Eda Yılmayan
“Filler tepişir çimenler her zaman ezilir”
Moda Sahnesi Bulgar yazar Nedyalko Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü oyununu sahneliyor. Türkçe’ye Hüseyin Mevsim tarafından çevrilen oyunun yönetmenliğini Kemal Aydoğan üstleniyor. Oyuncu kadrosunda da Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluş Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu ve Sevgi Temel var.

Oyun temelini Shakespeare’in Hamlet’inden alıyor. Hamlet kral babasının annesi ve amcası tarafından nasıl öldürüldüğünü, iktidar ilişkilerini sorguluyordu. Ancak gerçeği bilmesine rağmen Hamlet’te bir eylemsizlik hali vardır. Bu hal, pek çok incelemeye de konu olmuştur. Bulgar yazar Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü oyununda ise Hamlet eylem halindedir. Eylemini saraya gelen tiyatro ekibine ulaştırdığı metinle gösterir. Herkes Hamlet’in delirdiğini düşünür. Çok sevdiği Ophelia’sı da… Kafasını dağıtması için saraya seyyar bir tiyatro kumpanyası davet edilir. Bu tiyatro kumpanyasının yerleşik tiyatrolarını kaybetmesi ve seyyar bir tiyatroya dönüşmesi de oyunun temel sorunlarından biridir. Saraydaki güç ilişkileri arasında kalan, tekinsiz bir ortamda sanat yapmaya çalışan ekibe Hamlet yazdığı metni ulaştırır. Kumpanyadan sahneleyecekleri oyunun bir bölümünde kendi yazdığı metni oynamalarını ister. Kumpanya büyük gün gelip tüm saray halkı önünde oyunlarını sahnelediklerinde olanlar olur, tiyatro ekibi tutuklanır, Hamlet sürgün edilir.
Oyunun ikinci perdesinde tiyatrocuların cellatla karşılaşma sahnesi var. Bu sahne, gücü elinde bulunduranın istediğini söylettirmek için karşı tarafa nasıl şiddet uyguladığının da göstergesi. Kumpanyanın sahibi Charles’a her defasında adı ve yaptığı iş sorulur. Ancak celladın istediği yanıtı vermediği için işkenceye maruz kalır. Oysa ekip arkadaşları çoktan ehlileştirilmiştir. Charles yediği dayakların ardından arkadaşlarının söylediklerini şaşkınlıkla dinler. Yaşamları söz konusudur ve sarayın “uslu çocukları” olarak hepsi oyundaki ifadeyle “çamurda debelenen domuzlara” dönmüştür. Yordanov oyunu 1987 yılında yazıyor. Shakespeare ise Hamlet’i 1600 yılında. Peki nasıl oluyor da oyun hâlâ güncelliğini koruyor ve bize “Çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığı’nda” dedirtiyor. Yanıtını oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan’dan aldık.

Oyunda her şey seyircinin gözleri önünde oluyor. Oyun içinde oyun izliyoruz. Gonzago’nun Öldürülüşünü bu şekilde sahneleyerek seyirci ve metin arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Oyun içinde oyun özelliğini Hamlet’ten, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi Shakespeare oyunlarından devralıyor Gonzago’nun Öldürülüşü. Bu oyunlarla benzer bir yapıyı kullanıyor. Metinde barınan bu özelliği sahneye öncelikle yazar taşıyor. Bu ilişkiyi öncelikle Nedyalko Yordanov kuruyor. Benim yaptığım hem Shakespeare’de hem de Yordanov’da barınan bu oyun içinde oyun özelliğini pratikte uygulamaktan ibaret. Bu iki yazar da seyirciyi “avantajlı” konuma yerleştiren “ironik” tutumu benimsiyorlar. Seyircinin bildiği ama henüz oyuncunun bilmediği bir yöntemdir bu ironi türü. Buna Shakespeare ironisi de denir. Seyirci her zaman bir adım öndedir bu oyunlarda roller karşısında. Benim işim; önceden izleme halinin seyirciye verdiği kuvveti sağlamak oldu.

İktidar ilişkilerinin yanı sıra bir tiyatro kumpanyasının varlık savaşını da görüyoruz. Yerleşik bir tiyatro olma çabası nedeniyle iktidarın adeta bilerek veya bilmeyerek maşası haline geliyorlar. Kimin kimi yönettiğinin belli olmadığı tekinsiz bir ortam. Bu tekinsizlik sanatı nasıl etkiler?
Bu iktidarın yaydığı tekinsizlik ezilenlerin işine gelen bir durum değildir. Filler tepişir çimenler her zaman ezilir. Eğer ki iktidar etrafında konumlanmaya kalkılırsa iktidar mutlaka bir gün sanatı ezer. Bu, gün gibi aşikâr bir durumdur. Dolayısıyla sanat kendi özerk konumunda kalmayı her zaman becermelidir.
İktidarlar değişiyor ama egemenlerin sanatçıdan beklentileri değişmiyor. Üstelik bizim bugün yaşadıklarımızdan da uzak değil. Nedyalko Yordanov’un metnini bu dönem sahnelemenizin zamanın ruhuyla bir ilgisi var mı?
Sadece bugün yaşadıklarımızla ilgisi yok neredeyse genel bir politik problemle ilgisi var. Yordanov bu oyunu 1987 yılında şimdiden 40 yıl öncesinin Bulgaristan’ında, Shakespeare’de Hamlet’i 1600 yılında şimdiden 426 yıl öncesinin İngiltere’sinde yazmış. Coğrafya ve tarih olarak “uzak” metinleri burada tanıyor olmamızın sebebi problemin aynı şekilde devam ediyor olması tabii ki. Ezen-ezilen ilişkisi bin yıllardır dünya üzerinde varlığını sürdürüyor. Ve ezenlerin zulmü aynı politik problemleri doğuruyor.

“SEYİRCİYLE EKONOMİK DEĞİL, ESTETİK BİR İLİŞKİYİ BÜYÜTMEK İSTERDİM”
Tiyatroda haksız rekabeti gündemde tutuyorsunuz. Eğer tüm tiyatro ekiplerine eşit olanaklar sağlansaydı neler yapmak isterdiniz? Moda Sahnesi için hayalleriniz ne olurdu?
Gişeye bağımlı bir tiyatro yaşantısı geriliminden kurtulup, üretim yapan kadronun rahatça yaşamını sürdürmesini; teknik teçhizatları belirli aralıklarla yenilemeyi, seyirciyle ekonomik değil estetik bir ilişkiyi büyütmeyi isterdim.
Devlet tarafından desteklenmeniz durumunda bağımsızlığınızı koruyabileceğinize inanıyor musunuz?
Hangi devlet olduğuna bağlı. Tiyatroların bağımsızlığını arzulayan bir devletle bu mümkün tabii. Ama şu an var olan devletle bu mümkün değil. Dolayısıyla devlete ait sanat kurumlarının bağımsız olduğunu söyleyemeyiz.