Bir tarihsel bellek: Büyükada Rum Yetimhanesi sergisi

Kalabalık bir ada vapuruyla Büyükada’ya ulaştım. İskelede beni Adalar Vakfı Başkanı Ali Erkurt karşıladı. Belediyeye yönelik düzenlenen operasyonun ada halkında yarattığı endişe hissediliyordu. Günlük yaşamın ritminde ada esnafı gelenleri karşılamaya çalışıyor, gençler kalabalık arkadaş gruplarıyla gülüp eğleniyor, bisiklete biniyor, dondurmacı Yusuf yine Maden tarafında tezgahının başında enfes dondurmalarını sunmaya devam ediyordu.

Ali Erkurt’la çekimlerine başladığımız belgesel projem için bir araya geldik fakat konu ada sokaklarında gidip gelen dolmuş benzeri, adalıların “azmanbüs” dediği taşıtlara, Büyükada Rum Yetimhanesiyle ilgili gelişmelere ve sonunda Adalar Müzesi’nde açılan sergiye geldi. Belgeselle ilgili görüşmemizi tamamladıktan sonra Maden bölgesinden yürüyerek Adalar Müzesi’ne ulaştık. Yetimhaneyle ilgili açılan sergiyi merak ediyor, Adalar Vakfı’nın otel projesine nasıl yaklaştığını öğrenmek istiyordum. Dünyanın en büyük ahşap yapılarından biri olan yetimhane aslında başta da bir otel olması için inşa edilmiş, fakat otele izin verilmeyince 1903’ten 1964 yılına kadar Rum yetimhanesi olarak kullanılmıştı.

buyukada-rum-yetimhanesi

Bina kent tarihi anlamında önemli bir yere sahip. Birinci Dünya Savaşı yıllarında İttihat ve Terakki hükümeti tarafından binaya el konuluyor, 5.Ordu’nun isteği üzerine önce nekahethane (dinlenme yeri) olarak kullanılıyor, sonra bina Kuleli Askeri Okulu’na tahsis ediliyor. Yetimhane binası savaş sırasında bir süre Alman askerlerine de ev sahipliği yapıyor. Yetimler önce Heybeliada Ticaret Okulu’na ardından Heybeliada Ruhban Okulu’na naklediliyor. 1918-1920 yıllarında Alman General Liman von Sanders binaya yerleşmek için Patrikhane’ye başvuruda bulunuyor. O dönem binada işgal kuvvetleri tarafından adaya yollanan Rus göçmenlerin kaldığı biliniyor. Savaşın ardından 1921 yılında yetimler yeniden binaya yerleştiriliyor. Görüldüğü gibi Büyükada Rum Yetimhanesi sadece yetim çocuklara kucak açan bir yer değil aynı zamanda tarihin de tanığı.

ali-erkurt

Bu nedenle düzenlenen sergi daha da anlamlı hale geliyor. Adalar Vakfı Başkanı Ali Erkurt, otel projesi gündeme geldiğinde Patrikhane’yle görüştüklerini belirtiyor. Adalıların dikkat çektiği nokta bu yapının sadece bir otel olarak hizmet vermesinin yaratacağı sorunlar. Erkurt çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan böyle bir projenin hayata geçecek olmasından endişeli. Yetimhanenin büyük bir tesis yerine dünyaya açılan bir kültür projesinin parçası olması tarihi hafızanın da canlı kalmasını sağlayacak.

img-8812

Sergi alanının tam ortasında yetimhaneden getirilen, çürümeye yüz tutmuş bir piyano karşılıyor bizi. Ali Erkurt piyanonun yetimhaneden çıkarılması için çalıştıklarını, gerekli bakımlarını yaptırdığını anlatıyor fakat tüm ihtişamına rağmen pas tutmuş tuşlarıyla ayağı kırık piyano adeta tüm hikâyenin başlangıcı gibi. Binaya ilişkin bilgiler, tanıkların sesleri, yetimhanenin tarihi, fotoğraflar ve öğrencilerin 23 Nisan törenlerinde giydiği giysiler, kitaplar, cetveller, çantalar, çocuk ayakkabıları, kap kacaklar… Yetimhane sadece bir okul ve barınma yeri olarak hizmet vermiyor aynı zamanda çocukların mesleki eğitim almalarını da sağlıyordu. Böylelikle çocuklar bir zanaat öğreniyordu.

