Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

Bir yılı uğurlarken, yeni yılı sinema ve kitapla karşılayalım!

Kendi hayatımızın senaristi biziz; kelimeleri biz seçiyoruz, sahneleri biz kuruyoruz. Elbette elimizde olmayan durumlar var; bazı şeyler biz istemesek de oluyor. Ama onları değiştirmeye kimsenin gücü yetmezken, onlarla nasıl yaşayacağımıza karar vermek hâlâ bizim elimizde, değil mi? 2026’dan öncelikle sağlık diliyorum; gerisi bir şekilde yolunu bulur. Ben kendi adıma yeni yıla yeni kararlarla girdim. Bana en iyi gelecek şeyin, ruhu besleyen kültür-sanat durakları olduğuna karar verdim. Çünkü bazen bir film, bazen bir kitap insanın içini toparlamaya yetiyor. O yüzden bugün sizlere, alıştığınız gibi bir röportaj sunmak yerine, 2026’nın başında iki küçük ama kıymetli öneriyle geldim. Sinema ve kitapla başlayalım; söze, hayale ve iyi hissetmeye açılan bu iki kapıyla… Ne dersiniz?

Herkese sağlıkla, mutlulukla ve huzurla akan bir yıl dilerim. Yeni gelen yılda kalbiniz hafif, yolunuz açık olsun. Mutlu yıllar ve iyi pazarlar.

img-20250306-wa0002.jpg

İki kafadardan gelen içten bir komedi ve sinema dili:

Giray Altınok & Kerem Özdoğan

Bu ikiliyi, emin adımlarla başarıya giden yolculuklarını takdirle takip ediyorum. Benim kendilerini ilk fark etmem, ‘Var Bunlar’ dizisiyle oldu; yanılmıyorsam 2022 yılıydı. Diziyi beIN CONNECT dijital platformunda tesadüfen gördüm, izledim ve çok beğendim. Bu ikili, açık ara son yılların en başarılı kalemleri ve kendi projelerinin iyi oyuncuları: Giray Altınok ve Kerem Özdoğan. Çok bizden, samimi ve kafaları başka türlü çalışıyor. Kafaları başka türlü çalışırken de sıcacık, bize yakın, özgün ama evrensel bir hikâye çıkarmayı her projelerinde başarıyorlar. Son yıllarda herkeste görebileceğimiz yaratıcı özellikler değil bunlar…

‘Var Bunlar’ ile başlayan, ‘Prens’ ile isimlerini altın harflerle en tepeye yazdıran, ardından ‘Başka Bir Sen’ sinema filmiyle yine alkışımızı alan ikilinin yeni filmlerini heyecanla bekliyordum. Yeni yılın ilk günü yapılabilecek en iyi aktivite sinemaya gitmek oldu ve vizyona girdiği gün, ilk seansında Kerem Özdoğan ve Giray Altınok’un senaryosunu yazdığı ve oynadığı ‘D.I.S.C.O.’ filmini izledim. Ohh be, diyorum; kendim için en iyi şeyi yaptım çünkü yeni yılın ilk gününde çok eğlendiğim, güldüğüm şahane bir film izledim. Komedi filmi izlerken aksiyona doydum; üstelik de kaliteli bir durum komikliğinin içine düştüm. İlla Türk komedisi belden aşağı, tabir yerindeyse sulu zırtlak olmak zorunda değil. Bayağı kaliteli, şahane, içinde casusluk hikâyesinin olduğu bir aksiyon-komedi filmi izledim. Bu filmdeki aksiyon, alıştığımız tür kalıplarını bozuyor. Aksiyon, yalnızca “olsun diye” eklenmiş sahnelerden oluşmuyor; tam tersine, hareketin ve gürültünün olmadığı anlarda bile güçlü bir gerilim kurabiliyor. Film, aksiyon denince akla gelen patlama ve çatışmalara ihtiyaç duymadan da temponun düşmeyeceğini gösteriyor ve böylece bilinen aksiyon anlayışını yeniden düşündürüyor.

disco-ana-afis.jpg

“İyi ki bu filmi izledim” diyeceksiniz!

