikleri dans, ok ve bumerang atma gösterileri kaçınılmaz olarak çok turistikti. Öğle yemeğinin ardından Kuranda köyüne gitmek üzere yağmur ormanlarının içinden geçen harika manzaralı iki saatlik bir tren yolculuğu yaptık. Cairnes’den yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki bölgede, Aborjinlerin dilinde “yağmur ormanlarının içindeki köy” anlamına gelen Kuranda’nın gezip görebildiğimiz merkezi de son derece turistikti. Yapacak bir şey yok!

yagmur-ormanlarinin-icinden-kurandaya-yolculuk1

Cairns’teki otel odamda gecenin bir vaktinde aldığım telefonlarla İsrail ve ABD’nin İran’daki bir okulu vurarak 168 masum kız çocuğunu öldürdüğünü ve dolayısıyla bölgede yeni bir savaşın başladığını öğrendim. Ertesi sabah yüreğimdeki taşla kalkarak, “Büyük Set Resifi”ne gidecek tekneye binmek üzere gezi arkadaşlarımla birlikte limana yürüdüm. Uzaydan bile görülebildiği söylenen dünyanın bu en büyük mercan resif sistemi 20 milyon yıllık bir geçmişe sahipmiş. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan resifler James Cook’un keşif gemisinin 1770 yılında resiflere oturmasıyla Batı dünyası tarafından keşfedilmiş. Teknemiz bizi resiflere yakın noktada konuşlandırılmış bir su üstü istasyonuna bıraktı. Tabanı cam kaplı bir bota binerek denizaltını seyrettik, şnorkelle dalış yaptık ve ben kendi hesabıma bir kez daha doğaya hayran kaldım.

buyuk-set-resifi-su-ustu-istasyonu

Ertesi sabah erkenden Brisbane üzerinden Yeni Zelanda’ya gitmek üzere havaalanının yolunu tuttuk!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Sevgin Akış Roney Arşivi

Buz ve Ateş Adası İzlanda (2)

16 Kasım 2025 Pazar 07:00

Buz ve Ateş Adası İzlanda (1)

09 Kasım 2025 Pazar 07:00

Yılkı atlarının adası: Assateague

27 Temmuz 2025 Pazar 07:00

Eksile eksile yaşamak...

01 Haziran 2025 Pazar 07:00