KÜÇÜLMEZSEK YOK OLACAĞIZ!

Sınırları olan bir gezegende sınırsız yaşıyoruz. Sürekli büyümeden, endüstriden, sanayiden söz ediyoruz. Ülkeler her yıl büyüme rakamlarını açıklıyor. Kapitalizmin çarkı dönüyor ama dişli kırılmak üzere. Doğa, insan ve tüm canlılar yok oluyor. Emeğin dişlisi insan ve kendisini efendisi ilan ettiği yeryüzü zor durumda. Artık büyümeyi değil, küçülmeyi konuşmanın vakti geldi.

MIT Üniversitesi bilim insanları bundan 50 yıl önce “Büyümenin Sınırları” raporunu yazdı ve dünyayı sınırsız tüketemeyeceğimizi net bir biçimde ortaya koydular. İklim krizi ve küresel ısınmaya dikkat çeken, Açık Radyo’nun kurucularından Ömer Madra geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Gazetesi’nde İpek Özbey’e verdiği mülakatta her şeyi tükettiğimize dikkat çekmiş, hemen harekete geçmemiz gerektiğini vurgulamıştı. Milyarderlerin yönetiminde, sadece daha fazla para kazanmak amaç oldu. Yangınların ve iklim değişikliğinin sonunda ortada iki sınıf kalacak. Parası olanlar bir süre daha kurtulabilecek. Öbürleri ise anında perişan olacak. Dünya artık frene basmak zorunda. Hemen! Uçurumun kenarındayız ve özellikle de çocuklardan alacak çok dersimiz var.”

Madra kapitalist sistemin tümüyle değişmesi gerektiğini belirtiyor. “Kosta Rika’da mecliste benzin, mazot, dizel; petrol ürünlerinin tümüyle kullanımının derhal yasaklanması konuşuluyor. Genç iklim aktivisti Greta Thunberg, “Şu anda net konuşmaya başlamamız ve kendimizi eğitmemiz gerekiyor... Bilimi öğrenmeliyiz” diyor. Greta Thunberg, tek başına başladığı eylemi bir senede dünyada 7.5 milyon kişiye taşıyan inanılmaz bir figür.” Madra başarmak için farkındalığa ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz hafta ısınmaya dikkat çeken New York Times Yazarı David Wallace-Wells’in kitabını yazmış, bu hafta da kapitalist sistemin tümden değişmesi gerektiğini, büyümek yerine acilen küçülmeyi konuşmamız gerektiğini belirten ‘Küçülme Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı’ kitabından söz edeceğimi belirtmiştim.

Toplumların gelişmişliği çoğu iktisatçı ve siyasetçi tarafından büyüme kavramıyla açıklanıyor. Hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler, toplumsal-ekolojik felaketler egemen söyleme göre azgelişmişliğin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Ancak bu hafta inceleyeceğimiz kitap bunun aksini söylüyor. Décroissance (küçülme kelimesinin Fransızca karşılığı) ilk defa Fransız düşünür André Gorz tarafından 1972 yılında kullanıldı. “Gorz, günümüzde küçülme tartışmasının hâlâ merkezinde yer alan bir soruyu gündeme getirmiştir: Yeryüzünün dengesinin sağlanması-ki bunun için maddi üretimin büyümemesi ve hatta küçülmesi şarttır-kapitalist sistem varlığını sürdürdüğü müddetçe mümkün olabilir mi?”

Metis Yayınları’ndan çıkan kitapta Küçülme kavramı biyoiktisat, çevre adaleti, politik ekoloji, metalaşma, müşterekler, sadelik, büyümenin toplumsal sınırları, eko-topluluklar, kooperatifler, toprağa dönüşçüler, feminist iktisat gibi farklı konu başlıklarında toparlanmış. Kitabı yayına hazırlayanlar; Giacomo D’Alisa, Federico Demaria ve Giorgos Kallis. Her üç yazar da giriş bölümünü o kadar detaylı ve kapsamlı bir şekilde ele almış ki kitabın temel meselesini girişte okuyorsunuz. Küçülme bir yandan gezegenin sınırlarının aşıldığını söylerken bir yandan da daha fazlası değil, daha farklısıyla iyi yaşayabileceğimizi söyleyen bir düşünce akımını, hareketi, siyasi, iktisadi ve kültürel bir dönüşümü ifade ediyor.

