Sevgin Akış Roney

Sevgin Akış Roney

Arnavutluk: Turistlerin yeni gözdesi (1)

Kırk yılı aşkın bir süre dünyaya kapalı olan Arnavutluk son yıllarda cazibesi giderek artan bir turizm destinasyonu oldu. Türklerin özellikle ucuz olduğu ve vizesiz gidilebildiği için tercih ettikleri Arnavutluk’a olan ilgim geçen yıl okuduğum bir kitapla başladı. Lea Ypi’nin, ülkesindeki politik değişime bir çocuk olarak tanık olduğu dönemi anlattığı “Özgür: Her Şey Parçalanırken Büyümek” adlı kitabından çok etkilendim ve Arnavutluk’u görmeye karar verdim.

Orijinal adı “kartallar ülkesi” anlamına gelen “Shqipëria” (okunuşu Şkipria) olan Arnavutluk’un kırmızı renkli bayrağındaki çift başlı siyah kartal sembolünün kökeni ülkenin ulusal kahramanı İskender Bey’e dayanıyormuş. Kartalın kanatlarında ve kuyruğunda bulunan telek sayısı İskender Bey’in ülkeyi yönettiği 25 yılı temsil ediyormuş.

İsterseniz geçtiğimiz Ağustos ayında bir arkadaşımla birlikte bir hafta boyunca gezdiğimiz Arnavutluk’u bir de benden dinleyin.

berat-kalesinden-sehrin-manzarasi1

ARNAVUTLUK’UN KALBİ TİRAN

Uçağımız ülkenin hem idari hem de ticari merkezi olan Tiran’ın Rahibe Tereza’nın adıyla anılan “Nënë Tereza Uluslararası Havalimanı”na bir akşamüstü indi. (Nënë Arnavutçada anne demekmiş.) Ülkenin her yerinde heykelleri olan Rahibe Teraza’nın Arnavut kökenli olduğunu böylece öğrendim! Alandan bindiğimiz otobüs bizi şehrin en ünlü meydanı olan İskender Bey Meydanı’na çok yakın bir noktada bıraktı. Otelimizi bulmamız biraz vaktimizi aldı.

Ertesi sabah adını Arnavutluk’un ulusal kahramanı olan Gjergj Kastrioti Skënderbeu’den (1405-1468) alan İskender Bey Meydanı’ndaydık. Babası İvan (Gjon) Kastrioti, Arnavutluk’un o dönemdeki önemli beylerinden biriymiş. Osmanlılar 15. yüzyılda bölgeyi topraklarına kattığı zaman derebeyliğini koruyabilmek amacıyla isyan etmeyeceğinin garantisi olarak Gjergj dahil üç oğlunu padişaha rehin olarak vermiş. Osmanlı sarayında yıllarca bir Müslüman olarak yaşamış olan İskender Bey daha sonra kaçarak ülkesine dönmüş ve Osmanlılara karşı büyük bir isyan başlatmış. Osmanlı İmparatorluğu’nun batıya doğru genişlemesini geciktiren en büyük engellerden biri olarak biliniyor.

iskender-bey-heykeli

İskender Beyi at üstünde gösteren bronzdan yapılmış büyük bir heykelin olduğu meydandaki Ethem Bey Camii 1790-1821 yılları arasında inşa edilmiş. Rumeli’nin pek çok yerinde olduğu gibi caminin iç ve dış yüzeyleri ince nakışlar ve resimlerle süslenmiş. Enver Hoca döneminde ibadete kapatılmış olan cami halen Arnavutluk’taki Müslümanların kullanımına açık. Caminin hemen yanı başındaki 35 metre yükseklikteki saat kulesinin yapım tarihi ise 1828.

