Eda Yılmayan
Sırada kar baykuşu var
Doğadan uzaklaştığımız yeni düzende, Bursa’nın Eski Karaağaç köyünde yaşayan Balıkçı Âdem’in ve Yaren Leylek’in hikâyesi hepimize umut oldu. Her yıl yolu merakla beklenen Yaren’in bu yıl Bursa’daki yuvasına ulaşıp ulaşmadığı basının da gündeminde. Meraklılar balıkçı Âdem’in peşini bırakmıyor. Neyse ki iyi haber geldi, Yaren balıkçının teknesine kondu.
Balıkçı ve leyleğin dostluğu dünya basının da dikkatini çekmiş, New York Times’ta, Almanya ve Japonya televizyon kanallarında haber olmuşlardı.Onların hikâyesini bize anlatan ise 2000 yılından bu yana doğa fotoğrafları çeken Alper Tüydeş. Bursa’da Yaren’in yolunu bekleyip onu fotoğraflayan Tüydeş’e ulaştık hem yaban hayata olan tutkusunu hem de Balıkçı Âdem’le Yaren’in hikâyesini konuştuk.

Basında leyleklerin erken göçü konuşuldu. Siz şimdi Bursa’dasınız. Leylekler erken mi göç etti?
Aslında erken değil tam zamanında geldiler. Şubatın son haftası leyleklerin göç zamandır. Cemrenin düşmesi belirleyicidir. İlk cemre havaya düştüğünde leyleklerin göçü başlar. Suya düştüğünde de sulardaki hareketlilik başlar. Su kuşları, ördekler hareketlenir, göllerde hareket başlar, balıkçılar avlandıkları sulardan beslenmeye başlar. Toprağa düştüğünde de yılanların, kaplumbağaların, farelerin toprak altından yeryüzüne çıktığını görürüz.
Âdem Amca havalardan dolayı birkaç gündür denize açılamadı. O nedenle gelen Nazlı mı Yaren mi diye emin olamıyorduk. Bir de bu hayvanlar göçten geldikleri için şekil değiştiriyorlar. Tüyleri yenileniyor, kısalıyor, gagaları renk değiştiriyor. Yaren için en doğru teşhis Âdem Amca’nın kayığına konması olacaktı. İlk gün gelen leylek kayığa konmadı, evin etrafında dolaştı. Muhtemelen eşidir diye düşündük fakat daha sonra Âdem Amca balığa çıktığında Yaren olduğunu anladık, kayığa kondu.

“Âdem Amca’yı gölde leylek, iskelede kediler, evinin kapısında da köpeği karşılıyor”
Ama bu mutlaka Âdem Amca’nın kayığı olacak sanırım.
Âdem Amcadan dolayı diğer köylüler de leyleklere farklı bakmaya başladı. Leylek de diğer köylülerle temasa geçmeye başladı. Bundan dört beş yıl öncesine kadar böyle değildi. Artık insanlar “benim de kayığıma kondu” diye bana fotoğraf gönderiyorlar. Yaren’i on yıldır takip ediyorum. Benden önce de Âdem Amca’yla beş yıllık iletişimleri vardı. Fakat Âdem Amca bunu çok doğal bir şey sanıyordu. Bu onun hayvanlarla kurduğu iletişimin sonucu. Aslında aynı iletişimi insanlarla da kuruyor. Gölde leylek, iskelesinde kedileri, evinin kapısında da köpeği bekler onu. Evine geliş gidişinde hayvanlar ona eşik eder. Popülerliği onun tanınmasını sağladı, ama hala bu şöhretini en doğal haliyle karşılıyor. Gelen insanları kırmıyor, tek tek sorularını yanıtlıyor, bazen yoruluyor da…
Âdem Amca kaç yaşında?
70 yaşlarındadır.
Peki Yaren?
Bu hayvan on beş yıldır Âdem Amca’nın kayığına konuyor. Dört beş yıl erişkin leylek olma süreci var. En az 20 yaşında diyebiliriz.