KAYNAKLARI BİTİRDİK!

Kitapta da yer aldığı gibi mesele daha fazla tüketimden kendimizi alıkoymak değil, daha az tüketmek. Ancak bunu tek başına bireysel çabalarla değil toplumsal ve politik olarak uygulamak. Mevcut kaynaklar ancak bu şekilde gelecek nesiller için muhafaza edilebilir. Küresel Ayak İzi Ağı'nın açıkladığı rakamlara göre, 1 yıllık doğal kaynakların tüketim günü olan ‘Küresel Limit Aşım Günü’, bu yıl dünyada 1 Ağustos, Türkiye'de ise 11 Temmuz olarak belirlendi. Yani doğal kaynaklarının sağladığı 1 yıllık potansiyeli 11 Temmuz'da tükettik. Rapora göre Türkiye sanki 1,9 dünya varmış gibi yaşıyor.

Limit aşımının her sene geri gitmesinin temel nedenleri ise plansız ve kâr odaklı sanayileşme ile yaşam tarzı. Toplumun her an daha fazla tüketime itildiği, kullan-at ürünlerin arttığı, enerji politikalarının vasıfsızlaştığı, petrol temelli sanayi ve yaşam tarzı (karbon ayak izi) gibi etkenler limit aşımını hızlandırıyor. Yine aynı şekilde kent planları, gıda üretim modelleri de aşımda önemli etkiye sahip.

TABANDAN ÖRGÜTLENMENİN ÖNEMİ

Küçülmeyi bir büyüme eleştirisi olarak düşünebiliriz. Küçülme toplumların daha az kaynak tüketeceği ve bugünden daha farklı örgütlenip, yaşayacağı bir toplum modelini ifade ediyor. Kitapta paylaşım, sadelik, şenliklilik, bakım ve müşterekler bu toplumun neye benzeyebileceğinin biçimi olarak karşımıza çıkıyor ve her biri ayrı başlıklarda anlatılıyor. Tabandan örgütlenmenin önemine değinilen bölümde; ekonomik uygulamalara eko-topluluklar, çevrimiçi topluluklar, toprağa dönüşçüler, kooperatifler, kent bahçeleri, topluluk para birimleri, takas pazarları, çocuk bakımı ve sağlığı hizmeti kuruluşları örnek veriliyor. Arjantin, Yunanistan ve Katalanya gibi yerlerde, kapitalizm dışı yeni uygulamaların ve kurumların son zamanlarda kendiliğinden yayıldığı belirtiliyor.   

BÜYÜME VE STATÜ ÇIKMAZI

Büyümenin toplumsal psikoloji üzerindeki olumsuz etkisi de gözler önüne seriliyor. “Belli bir seviyenin üzerinde büyüme, mutluluğu artırmaz. Bunun nedeni, temel ihtiyaçların karşılanmasının ardından ek gelirin giderek daha fazla statü mallarına ayrılmasıdır. Örneğin daha büyük bir eve veya daha lüks bir arabaya sahip olmak gibi. Herkes kendi konumunu yükseltmek amacıyla büyümeyi arzu eder; ancak herkes aynı anda yükseldiğinde kimse eskisine göre daha iyi bir konuma gelemez. Bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybı olduğu bir oyundur bu. Daha da kötüsü büyüme, statü mallarının daha pahalı hale gelmesine sebep olur.

AVRUPA’NIN ÇÖPLÜĞÜ HALİNE GELEN ÜLKELER

Büyüme ekolojik olarak da sürdürülemez. Kitapta küresel büyüme yüzünden çoğu ekosistemin sınırı aşacağı belirtiliyor. GSYH (Gayri Safi Yurtiçi Hafıza) ile iklimi değiştiren karbon salımları arasında güçlü ve doğrudan bir ilişki vardır. “2050 yılına kadar küresel karbon yoğunluğunun bugüne kıyasla 20-130 kat azaltılması gerekirken 1980-2007 yılları arasında küresel karbon yoğunluğunun azaltımı yalnızca %23 oranında olmuştur.” Bugüne kadar büyürken diğer yandan materyal kullanımı ya da karbon salımında mutlak bir azalma sağlayabildiğini iddia edebilen bir ülke çıkmadığı vurgulanıyor. Bunu iddia eden ülkeler ise kirli sanayi faaliyetlerini gelişmekte olan diğer ülkelere taşıyorlar. Yakın zamanda Adana’da yerlere saçılan büyük çöp yığınlarını hatırlayacaksınız. İngiltere kendi ülkesinde geri dönüşüm yaparken plastik çöpünü başka ülkelere gönderiyor.  Bu konuda yapılan çalışmalara, yayınlanan raporlara baktığımızda Türkiye’nin yıllar içinde ciddi oranda çöp ithal ettiği görülüyor. Henüz kendi çöpümüzü ayrıştıramazken başka ülkelerin de çöpünü alır hale geldik. Bu durum tek bir gezegen olmasına rağmen sistemin temelde problemli olduğunu ortaya koyuyor.

