Özlem Özdemir

Özlem Özdemir

Cumhuriyet Sandıkta Kurulmadı Öyle mi?

Bizim tarihimiz, 19. yüzyıldan itibaren seçim ve sandık üzerine yazılıdır. İlk Meclis 1877’de kurulur. Cumhuriyet’e kadar defalarca açılıp kapansa da Meclis siyasi hayata girmiştir. Üstelik padişahın seçtiği Ayan Meclisi dışındaki Mebuslar Meclisinin üyeleri tamamen seçimle göreve gelir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı yenilmiş, Anadolu işgal altındadır. Mustafa Kemal önderliğinde 19 Mayıs 1919’da Milli Mücadele başlamış, Erzurum ve Sivas kongrelerinde işgale karşı direnişin gerekçeleri ve mücadelenin amaçları hakkında kararlar alınmıştır. Bu kararlar Misak-ı Milli’yi doğurur. Milli Yemin anlamına gelen bu beyannamede bugünkü sınırlarımız çizilir ve vatanın bağımsız bütünlüğü vurgulanır. Misak-ı Milli, Son Osmanlı Meclisinde kabul edilir. Padişahın aksine Meclisin büyük çoğunluğu işgale karşıdır ve Milli Mücadeleyi destekler. Burada az bilinen bir bilgiyi paylaşalım: 1919’da Mustafa Kemal, Erzurum milletvekillerinden biri olarak seçilerek Meclise girer. Anadolu’da olduğundan İstanbul’a gitmez ama halk onu vekil olarak seçmiştir. Bir yandan askeri bir dehayı konuşurken onun bir yandan demokratik mücadeleye inancını göstermesi bakımından önemli bir ayrıntı olarak altını çizmek gerektiğini düşünüyorum.

mustafa-kemalin-secim-yonergesi-icine-son-osmanli-mebusan-meclisi.jpeg

Mustafa Kemal’in Seçim Yönergesi

Misak-ı Milli’nin kabul edilmesi başta İngilizler olmak üzere işgal güçlerini öfkelendirir. 16 Mart 1920’de Osmanlı’nın başkenti İstanbul işgal edilir. İki gün sonra bu durum karşısında görev yapamayacağını duyurarak kendini fesheden Meclis’in üyelerinden bazıları Padişah Vahdettin'i ziyarete gittiğinde, padişah Boğaz’daki İngiliz donanmasını göstererek onlara şöyle der: “Bir millet var koyun sürüsü, ona bir çoban gerek, o da benim…”

Öte yandan halktan başka kimseyi düşünmeyen Mustafa Kemal, bu gelişme üzerine 19 Mart 1920’de illere, ilçelere, komutanlıklara bir telgraf yollar. Ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak çalışmaları yürütmek için olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması gerektiğini bildiren bu telgraf, 12 maddelik bir yönerge içerir. Nutuk’ta etraflıca anlatılan bu telgrafta yer alan yönerge tastamam bir seçim yönergesidir. Hem Mustafa Kemal’in demokrasiye inancını göstermesi hem de bu ülkenin seçimle kurulduğunun ispatı olması bakımından yalnızca iki maddeyi yazıya ekliyorum:

6- Meclis üyeliğine, her parti dernek ve toplulukça aday gösterilebileceği gibi, her kişinin de bu kutsal savaşa eylemli olarak katılması için bağımsız adaylığını istediği yerden koyma hakkı vardır.

8- Seçim gizli oyla ve salt çoğunlukla yapılacak; oyları, kurulun kendi içinden seçeceği iki kişi, kurul önünde sayacaklardır.

Bu maddelere göre; seçimin hiçbir baskı olmadan yapılacağı, isteyen herkesin aday olabildiği ya da gösterilebildiğini ve gizli oy esasıyla da özgür iradeye saygı duyulduğu açıkça ortaya konuyor. Yani, Mustafa Kemal şunu demiyor: Ben Ahmet Efendi’yi isterim, Mehmet Efendi’yi istemem, herkes oyunu açıklasın gibi şahsi isteklerde bulunmadığı gibi tam tersine tümüyle halkın çıkarlarını koruyan, tercihlerini önceleyen demokratik bir yol izliyor. Nasıl bugün YSK, seçimle ilgili kuralları belirliyor ve açıklıyor ise, Mustafa Kemal de 104 yıl önce seçim sistemimizin temellerini atıyor.

manset-foto.jpeg

TBMM Seçimle Kuruldu

Bu telgrafın ardından Anadolu’nun her yerinden vekiller Ankara’da toplanıyor. Bu arada kendini fesheden Meclis ise 10 Nisan 1920’de İngilizlerin baskısıyla anayasaya aykırı olarak tamamen kapatılıyor. Kimi vekiller tutuklanıyor, kimileri sürülüyor, kurtulabilenlerin çoğu da Ankara’daki yeni meclisin kuruluşuna desteğe gidiyor. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıyor. Mebuslar Meclisinden Millet Meclisine, ismindeki değişiklik bile zaten her şeyi anlatıyor. Bu mecliste padişahın hiçbir yetkisi bulunmuyor. Kurtuluş Savaşı, tümüyle bu mecliste alınan kararlarla yürütülüyor. Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutan yetkisi, üç ay süreyle oybirliğiyle Meclis tarafından veriliyor. Özetle, Kurtuluş Savaşı’ndan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna bağımsızlık mücadelemiz daima Meclis çatısı altında, halkın seçtiği vekillerin kararlarıyla yürütülüyor. Dünya tarihinde böyle bir kuruluş örneği yok... Bu Atatürk’ün dehası ve halka verdiği değerden, güvenden kaynaklanıyor. Kurduğu devletin temellerini demokratik bir sistem üzerine inşa eden ve devamında da bu rotadan ayrılmayan bir liderimiz olduğu için ne kadar minnet duysak az…

Sözün özü, tarihimiz seçim ve sandık üzerine kuruludur. Hele Cumhuriyet tarihi tümüyle öyledir. Bugünkü yöneticiler de makamlarını bu seçim sistemine borçludur. Bizi Arabistan’dan, Afganistan’dan ayıran budur. Üstelik son dönemde dünyada yükselen anti-demokratik yaklaşımları görüyoruz. Biz bu yola mı gireceğiz yoksa sandığa saygı mı diyeceğiz? Yönetime gelirken sandığa saygı diyenlerin giderken de sandığa saygı demeleri gerekir. Geçtiğimiz günlerde halkımız sandıktan umudunu kesmediğini gösterdi. Halkın gösterdiği bu olgunluğu kaybedenlerin de göstermesi gerekir, demokrasi budur. İşgal döneminde bile sandıktan umudunu kesmeyen bir millet, sandığa saygısızlık edilmesine layık değil.

Bitirmeden seçimlere saygıyı her alanda sindirmemiz gerekiyor. Seçilmiş bir milletvekili Can Atalay hapiste tutuluyor. Hemen seçimden sonra üstelik, Boğaziçi Üniversitesi’nden iki anabilim dalı başkanı; Prof. Dr. Cem Say ve Prof. Dr. Tuna Tuğcu, seçimle göreve geldikleri ve görev süreleri sona ermeden görevden alınamayacakları halde, kanunsuz bir şekilde görevlerinden alındılar. Sadece siyasette değil ister iş hayatında ister üniversitede ister medyada; yöneticilerin kuralları çiğneme hakkı yoktur. Bu seçimde halk biraz da bunu söylemedi mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Özdemir Arşivi