img-8839

Serginin küratörlüğünü üstlenen Deniz Koç ve emeği geçen tüm ekip bir hafızayı buluşturuyor ziyaretçilerle. Kaybolmaya yüz tutan çocukluğumuz, yaşadığımız şehirler, sokaklar, binalar bir bir yok olurken tarihe tanıklık eden bu geçmişi yeniden hatırlamamız gerekiyor. Büyükada Rum Yetimhanesi otel olacak fakat nasıl bir otel? Bu kültürel hafızaya sahip çıkan bir otel mi yoksa her yıl yüzlerce turisti ağırlayan bir merkez mi? Unutmayalım sadece bu kültürel hafızaya sahip çıkmamız bile farlı bir turizm hareketi başlatabilir.

Çocukluğu Büyükada’da geçen Adalar Belediye Başkanı anlatıyor;

23 Haziran sabahı tutuklanan Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat’ın sergide yetimhaneye ilişkin düşünceleri yer alıyor. Akpolat çocukluğunda koridorlarında oyun oynadığı yetimhaneyi şöyle anlatıyor: 1970’lerde buraya oldukça sık kar yağardı. O zaman adalarda bir cümbüş yaşanırdı. Ormanda o ağaçların dalları kırılacak şekilde kar yağdığı zaman biz de Yetimhaneye giderdik. İkinci katında oyun oynardık. Büyük locada bir piyanonun olduğu salonu vardı, orada basket maçı yapardık… Üst taraftan yıkılmaya başlamıştı, çıkamazdık. İkinci katta oynardık… O zamanlar öğrencilerin ders notları, defterleri, ayakkabıları, … hâlâ durduğunu hatırlıyorum.

yonca-karakas-back-contamination-2026-pigment-prints-on-hahnemuhle-matt-fibre-85-x-110-cmFOTOĞRAFLARLA GELECEĞE YOLCULUK

Çukurcuma’da bulunan Galeri Art ilginç bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Fotoğraf sanatçısı Yonca Karakaş’ın çalışmalarından oluşan ‘Back Contamination’ (Dönüş Kontaminasyonu) isimli sergi yeni bir dünyanın tahayyülü gibi. Kontaminasyon saf, temiz, steril bir ortama istenmeyen yabancı maddelerin, kimyasalların karışması anlamına geliyor. Bu nedenle istenmeyen maddelerden uzak durmak için sergi alanında önce sizi bir kayıt masası karşılıyor. Kayıt masasının üzerinde de Edgar Allen Poe’nun hikâyeleri. Sanatçı tüm ayrıntıları düşünerek sizi o evrene davet ediyor. Hepsi hayal ettiği kurgunun bir parçası. Tıpkı fotoğraflarında yarattığı dünya gibi. Her bir fotoğraf ince ince düşünülmüş, modeller belirlenmiş, kostümler dikilmiş, makyaj sanatıyla dudaklar, kulaklar başkalaşmış… İlk anda yapay zekâ görünümü veren ancak her biri üzerinde çalışılmış bir kurgunun içindeyiz.

back-contamination-2026-pigment-prints-on-hahnemuhle-matt-fibre-85-x-110-cm

Fotoğraflarıyla ilgili ziyaretçilerin tepkilerini öğrenmek istediğimde Karakaş, farklı tepkiler aldığını bazı insanların ürktüğünü bazılarının bu oyuncaklı halden hoşlandığını belirtiyor. Sanatçı distopik bir evrende adeta kendi ütopyasını yaratmış. Tekinsiz fakat oluşum halinde, her an başkalaşan, dönüşen insanların hikâyesi anlatılan. Sergi alanının bir bölümünde mektuplar çıkıyor karşımıza. Mektuplarda göç hikâyeleri var. Nereye gidersek gidelim peşimizi bırakmayan sorunlar, aidiyetler, kimlikler… Fakat terk edemediğimiz tek bir mekân var, o da bedenimiz. Belki de bu nedenle bedenlerimizi başkalaşıma açıyor sanatçı.

photo-2026-06-26-10-07-45

Çukurcuma’nın ara sokaklarında bir düşe dalmak isterseniz ‘Dönüş Kontaminasyonu’ isimli sergiyi kaçırmamanızı öneririz. Sergi 10 Temmuz'a kadar devam ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eda Yılmayan Arşivi

Zihnimdeki Dalgalar

28/03/2026 07:00