SÜRDÜRME SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?

Sürdürülebilirlik 19. yüzyıl orman işletmeciliği bağlamında Almanya’da ortaya çıkan bir kavram. Çevreye olumlu etkisi olduğu düşünülen sürdürülebilirlik kitapta şöyle anlatılıyor: Sürdürülebilirlik el sürülmemiş, bakir doğaya saygı gösterme ilkesi üzerine değil, aksine ekili alanlardan optimum rekoltenin alınmasıyla doğadan kâr elde etme ilkesi üzerine kurulmuştur. Küçülme ise çevreciliği yeniden siyasallaştırmak ve meseleyi siyasetin dışına çıkaran mutabakata son vermek adına bir misilleme olarak ortaya çıkmıştır. “Sürdürülebilir kalkınma, bir bireyin yaşamak istediği geleceğe dair hakiki siyasi antagonizmaları siyasetin dışına çıkarır, çevresel problemleri teknik problemlere indirger, iki tarafın da kazanacağı çözümler ve çevreye zarar vermeden kalkınmayı sürdürmek gibi imkânsız bir hedefe ulaşmayı taahhüt eder.” 

Küçülmeciler sürdürülebilir kalkınma kavramına karşı çıkıyorlar. Çünkü ekonomik büyümenin çevresel olarak sürdürülebilir olduğuna, olacağına inanmıyorlar. Diğer bir sebep de birçok küçülmeci kalkınma fikrinin kendisine de karşı çıkıyor. Bunun Amerikan yaşam tarzına doğru tek tip bir değişime neden olacağını açıklıyorlar.

Küçülme kitapta belirtildiği gibi taraf oluyor. “Toplumu ekolojikleştirmek kalkınmanın daha alternatif ya da daha yeşil bir biçimde uygulanması değildir. Aksine, kalkınmaya alternatif görüşler tahayyül etmek ve hayata geçirmektir.

Haftanın çok satanlar listesini D&R, idefix, hepsiburada, Remzi Kitabevi, Penguen Kitabevi, ve Amazon Türkiye listelerinden yola çıkarak derledik.

  1. Balıkçı ve Oğlu, Zülfü Livaneli
  2. Hayat Kaybettiğin Yerden Başlar, Miraç Çağrı Aktaş
  3. Yaşamak Sakinlik İster, Özgür Bacaksız
  4. Kayıp Tanrılar Ülkesi, Ahmet Ümit
  5. Hazan, Ayşe Kulin

DOĞANIN SONU

Bill McKibben 

Everest Yayınları

‘Doğanın Sonu’ küresel ısınma üzerine yazılmış ilk kitap. İklim krizine ve küresel ısınmaya dikkat çeken yazar bunu basit bir dille okuyucuya aktarıyor.  Yazarın Türkçe baskı için özel olarak kaleme aldığı önsöz ve Ömer Madra'nın yazdığı sunuş da kitabın ilk yayınlandığı 1989'dan bu yana yaşanan gelişmelere dair bir gözden geçirme işlevine sahip.
McKibben, gezegenimizi bugüne kadar ne ölçüde değiştirdiğimizi özetliyor ve onu korumanın yollarını araştırıyor, tahminlerde bulunuyor.

