Esin Sungur
Daha az turist, daha fazla değer
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) geçtiğimiz günlerde yayımladığı Travel & Tourism Development Index 2026 (TTDI) raporu, dünya çapında turizm sektörünün gittiği yere ve yapması gerekenlere dair önemli ipuçları veriyor.
Geçtiğimiz ay yayınlanan rapora göre 2025 yılında dünyada 1,5 milyar uluslararası turist seyahat etmiş. Turizm pandemi sonrasındaki toparlanmayı tamamlamakla kalmayıp yeni rekorlar kırmış. Ancak bu büyümenin beraberinde ciddi yapısal sorunları da getirdiğini de yine bu raporun çıktıları ortaya koyuyor. Turist sayısının artmasının özellikle sıklıkla gidilen popüler yerlerin kapasitesini aşan bir noktaya geldiği vurgusu, bu çıktılardan biri.
Bir kentin kaldırabileceğinden fazla ziyaretçi ağırlaması; konut fiyatlarını yükseltebiliyor, su kaynaklarını zorlayabiliyor, ulaşımı kilitleyebiliyor, atık miktarını artırabiliyor. Bu, işin orada yaşayan insanlara maliyeti. Bir doğal alandan söz ettiğimizde ise, böylesi bir alanın sürekli daha fazla ziyaretçi kabul etmesi de bir süre sonra o alanın zaten ziyaret edilecek bir değerinin kalmaması ve bütünüyle özelliklerini kaybetmesi tehlikesini beraberinde getiriyor. WEF raporundan benim çıkardığım en önemli mesajlardan biri zaten bu; turizmin geleceği büyümekte değil, büyümeyi yönetebilmekte.
Turistlerin belli başlı popüler destinasyonlarda toplanması hem çevresel hem de sosyal sonuçlar getiriyor. İspanya’da, son dönemde yaşanan barınma meselesinden doğan isyan ve geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden Madridli María del Carmen Abascal’ın 71 yıl yaşadığı evden çıkarılması bile aşırı turizm nedeniyle konutların yaşayanlar için aşırı pahalı hale gelmesiyle bağlantılı bir olay. Yani turizm dediğimiz olgu, çok çeşitli şekillerde toplumu olumlu/olumsuz etkiliyor. Raporda seyahat taleplerinin çeşitlendirilmesi, ziyaretçilerin farklı destinasyonlara ve farklı dönemlere yönlendirilmesi önerisi bu açıdan da önemli.
SEYAHATİN EKONOMİK, KÜLTÜREL, SOSYAL ETKİLERİ
WEF, seyahat ve turizm sektöründeki maliyet artışlarının küresel enflasyonun üzerinde seyrettiğine de dikkat çekmiş. Enerji, ulaşım, konaklama ve işgücü maliyetlerindeki artışa bakılınca, destinasyonların sürekli düşük fiyat üzerinden rekabet etmesinin anlamsızlığı da ortaya çıkıyor. Burası daha ucuz diyerek gideceğimiz bir yer de yok. Ucuz olmak yerine değer yaratmak, var olan değeri ortaya çıkarmak gerekiyor. Uydurulmuş hikayelerden değil, özgün olanın güçlü ve hakiki bir şekilde anlatılmasından söz ediyoruz. İnsanlarımız da dahil, yerel değerlerin işin içine katılması bunu sağlayacak unsurların başında geliyor. Zaten turizm alanı sayısal rekorlar kırarken sektörün çalışacak insan bulamaması sorunu da bu şekilde belli ölçüde çözülebilir gibi görünüyor. Zira Dünya Ekonomik Forumu, seyahat ve turizm sektörünün 2035 yılına kadar 43 milyonun üzerinde işgücü açığıyla karşı karşıya kalması ihtimalinden söz ediyor. Bu, bir hizmet ekonomisi olan turizmin kendisinin devamlılığını sorgulatan bir veri. Çalışanlar olmadan turizm mümkün mü?.. Burada yerel halkın katılımı, hem iş gücü sorununa çözüm getirebilir hem de o destinasyonda yaşayan insanların da bu ekonomiden pay almasını sağlar. Aksi halde turizm gelir getiriyor ama yerel halk bundan gerek çalışan gerek tedarikçi olarak yararlanamıyor ve buna karşılık konut fiyatları yükseliyor, trafik artıyor, doğal kaynakları azalıyor, bölge kalabalıklaşıyor ve çevre kirleniyorsa, turizme yönelik tepkinin ortaya çıkması kaçınılmaz. Bu da kesinlikle sürdürülebilir bir döngüye işaret etmiyor.
