Mine Uzun
Büyümek kolay da kalkınmak mesele
Bugün her gün görüp, görmezden geldiğimiz bir yaranın kabuğunu kaldırıp, kanatacağım. Bir ülkenin gerçek bilançosu yalnızca enflasyonda, bütçe açığında ya da borsa endeksinde yazmaz arkadaşlar. Bazen bir okul koridorunda, bir çocuğun elindeki bıçakta, bir annenin gözyaşında çıkar karşımıza.
Okul basan çocuklar, silahla yaralanan öğrenciler, hayatının baharında öldürülen öğretmenler ve yan baktın kavgasında yitip giden evlatlarımız, çocuk öldüren çocuklarımız, ölen çocuklarımız…
Soruyorum: Çocuklarımızı kim bu hale getirdi?
Doğru düzgün yetiştiremiyor muyuz? Çocuklarımıza yetişemiyor muyuz? Onlara yetemiyor muyuz?
Elbette ekonomik sıkıntı tek başına şiddetin nedeni değildir. Ancak yoksulluğun, umutsuzluğun ve fırsat eşitsizliğinin çocukların dünyasında açtığı yaraları görmezden gelmek de mümkün değil. Ekonomiyi rakamlarla konuşmayı seviyoruz. Enflasyon kaç, faiz ne olacak, dolar nereye gidecek, borsa yükselecek mi? Ay sonunu getiremeyen anne babalar, borçlarını çevirmeye çalışan aileler, çocuğunun kurs parasını denkleştiremeyen insanlar. Daha iyi bir okulda okusun ki daha iyi işler bulabilsin diye düşünüp üçü beşe katmaya çalışan ebeveynler…
Anne de çalışıyor, baba da. Çalışacak yaşa geldiyse abla, abi destek olmaya çalışıyor. Yetmiyor, ek iş yapıyorlar. Kazandıkları kiraydı, mutfak masrafıydı, hooooop buhar oluyor. Mutfak masrafı dediysem kim bilir kaç evin ocağında aylardır yüz gram kıyma kavrulmamıştır o ayrı. Ailelerin zamanını, enerjisini ve geleceğe dair güvenleri de tükeniyor. Zaten çocuklar gençler hayal dahi kurmuyor. Kuramıyor.
Bir çocuğun spor yapmaya, sanatla tanışmaya, ihtiyaç halinde okuldaki rehberlik hocasının yol göstermesine ihtiyacı var. Hocanın çocuğu gözlemlemesi lazım. Ama kim bilir hocanın aklı hangi tasanın içinde?
Bir ülke çocuklarına eşit fırsat sunamıyorsa gelecekte eşit bir toplum kurmayı nasıl bekleyebilir? Bir yanda baleden piyona kursuna taşınan çocuklar diğer yanda annesiyle akşam pazarından çürük çarık meyve sebze ayıklayan çocuklar.
Size bir şey söyleyeyim mi; umut da ekonomik bir meseledir. Çocuklarımıza çok çalışırlarsa başarılı olacaklarını söylüyoruz. Peki çalışmanın, okumanın ve dürüst olmanın karşılığını alabileceklerine inanıyor muyuz?
Ekonomik güvenin aşındığı, adalet inancının yok olduğu, şiddetin güç gösterisi haline geldiği, akşam iki, iki buçuk saat boyunca dizilerdeki adamların kadınlara bağırdığı, dövdüğü, çalışmak yerine zengin biri ile evlenmenin tek seçenek olarak gösterildiği bir ortamda çocuklardan sağlıklı bir gelecek inşa etmelerini bekliyoruz ya bize de pes.
İktisat fakültesi son sınıfında biri birinci dönem diğeri ikinci dönem okutulan iki dersimiz vardı. “Büyüme” ve “Kalkınma”. Büyümek kolay da kalkınmak mesele. Büyüme üç beş rakamsal mesele. Çocukların güvenliği, eğitimde fırsat eşitliği ve yarına duydukları inanç ise kalkınmanın kendisi.