Sevgin Akış Roney

Sevgin Akış Roney

Alsace’dan İsviçre’ye: Bir ilkbahar kaçamağı (3)

Ülkenin dört resmi dili arasında tarafsızlık sağlamak amacıyla kullanılan, “Helvetik Konfederasyon” anlamına gelen Latince resmi adıyla “Confoederaito Helvetica”daki gezimiz bu yazıyla bitiyor!

fribourg-sarine-nehri

Fribourg

Akşamüstü Sarine Nehri’nin kıyılarında kurulmuş tipik bir Orta Çağ şehri olan Fribourg’daydık. Ertesi sabah sadece 1,5 saat dolaşabildiğimiz şehri elbette tam olarak göremedik. Önce tarihi merkezdeki Gotik tarzda inşa edilmiş Belediye Binası’nın bulunduğu meydana gittik. Önünde Aziz George’un canavarla mücadelesini gösteren bir anıt çeşmenin bulunduğu bina 1522’de yapılmış, 1642’de ise kulesi eklenmiş. Oradan da girişinde “burası sadık eşlerin sokağı ve örnek kocaların köşesi” yazan sokaktan geçerek (Fribourg koyu katolikmiş!) Aziz Nicolas Katedrali’ne gittik. Şehrin pek çok noktasından görülebilen, sivri kuleleri ve giriş kapısının üstündeki figürleriyle dikkat çeken Katedral, 1283-1430 yılları arasında yapılmış. 1490’da eklenen 76 metre uzunluğundaki ana kulede 11 adet çan var. Daha kısa olan kulede ise 2 çan bulunuyor. Katedrale girince hemen sağ taraftaki şapelin içindeki gerçek boyutta heykellerle canlandırılmış olan İsa’nın ölüm anı çok etkileyici bir köşe.

Katedrali dolaştıktan sonra yürüyüşümüze devam ederek, üzerinde farklı tarzlarda inşa edilmiş 14 adet köprü bulunan Sarine Nehri’nin kıyısına gittik. Bunlar arasında en ünlüsü olan Zähringen Köprüsü’nde dolaşıp şehri başka bir açıdan gördük. Fribourg’un kurucusu Zähringen ailesinin adını taşıyan köprü, 1834’ten beri aynı noktada bulunan 273 metre uzunluğundaki köprünün yerine 1924’te inşa edilmiş.

gruyeres-satosu

Gruyéres

Fribourg’dan sonra gittiğimiz, dünyaca ünlü gravyer peynirine adını veren Gruyéres, Alplerin kuzeyinde Moleson Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Surlarla çevrili yapısı, Gotik tarzda evleri ve taş döşeli dar sokaklarıyla şirin bir yerleşim. Arka planda yemyeşil bir doğa ve insanın içini açan bir dağ manzarası olan Gruyéres, 2014 yılında Batı İsviçre’nin en güzel köyü seçilmiş. Aracımızı köyün girişindeki kocaman otoparkta bırakıp köyün merkezine yürüyerek girdik ve ana cadde boyunca şatoya doğru ilerledik. Köyün en yüksek noktasında bulunan 13. yüzyıldan kalma Gruyés Şatosu’nda vaktiyle Gruyéres kontları yaşarmış. Sonuncu kontun iflasıyla elden çıkan şato 1938 yılında Fribourg kantonu tarafından satın alınıp müzeye dönüştürülmüş. Köyde dikkat çeken bir müze de İsviçreli sanatçı HR Giger’in kendi adıyla anılan müzesi. “Allien” film serisindeki yaratıkların tasarımcısı olan Giger’in çalışmaları sergileniyormuş. Benim ilgi alanım olmadığından sadece bahçesindeki heykellere göz atmakla yetindim, ama köyden ayrılmadan önce peynir almayı unutmadım!

montro-cenevre-golu-kiyisi

Montrö

Alp Dağları’nın eteklerinde, Cenevre Gölü’nün kıyısındaki Montrö, “İsviçre Rivierası” olarak adlandırılıyor. Şehrin modern kısmı göl kenarında, tarihi bölgesi ise yukarı doğru yükselen bir alanda. 580 kilometrekarelik büyük bir göl olan Cenevre Gölü’nün yüzde 60’ı İsviçre, yüzde 40’ı ise Fransa’ya ait. (Fransızlar Leman Gölü diyorlar.) Şehre gelir gelmez önce Freddie Mercury’nin devasa bir heykelinin bulunduğu göl kenarındaki ana meydana gittik ve elbette hemen fotoğraf çektik! Ardından gölün güzel manzarası eşliğinde kıyı boyunca uzun bir yürüyüş yaparak çiçeklerle süslenmiş, ara ara küçük parkların, heykellerin, kafe ve restoranların bulunduğu yolun ve baharın tadını çıkardık.