Hikaye, ‘D.I.S.C.O.’ istihbarat teşkilatında çalışan ancak daha önce hiç saha tecrübesi olmayan ajan Ertan’ın, eşiyle çıktığı tatilde kendini bir anda hayati bir operasyonun ortasında bulmasıyla başlıyor. Bu tehlikeli görevde Ertan’ın başına gelen en büyük "bela" ise düşmanlar değil, tatilde tanıştığı Kuaför Zafer oluyor. Kendini "Bandırma Fön Birincisi" olarak tanıtan Zafer, Ertan'ın ajan olduğunu öğrenince bu sırrı saklamak karşılığında tek bir şart koşuyor: Operasyona dahil olmak! Çaresiz kalan Ertan, yanına meraklı kuaförü de alarak zorlu ve bir o kadar komik bir maceraya atılıyor. Bu maceraya seyirci olarak siz de eşlik ediyorsunuz, hiç soluksuz filmin içine dalıyorsunuz. Sinema salonunda gülmelerden ve tepkilerden anlıyorum ki herkes bu maceranın bir parçası çoktan olmuş durumda. Gülmekten, tepki vermekten duramadık, film bitiminde herkes kendi arasında şöyle konuşuyordu: yeni yılı bu kadar iyi karşılayamazdık! Filmde ajan Ertan’ı Kerem Özdoğan, kuaför Zafer’i Giray Altınok başarıyla canlandırıyor. İkili bitirim olmuşlar ve çok iyiler, eşleri oynayan isimler Özge Özacar ve Yıldız Çağrı Atiksoy cast anlamında çok başarılı tercih olmuş. Filmin yönetmeni usta bir isim Ömer Faruk Sorak, filmde yer alan diğer oyuncular; Devrim Yakut, Şükrü Özyıldız, Saygın Soysal, İrem Sak…

discoekip.jpg

Giray Altınok ve Kerem Özdoğan'dan yeni film “D.I.S.C.O.” sinemalarda!

Film, sıradan bir casusluk hikayesi gibi görünen ama iki ana karakter Ertan ve Zafer’in kendi hikayesinin içinde sizi bırakan, dolayısıyla da yurdum insanını, tepkilerini görebileceğimiz renklilikte parantez açan çok katmanlı bir duruma sahip. Eşler, hikayede eşlikçi bir süs olarak kalmadığı gibi, kendi karakterlerinin komedisiyle hikayeyi daha da zenginleştiriyor. Özge Özacar ve Yıldız Çağrı Atiksoy rollerinin hakkını fazlasıyla veriyor ve adeta o kadınlar oluyor. Hikayenin bir başka özel yanı teknolojik gelişmelere uzaktan bakmaması üstelik siz buna ister yapay zeka deyin, ister filmdeki gibi Nanoteknoloji sizi şaşırtıyor ve hikayeye acayip hizmet ediyor. Film çıkışı bir şarkı kalacak aklınızda, o da sürpriz olsun :))))

Gülerken aniden hüzünlenmek az rastlanılan türden bir duygu geçişi…

‘Sakin tatil yapmak istersin birileri damlar’ hepimize tanıdık gelen bir mevzu, şu fırsat bir verilse de kendimi göstereyim ve sahada olayım isteği, ‘bunlar alın teri ile yapılacak işler değil’ şaşırdığımız bir gerçeklik, Atatürk ise hep görmek istediğimiz, konuşmak istediğimiz ama mümkün olmayan bir rüya… Spoiler açısından çok da bahsedemeyeceğim daha bir sürü sahne ve diyaloglar var filmin içinde. Bir sahne var ki; gülerken aniden hüzünlenmek az rastlanılan türden bir duygu geçisi, muazzan, nefis, müthiş! Filmde, Kıbrıs turizm cenneti durumu gözümüze hiç sokulmuyor ama filmi izledikten sonra bir Kıbrıs’a gidesiniz geliyor.

Birlikte yürüyerek ilerleyen bir zenginlik onlarınki!

Giray Altınok ve Kerem Özdoğan birlikte üretmeye devam etsinler, aralarındaki bu dostluk da bir ömür boyu sürsün. İkili olarak yol almak zor ama bence bu iki isim bu zorluğun dışında kalıyor diye düşünüyorum. Çünkü maddi-manevi en zor dönemlerinden başlıyor onların arkadaşlık hikayeleri ve birlikte yürüyerek ilerleyen bir zenginlik onlarınki.