“Doğanın iyileştirici etkisi var”
Doğadan bu kadar uzaklaştığımız bir çağda siz kuşlarla, ağaçlarla, toprakla, pek çok canlı türüyle bir aradasınız. Doğaya ayak uydurmak zorundasınız. Yaşadığımız hız çağıyla da aslında ters bir durum. Doğada olmanın yaşamınıza nasıl bir etkisi oldu?
2000 yılından bu yana fotoğraf çekiyorum. 2011’den beri de yaban hayatı fotoğraflıyorum. Normalde çok sabırsız, tez canlı bir insanım. Başladığım bir işi hemen bitirmek isterim. Yola çıktığımda da varmak isterim hemen. Çayı bile sıcak olduğu halde hızlıca bitiririm, ama bir kuş için olduğum yerde sekiz-on saat beklemişliğim var. Günlerce aynı kuşu, aynı arazide aramışlığım var. Doğa işin içine girince başka bir dünyaya giriyorum. İyileştirici, sosyal etkisi de var. Hayalini kurduğum birçok şeyi kuş ve doğa tutkumla elde ettim. Çektiklerim pek çok insana ulaşıyor. Yaren New York Times’da yayımlandı. Japonya ve Almanya televizyonlarında yayımlandı. Kitapları yazıldı, şarkıları yapıldı.

İklim değişikliğinin de etkisiyle zaman içinde hayvanlarda gözlemlediğiniz bir değişiklik oldu mu?
Yağışların düzensizliği aslında etkili olan. İklim değişikliği denilince kuraklığa dikkat çekiliyor ama geçen gün katıldığım panelde bir akademisyen beni bu konuda uyardı. “İklim değişikliğinin etkisiyle azalan su kaynakları dediğinizde insan etkisini kaldırmış gibi oluyorsun” dedi. İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisinin çok az olduğunu söyledi. Esas sıkıntı sanayileşme, kontrolsüz tarım. Bu yıl 15 yıldır taşmayan Ulubat Gölü taştı. İnsanlar unutkan, sel felaketi demeye başladı. Oysa gölün havzası yerleşime açılıyor.
İklim değişikliği düzensiz hava değişimlerine neden oluyor. Doğa buna adapte olmakta zorlanıyor. Azalan su kaynaklarının sorumlusu yüzde doksan insan. Tam üreme döneminde ani yağışla birlikte su seviyesi yükselince yumurtalar su altında kalıyor, o dönem üreme olmuyor. Bu en basit örneği.
Çekmek isteyip de henüz fotoğrafını çekemediğiniz, görüntüleyemediğiniz hayvanlar var mı?
Kar baykuşunu fotoğraflamak isterdim. Egzotik türler de var. Türkiye’de toy ve puhu kuşunun fotoğrafını çekmek istiyordum, çekebildim. Nadir görülen türler kaldı. Kuşçuluğun güzelliği de bu. Bir iki ay bir şey göremezsin, üçüncü ay dört yeni türü görebilirsin. Her an her şey karşına çıkabilir. Beklentiyi diri tutuyor.
Hangi coğrafyalara gitmek ve hangi tür hayvanları görüntülemek isterdiniz?
Finlandiya, Norveç’e tundra kısımlarına gitmek isterdim. Buralarda asla göremeyeceğiniz kuş türleri yaşıyor. Dünyayı çizgilere böldüğümüzde yukarıdan aşağıya ya da soldan sağa kuş çeşitliliği de değişiyor. Çok uç nokta kuzey veya güneye gittiğinizde türler bambaşka oluyor. Kuzey türlerini çok seviyorum ve merak ediyorum.

Daha çok kuş mu çekiyorsunuz?
Yaban hayatta her şeyi çekiyorum ama kuşlar her yerde, daha sık görülüyorlar. Gündüz de görebilme imkânı daha fazla. Memelilerin çoğu gece gözüküyor. Küçükken güvercin besliyordum, uçmalarına hayranlıkla bakardım. Rengarenkler, şarkı söylüyorlar. En sevdiğim çizgi film Uçan Kaz’dı. Tüm bunlar etken aslında bugün yaptığım işe.