montro-fairmont-oteli

Buralara kadar gelmişken elbette Montrö Boğazlar Anlaşması’nın imzalandığı Fairmont Oteli’ni de görmek istedik. Göle bakan otelin önündeki bahçede Miles Davis, Ray Charles, Aretha Franklin, Ella Fitzgerald gibi dünyaca ünlü müzisyenlerin bronz heykelleri var. Onların arasında çok sevdiğim yazar Nabokov’un heykelini de gördüm. Kendisi uzunca bir süre Montrö’de yaşamış. Unutmadan belirteyim, her yıl Temmuz ayında düzenlenen Montrö Jaz Festivali dünya çapında bir organizasyonmuş.

chillon-satosu

Montrö’ye çok yakın bir mesafede bulunan bir Orta Çağ kale kompleksi olan Chillon Şatosu göl kenarında kayalık bir alanda yer alıyor. Yapımına 11. yüzyılda başlanmış ve 13. yüzyılda tamamlanmış. Savoy düklerinin malikane olarak kullandığı şato iki dairesel duvarla çevrili 25 bina ve üç avludan oluşuyormuş! Bir dönem mahzenleri hapishane olarak da kullanılmış. Hatta Lord Byron’un Cenevreli bir rahip ve politikacı olan François de Bonivard’ın mahkumiyeti hakkında yazdığı “Chillon Mahkumu” şiirine ilham vermiş.

Chillon Şatosu’nu gezdikten sonra Lozan’a doğru giderken yolda gördüğümüz teraslama sistemiyle yamaçlardan aşağı uzanan üzüm bağlarının hafif sisli manzarası çok etkileyiciydi. Zaten bağlar içindeki 18. yüzyıldan kalma taş evleriyle birlikte UNESCO tarafından 2007 yılında korumaya alınmış.

lozan-rumine-sarayi

Lozan

Akşamüstü geldiğimiz Lozan Genevre Gölü kıyısında, Jura Dağları ile Alpler arasında yer alan ve gölün karşısındaki Fransız kasabası Evian-les-Bains’e bakan tepelik bir şehir. Ertesi sabah ilk durağımız, Lozan Antlaşması görüşmelerinin yapıldığı (ve kimi kaynaklara göre de imzalandığı), 19. yüzyılda Rönesans tarzında yapılmış olan Rumine Sarayı idi. Şu anda bir kütüphane ile bir iki müzeyi barındıran binanın fotoğraflarını çektik. Ardından 13. yüzyılda inşa edilmiş ve 1717-1719 yılları arasında yeniden yapılmış olan, şehrin yukarı ve aşağı kısımlarını birleştiren üstü kapalı ahşap merdivenlerden Lozan Notre Dame Katedrali’ne gittik. Şehre tepeden bakan güzel bir manzarası olan Katedral 12. yüzyıldan itibaren inşa edilmeye başlanmış ve 13. yüzyılın sonlarında tamamlanmış.

lozan-notre-dame-katedralinin-icinden-bir-goruntu

Sonra yine aynı ikonik merdivenlerden Palaud Meydanı’na indik. Kaldırım taşlarıyla kaplı meydandaki Belediye Binasını, adalet heykelinin yükseldiği çeşmenin arkasındaki binanın ön cephesine monte edilmiş Plaud Saati’ni gördük. 1964’te açılan ve 2025’te tamamen yenilen bu saatte de saat başı çıkan figürlerin sergilediği bir gösteri varmış. İsviçre saatler kenti, öyle değil mi? Meydandan Cenevre Gölü kıyısına gidip biraz dolaştık. Buradaki Beau-Rivage Sarayı, kimi kaynaklara göre Lozan Antlaşması’nın yapıldığı saraymış. Cumhuriyet tarihi uzmanlık alanım olmadığından bilemeyeceğim!

yvoire1

Evian-les-Bains ve Yvoire / Fransa

Lozan’dan yarım saatlik bir tekne yolculuğuyla öğlene doğru geldiğimiz Evian’ı hepimiz adını verdiği ünlü mineralli su markasıyla tanıyoruz sanırım. Aslında kasabanın şifa dolu su kaynaklarının geçmişi çok daha eski. Tarihte pek çok ünlü kişi Evian kaplıcalarında sağlık bulmaya gelmiş. Yazar Marcel Proust bu ünlü isimlerden sadece biri. Biz de kasabaya gelir gelmez önce su şişelerimizi “Evian” ile doldurmak için “Cachat” diye bilinen çeşmeye gittik. Çeşme adını suyun bulunduğu bahçenin sahibinden alıyormuş. Sonrasında turistik ana caddede bir süre dolaşıp, göl kenarındaki başka bir tarihi ve turistik köy olan Yvoire’a hareket ettik.