MEKÂNIM DATÇA OLSUN

Can Yücel

Türkiye İş Bankası Yayınları

Ressam Su Yücel, babası Can Yücel’in ölüm yıldönümünde paylaştığı yazıda, Günlerden 12 Ağustos babamın ölüm yıldönümü. Neyinizi özledim biliyor musunuz? Sadeliğinizi, yaşama sevincinizi, kimseye ödün vermemenizi, kimseye de yük olmamanızı. İnsan gibi yaşamayı… Güler! Can! Sizi çok özledim dedi. Can Yücel’i ‘Mekânım Datça Olsun’ kitabıyla anıyoruz.  Son 10 yılını Datça’da geçiren Can Yücel, "Mekânım Datça olsun, öldükten sonra beni Datça'ya gömün" demişti.

AĞAÇLAR

Hermann Hesse

Kolektif Kitap

“Ağaçlar hep en etkileyici vaizler olmuştur benim için. Ormanlar ve korularda halklar ve aileler halinde yaşayan ağaçlara hayranım ben. Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil yalnızlaşmış, büyük insanlar gibi. Beethoven ve Nietzsche gibidirler. Tepelerinde uğuldar dünya. Kökleri sonsuzluğa uzanır ama sonsuzlukta kaybolup gitmezler…” Hermann Hesse Ağaçlar kitabında okuyucuyu büyülü bir yolculuğa çıkarıyor, ağaçların hiç duymadığımız sesini dinletiyor.

EKOFEMİNİZM

Vandana Shiva, Maria Mies

Sinek Sekiz Yayınları

Biri kuzey, diğeri güneyden iki kadın, Maria Mies ve Vandana Shiva. Birlikte kaleme aldıkları ‘Ekofeminizm’ kitabında, iktidar mekanizmalarını inceleyip, kapitalist, ataerkil, küresel dünya sistemini değerlendiriyorlar.

ATLAS: KITALAR-DENİZLER-KÜLTÜRLER ARASI  

YOLCULUK REHBERİ

Aleksandra Mizielinska, Daniel Mizielinski

Domingo Yayınevi

ATLAS - Kıtalar, Denizler ve Kültürler Arası Yolculuk Rehberi, sadece coğrafi bilgileri değil, ülkelerin karakteristik yönlerini de sunan büyük boy haritaları ve çizimleriyle okuyucuyu dünya turuna çıkarıyor. İzlanda’nın buzulları, Mısır’ın çöl kervanları, Avustralya’nın ornitorenkleri, Madagaskar’ın dev baobab ağaçları, Meksikalıların garip bayramları ve Charlie Chaplin’den Halide Edip Adıvar’a ülkelerini gururlandıran tüm isimler Atlas’ta yer alıyor.

KÜÇÜK MEŞE PALAMUDU

Melanie Joyce

Türkiye İş Bankası Yayınları

Türkiye İş Bankası Yayınları çocukları doğanın eşsiz hikâyeleriyle buluşturuyor. Bu kitap küçük bir meşe palamudunun nasıl koca bir meşe ağacına dönüştüğünün öyküsü.

DÜNYAYI BİSİKLETLE DOLAŞAN ÇOCUK – AFRİKA YOLUNDA

Alastair Humphreys

Beyaz Balina Yayınları

Dünyayı Bisikletle Dolaşan Çocuk, bir gün evinden çıkıp dört yıl boyunca bisikletiyle tüm dünyayı dolaşan ve bugün 21. yüzyılın en büyük maceraperesti olarak tanınan Alastair Humphreys’in kitabı. Her şey bir iddia ile başlar ve gece gündüz bir kâşif olup dünyayı dolaşma hayalleri kuran Tom onunla alay eden sınıf arkadaşlarına yanıldıklarını kanıtlamak için bisikletine atlayıp yollara düşer. Onu İngiltere’den Afrika’ya kadar uzanan zorlu ama bir o kadar da eğlenceli bir yolculuk beklemektedir.

AĞAÇLARIMIZA NE OLDU?

Alp Gökalp

Can Çocuk

O sabah, şehirdeki herkes ağaçların yok olduğunu fark etti. Bahçelerinde, ormanlarda tek bir ağaç kalmamıştı. Günlük hayatta bir ağacı diğerinden ayırt edemeyen insanlar, bir felaketin yaklaştığını hissetmenin huzursuzluğunu yaşıyorlardı. Alfabe Bulutu ise başka bir haberle çalkalanmaktaydı: Küçük harflerden biri o gün okuldan eve dönmemişti. Can Çocuk’tan çıkan seride bu sefer kitap kurtları ağaçların neden yok olduğunu keşfedecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eda Yılmayan Arşivi