Emre Alkin
Bizi soğuk değil, içi boş vaatler bitirdi!
Merkez Bankası'nın son faiz kararı, sadece oran değişikliğiyle değil, yarattığı beklenti ve hayal kırıklığıyla da dikkat çekti. Gündemde Trump’ın küresel siyaseti yeniden karıştıran hamleleri, jeopolitik riskler ve küresel belirsizlikler elbette vardı; ancak ekonomi açısından asıl kritik başlık, Merkez Bankası’nın verdiği mesajdı.
Bu durumu anlatmak için eski bir hikâye akla geliyor. Rivayete göre bir kral, soğuk bir gecede nöbet tutan askerleri denetler. Soğuğa rağmen görevlerini yerine getiren askerlere acır ve onlara daha sıcak giysiler göndereceğine söz verir. Askerler sevinir. Ancak kral bu vaadini unutur. Sabah olduğunda askerlerden bazıları donarak ölmüştür. İçlerinden biri bir not bırakır: “Biz zaten soğuğa alışmıştık. Ama verilen vaat bizi beklentiye soktu. Vaat yerine gelmeyince kendimizi bıraktık.”
Ekonomide de durum çok farklı değildir. İnsanları alışık oldukları koşullardan alıp büyük beklentilere sokmak, sonra bu beklentileri karşılayamamak, mevcut durumu daha da ağırlaştırır. Aralık ayında ekonomi yönetimi tam olarak bunu yaptı. “2026 çok daha iyi olacak”, “kredi koşulları gevşeyecek”, “bankalar tahvil ve bonodan kazandıklarını piyasaya aktaracak” gibi mesajlar açıkça verildi. Ancak bugün gelinen noktada, bu anlatının ayaklarının yere basmadığı görülüyor.
Piyasa, Merkez Bankası’ndan 150 baz puanlık bir faiz indirimi beklerken, karar 100 baz puanla sınırlı kaldı. Asıl mesele ise indirimden çok, karar metninin diliydi. Metin, Merkez Bankası’nın hâlâ “oyun kuran” bir aktör olmaktan uzak olduğunu gösteriyor. Siyasetin, piyasanın ve uluslararası çevrelerin niyetlerini okumaya çalışarak hareket eden bir Merkez Bankası profili ortaya çıkıyor. Kendi asli görevleri yerine, dış sinyallere aşırı anlam yükleyen bir yaklaşım söz konusu.
Karar metni dikkatle okunduğunda, verilen temel mesajlardan biri şu: “Söylediklerimiz tam olarak gerçekleşmiyor olabilir ama niyetimiz iyi.” Oysa mesele niyet değil, sonuçtur. Kimse Merkez Bankası’nın kötü niyetli olduğunu iddia etmiyor. Ancak iyi niyet, eksik uygulamaların ve başarısız sonuçların mazereti olamaz. Bilgi ve tecrübe olduğu açık; sorun, bu bilgiyi sahaya yansıtma, yani marifet kısmında yaşanıyor.
Metinden çıkan bir diğer dikkat çekici anlam ise şu: “Bu görevler bir gün sona erecek ve en azından giderken daha sade, daha sakin bir dil kullanacağız.” Gerçekten de merkez bankacılığında karmaşık, muğlak ve belirsizlik yaratan dil başarı göstergesi değildir. Aksine, sade ve anlaşılır iletişim, piyasanın doğru pozisyon alabilmesi için şarttır. Sürekli olarak rasyonel beklentileri bozmak ve piyasanın tersine sürpriz davranmak, sürdürülebilir bir para politikası değildir.
Önümüzdeki dönemde faizlerin kademeli olarak indirilmeye devam etmesi muhtemel görünüyor. Ancak bu indirimlerin her toplantıda ve otomatik şekilde gerçekleşmesi beklenmemeli. Dahası, yapılan indirimlerin doğrudan ve güçlü biçimde kredi faizlerine yansıması da pek olası değil. Bu gerçeğin de açıkça görülmesi gerekiyor.
Sonuç olarak mesele faiz oranından çok, beklenti yönetimi. Ekonomide asıl tehlike, soğuğa alışmışken verilen ama tutulmayan vaatlerdir. Çünkü beklenti bozulduğunda, güven de hızla kaybolur. Ve güven kaybı, enflasyon kadar, faiz kadar, hatta bazen onlardan daha yıkıcıdır.