Meydandaki önemli bir yapı, ön cephesinde Arnavutları temsil eden devasa bir mozaik bulunan 1981 tarihli Ulusal Tarih Müzesi. Arnavutluk tarihini ve kültürünü anlatan zengin bir koleksiyona sahipmiş. Binanın restorasyonu halen devam ettiği için biz gezemedik. Yapımına 1960 yılında Sovyetlerin diplomatik bir hediyesi olarak başlanan Kültür Sarayı da meydanda bulunan sembolik binalardan biri. İki ülkenin 1961’deki politik kopuşundan iki yıl sonra 1963’te tamamlanan Kültür Sarayı’nın bünyesinde Arnavutluk Ulusal Kütüphanesi ile Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu yer alıyor.

cumhuriyet-bulvari-berat

Meydandan kısa bir yürüyüşle gittiğimiz 2012 tarihli Ortodoks Diriliş Katedrali’nin ardından Tiran Piramidi’nin yolunu tuttuk. Enver Hoca’ya adanan bir müze olarak mimar kızı ve damadı tarafından tasarlanan piramit şeklindeki binanın içinde eskiden Hoca’nın devasa bir mermer heykeli varmış. 1991’deki rejim değişikliğinden sonra heykel yok olurken, mezarı şehir mezarlığına nakledilmiş! Bina bir süre kültür merkezi olarak hizmet vermiş. Şimdilerde ise içinde ofislerin olduğu bir teknoloji parkı.

tiran-kalesinden-geriye-kalan-duvar

Meydana yakın bir konumda bulunan Tiran Kalesi ise tam bir hayal kırıklığı idi. Bizans döneminde inşa edilmiş olan kaleden geriye sadece Osmanlıların genişlettiği bir duvar kalmış. Duvarın ardındaki alanda restoran ve kafeleriyle tipik bir turistik çarşı var. Hızlı bir tur atıp yakın geçmişte yenilenerek modern bir hava kazanan Yeni Pazar’a (Pazari İ Ri) gittik. Küçük bir bit pazarını da içeren, meyve ve sebzenin yanı sıra hediyelik eşyaların da satıldığı pazarın etrafındaki restoran ve kafelerden birinde oturup dinlendikten sonra bir taksiyle şehirlerarası otobüs terminaline gittik.

berat-evleri3

“BİN PENCERELİ ŞEHİR” BERAT

Tiran’dan bindiğimiz otobüsle yaptığımız yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra “Bin Pencereli Şehir” olarak anılan Berat’a vardığımızda gün bitiyordu. Otelimize yerleşip hemen sokağa çıktık ve şehrin merkezinde bulunan Cumhuriyet Bulvarı üzerinde dolaşan kalabalığa karıştık. Bir yanında Osum Nehri ve geniş bir parkın, diğer yanında kafe, restoran ve çeşitli dükkânların olduğu bulvarın açıldığı meydandaki Ortodoks Aziz Demetrios Katedrali ve Kurşunlu Camii bize “hoşgeldiniz” dedi!

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Berat, Osmanlı izlerinin çok yoğun olduğu bir şehir. Osum Nehri’nin ikiye böldüğü şehrin bir yakasında Müslüman mahallesi olarak bilinen Mangalem, diğer yakasında zamanında Hristiyanların yaşadığı Gorica Mahallesi var. Günümüzde böyle bir ayırım yok. Nehir boyunca sıralanmış cepheleri nehre bakan kiremit çatılı taş evleri ve Arnavut kaldırımlı dar sokakları ile bir açık hava müzesini andıran şehirde insanlar bir arada uygarca yaşıyorlar. Akşam yemeğimizi eskiden Süleyman Paşa Camii denilen Bekârlar Camii’nin (duvar süslemeleri çok güzel) yanı başındaki bir restoranın terasından etrafı “temaşa ederek” yedik.

bekarlar-camii-berat

Ertesi sabah gittiğimiz Berat Kalesi 13. yüzyıldan kalma bir Bizans yapısı. Osmanlılar döneminde eklemeler yapılmış. Yerli halk halen kale surlarının içindeki dar sokaklarda Osmanlılardan kalma taş evlerde yaşamaya devam ediyor. Kalenin içinde kiliseler, iki cami kalıntısı ve bir de Bizans sarnıcı var. Kaleyi dolaştıktan sonra günün geri kalanında Osum Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan Osmanlı dönemine ait Gorica Köprüsü’nden geçerek Mangalem ve Gorcia Mahalleri’nde dolaştık. Sadece yaya trafiğine açık olan 129 metre uzunluğundaki yedi kemerli taş köprü elbette şehrin sembolik yapılarından birisi.

gorica-koprusu

(İlgilenenlere bir not: Lea Ypi’nin babaannesinin hayatını esas aldığı “Haysiyetsizlik: Yeniden Biçimlendirilen Bir Hayat” kitabını da öneririm.) Gezimiz haftaya devam ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Sevgin Akış Roney Arşivi