Giray Altınok ve Kerem Özdoğan'dan yeni film “D.I.S.C.O.” sinemalarda. Filmi izleyin, “iyi ki bu filmi izledim” diyeceksiniz. 2026’ın ilk günlerinde size sinemalardaki önerim bu şahane film. Herkesin emeğine sağlık, yaşasın sinema, yaşasın Giray Altınok, Kerem Özdoğan ve ekip arkadaşları!

esrefimahlukat-kapak.jpeg

Songül Öden; “İnsan dediğin eşrefi mahlukat, yaratılanların en şereflisi değildi artık.”

Önce kitabın ismi çok ilgimi çekti ve hemen Google’dan baktım, çünkü tam anlamı kafamda belirmedi; ‘Eşref-i mahlûkat’ olan insanın hayatına ve geleceğine istikamet verecek ve onu yaratılış gayesi doğrultusunda aydınlık yarınlara taşıyacak en büyük imkân. Aslında kısaca ‘varlıkların en şereflisi’ demekmiş. Bir kitap bana hem bir yük yüklüyor hem de değerimin altını çiziyordu; üstelik sadece ismiyle.

Kitabın yazarı Songül Öden; evet, o hepimizin oyuncu olarak bildiği, izlediği ve sevdiği Songül Öden. Oyuncu, bu kez yazdığı kitabıyla evime girdi; hediye gibi geldi, hoş geldi. Taa Gümüş dizisi zamanından izlemeye başlamıştım kendisini, sonra diğer projeleri onun ismini gördüğüm için izledim. Çünkü kendisini hiç tanımadan, kendimce tanımladığım ona dair cümlelerim: kaliteli bir duruş, hassas bir kalp ve özel bir oyunculuk… Dolayısıyla ayrıca bir yazma eylemi içinde olması beni şaşırtmadı; çünkü yazarlık vasfı da tam ona uygun bir durumdu.

Oyuncu Songül Öden, bu kez yazar olarak karşımızda!

Songül Öden’in uzun yıllara dayanan yazma serüvenini görünür hale getiren #eşrefimahlukat kitabını heyecanla ve merakla okudum. Kitap öykülerden oluşuyor; ‘Baykuş’, ‘Unutmak’, ‘Grev’, ‘Kıl’, ‘#’, ‘M.C’, ‘Aşk’, ‘Acı’ ve ‘Bavul’ ismini verdiği öykülerinde yitirdiğimiz duyguları, anılarımızı, kalbimizi sıkıştıran şeyleri, içimizde kalan bazen de kalmayan o hisleri, aşk dediğimiz o gücü anlatıyor. Kitabı okurken kitabı yazanın Songül Öden o bildiğimiz oyuncu olduğunu unutarak okudum ve bir kadın yazarın hassas kalbini gördüm. Kendimi çok hikayesinde buldum ya da o hikayenin kahramanlarına eşlik ettim.

songul-oden-1.jpeg

Kitapta Songül Öden’in hikayelerinde altını çizdiğim o kadar çok cümle var ki;

“… kimsesizliğinin farkında olmayan emanetine baktı…”

“Çıkar onun ismini suretini aklımdan, yüreğimden”

“…ülkede halının altına süpürülmüş bütün haykırışlar bir bir kendini göstermek için sıraya girdi..”

“Ve hayatını, adı “iyilik” olan kökensiz, dilsiz, dinsiz, bir tek aynı Allah’a inanılan azınlıkları aramakla geçirecekti…”

“Yollarda kaybettiği yakınlarını buyur ediyordu kalbim bedenimi açarak, zehirlendiğini fark etmiyordu bile…”

“Onlar şimdi bilmiyorlardı belki… Ama iyileşeceklerdi…”

Kitap, İletişim Yayınları’ndan çıktı, okumanızı çok isterim. 2026 okuma listenize alın, benden önermesi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi

Sinemanın Ankara buluşması

21 Kasım 2025 Cuma 11:31