Kısacası bizim artık tüm dünyada nicelik değil, nitelik üzerinde durmamız lazım. Mesele turistin destinasyona, destinasyonun turiste bıraktığı karşılıklı toplam değer. Bir seyahatten sonra her iki tarafta da o gezi nasıl bir ekonomik, sosyal ve kültürel iz bırakıyor? Bunu sormamız gerekiyor. Bu soruyu cevaplarken gastronomi de devreye giren çok önemli bir unsur olarak karşımızda. Bir tabak yemeğin ardındaki toprak, çiftçi, üretim kültürü, gelenekler, zanaat ve mevsimsellik tam da söz ettiğimiz değerlerin karşılığı.
WEF’in 2026 raporuna göre, kültürel kaynaklar, 2024-2026 arasında endekste en fazla gelişme gösteren alanlardan biri. UNESCO’nun somut olmayan kültürel miras listelerinde yer alan unsurların sayısı artıyor. Gezginlerin yerel kültürlere, geleneklere, mirasa ve özgün deneyimlere ilgisi güçleniyor. Gastronomi de bu deneyimin en güçlü parçalarından biri zira turist ile çiftçiyi, üreticiyi, yerel ürünü bir araya getiriyor ve turizmin ekonomik değerini artırırken yerel yaşamın devamlılığına katkı sağlıyor. Elbette burada romantik beklentilere de kapılmamak lazım; her “yerel” denenin yerel, özgün, sürdürülebilir olmadığını biliyoruz. Ürünün nereden geldiği, nasıl üretildiği, üreticinin ne kazandığı, hangi kaynakları tükettiği ve üretimin doğa üzerindeki etkisi birer kriter olarak ele alınmalı.
Özetlemek gerekirse, sürdürülebilirlik artık turizmin yanına iliştirilen güzel bir sıfat değil, turizmin öncelikle devamlılığının ön koşulu. Değer yaratan, değerleri koruyan, niceliğe değil niteliğe odaklanan bir turizm anlayışının gerekliliği, son raporlarda da ortaya konuyor.
Dünyanın en güzel destinasyonları seçildi
- Dünyanın en önemli seyahat yayınlarından Conde Nast Traveller’ın her yıl yaptığı Okur Ödülleri’nin sonuncusu bu hafta açıklandı. 800 bine yaklaşan okurun oy kullandığı seçimlerde, “Büyük Kentler” kategorisinde dünyanın en iyi kenti Seul seçilmiş. Benim çok beğendiğim bir kent, o nedenle şaşırmadım. Tarihin, kültürel mirasın teknoloji ve modern kent planlaması ile güzel bir şekilde iç içe olduğu kentin bu ödülü almasında, Güney Kore’nin gerek K-pop, gerek K-beauty gibi alanlarda tüm dünyada yürüttüğü müthiş kültür diplomasisinin de altını kalın kalın çizmek gerekir. Destinasyon pazarlaması açısından stratejik adımlar atarak tüm dünyaya kendilerini özgün bir şekilde tanıttıkları bir gerçek. Küçük şehirlerde ise, Kanada’dan, British Colombia’nın baş kenti Victoria bu ödüle uzandı. Diğer bir kategori olan “Dünyanın En İyi Ülkesi”nde ise, birinciliği Japonya aldı. Turizmi tüm ülkeye yayma, sürdürülebilir kılma, yerele katkı sunmasını sağlama ve tüm bu ekosistemi değerler üzerine inşa etme konusunda örnek alınacak bir ülke.
- Bu hafta sonu lezzet festivalleri hafta sonu. Hem Adana’da hem Gaziantep’te hafta sonu panellerde, sofralarda gastronomi konuşulacak, kent sakinleri festival alanlarında hem güzel havanın hem sevdikleri lezzetlerin tadını çıkaracak. Gastroantep’in konferans teması bu sene “Deneyim Çağı: Gastronomi, Tarım, Turizm ve Misafirperverlik” olarak belirlenmiş, konu önemli... Bu kentlerdeyseniz, kaçırmayın.