yvoire2

Fransa’nın En Güzel Köyleri Listesi’ndeki Yvoire kurulduğunda tarım ve balıkçılıkla geçimini sağlıyormuş. Şimdilerde ise turizm en önemli geçim kaynağı. Yürüyerek kolayca gezilebilecek olan surlar içindeki bu masalsı köye meydanındaki kemerli kapıdan geçerek girdik. “Gölün Mücevheri” diye anılan Yvoire, Orta Çağ’dan kalma dokusunu nerdeyse hiç bozulmadan korumuş. Göl kenarındaki kalesi, taş döşeli dar sokakları, kırmızı kiremit kaplı çatılarıyla kutu gibi evleri, insanın ruhunu şenlendiren rengârenk çiçekleriyle gerçekten de kıymetli bir mücevher kadar göz alıcıydı.

cenevre-buyuk-tiyatro

Cenevre

Yvoire’u gezdikten sonra karayoluyla Cenevre’ye doğru yola çıktık ve yarım saat sonra yine İsviçre’deydik! Akşam olurken ülkenin en kozmopolit ve Zürih’ten sonra en büyük ikinci şehri olan Cenevre’ye girdik. Pek çok uluslararası kuruluşun merkezine ev sahipliği yapan ve aynı zamanda önemli bir finans merkezi olan Cenevre’de nüfusun yaklaşık yüzde 44’ü yabancılardan oluşuyormuş. Otelimize gitmeden önce Birleşmiş Milletler Sarayı’nın bulunduğu meydana gittik. Başlangıçta Milletler Cemiyeti’ni barındıran bu tarihi bina, cemiyetin dağılmasından sonra Birleşmiş Milletler’in Cenevre Ofisi’ne dönüşmüş. Büyük bir parkın içinde yer alan Birleşmiş Milletler Sarayı’nın önündeki meydanda bulunan 12 metre yüksekliğinde, ahşaptan yapılmış “Kırık Sandalye” adlı heykel ilginçti. Mayın ve misket bombası nedeniyle ayaklarını kaybeden insanların anısına yapılan anıt, dünyanın mayınlardan temizlenmesi gerektiği mesajını vermek için tasarlanmış.

cenevre-kirik-sandalye

Ertesi sabah şehir turumuza Cenevre Gölü kıyısındaki İngiliz Bahçesi’nde yer alan Çiçek Saati’ne giderek başladık. Çapı beş metre olan ve mevsimlere göre çiçekleri değiştirilen saat şehre gelen turistlerin fotoğraf çekmek için geldikleri bir nokta. Elbette biz de fotoğraf çektik ve sonra şehrin tarihi merkezine doğru yürümeye başlayıp, hafiften yokuş bir yoldan Aziz Pierre Katedrali’ne gittik. 12. yüzyılda Romanesk ve Gotik tarzlarında inşa edilmiş olan Katedral başlangıçta Katolik mezhebine aitken, 1536’daki reform hareketi sonucu Protestan katedraline dönüşmüş. Cenevre’deki Protestan reform hareketinin ana lideri olan John Calvin 1536-1564 yılları arasında burada vaaz vermiş. Yerel halkın “Aziz Pien” diye adlandırdığı Katedralin altında 14. yüzyıl Avrupa’sının en eski arkeolojik alanlarından biri varmış.

cenevre-aziz-pierre-katedrali

Tarihi merkezin daracık sokaklarında bir süre dolaştıktan sonra “Büyük Tiyatro” denilen, 1879 tarihli opera ve tiyatro binasının bulunduğu göl kenarına yakın bir meydanda oyalandık. Cenevre Üniversitesi’nin etrafında yer alan Bastions Parkı’ndaki Protestan reformunun dört liderinin anısına yapılan Reform Anıtı’na gittik. John Calvin’in doğumunun 400. yılına denk gelen 1909 senesinde yapılan 100 metre uzunluğundaki duvarın ortasında Calvin ve diğer üç liderin devasa heykelleri var.

cenevre-reform-aniti

Patek Philippe Müzesi turumuzun başka bir durağı idi. Müzede İsviçre ve Avrupa saatçiliğinin 16. yüzyıldan günümüze uzanan 500 yıllık tarihini sergileyen ilginç koleksiyonu gördük.

cenevre-patek-philippe-muzesi

Verilen serbest zamanda arkadaşımla birlikte göl kıyısında uzun bir yürüyüş yapıp şehre girerken de gördüğümüz “Jet d’Eau” denilen ünlü fıskiyenin fotoğraflarını çektik. Fıskiye ilk olarak hidrolik bir tesisin aşırı basıncını kontrol etmek için yapılmış. Daha sonra güçlendirilerek Cenevre Gölü’ne taşınmış. Saniyede 500 litre suyu 140 metre yüksekliğe pompalıyormuş. Yürüyüşümüzün ardından Çiçek Saati’nin önünde grup üyeleriyle buluşup İstanbul’a dönmek üzere havaalanına hareket ettik. Teknik bir arıza nedeniyle uçuşumuzun ertesi güne sarkacağını henüz bilmiyorduk!

cenevre-cicek-saati

Önceki ve Sonraki Yazılar
Sevgin Akış Roney Arşivi

Buz ve Ateş Adası İzlanda (2)

16 Kasım 2025 Pazar 07:00