Mert Yılmaz
Tatsız hikayeden enflasyona destek
Pazartesi günü TÜİK, Eylül ayı enflasyonunu %1,84 olarak açıkladı ve yıllık enflasyon %30’un altına inerek %29,73’e geriledi. Bu veri ile birlikte yıllık enflasyonun, yılsonunda %30’un üstünde gerçekleşme olasılığı ortadan kalktı dersem yeridir. Diğer taraftan yılın geri kalan aylarındaki enflasyonun açıklanan eylül ayı enflasyonuna göre daha düşük gelmesi ve yıllık enflasyonun %29’un da altına inme olasılığı güçlendi.
Bu veri ile birlikte petrol fiyatları yüksek seyretmeye devam etse de Merkez Bankası’nın 22 Ekim’de gerçekleştirilecek PPK toplantısında faiz indirimine gitmesi çok yüksek olasılık. Bugün itibari ile beklenti 100 baz puanlık bir indirim olmakla birlikte 150 baz puanlık indirim bekleyen ekonomistler de var.
Enflasyon beklentilerindeki bu iyileşmenin temel nedeni ise son günlerde kamuoyunun en önemli gündem maddesi olan “Fon Krizi”.
Ortaya çıkan tablo yaklaşık 450 bin kişinin bu sorunlu sürecin tam ortasında olduğunu gösteriyor.
Sorunun çözümüne yönelik bir takım adımlar atılsa da hala cevabı aranan pek çok soru var. Ancak iki konu netleşmiş gibi. Yatırımcılara anaparaları ödenecek (PPF’de olanlar için enflasyon farkının da ödenebileceği konuşuluyor) ve kamuya bir yük yüklenmeyecek.
Yaklaşık 450.000 kişilik yatırımcı grubunu ikiye ayırmak mümkün. Birincisi risk skalasında en düşük riskli olarak görülen hatta risksiz ürün diye de anlatılan Para Piyasası Fonlarına (PPF) yatırım yapan yatırımcılar. Bu insanlar fahiş bir getiri beklentisi ile değil, paraları enflasyon karşısında daha fazla erimesin, gecelik de olsa üç beş kuruş para kazanalım diye bu fonları almış insanlar.
Diğer grup ise risk skalasının en riskli grubuna yatırım yapan yatırımcılar. Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yaptığı açıklamalarda bu grupta yer alan yatırımcıları pek de mutlu edecek ifadeler kullanmadı.
Para piyasası fonlarında bulunan yatırımcıların sorununun ivedilikle çözülmesi gerekiyor. Tasfiye sürecinin üç hatta dört portföy yönetim şirketi için dün itibari ile başlayacağı açıklanmıştı. Sonrasında ise 1 milyon TL ile sınırlanacak ara ödemeler başlayacak ve ekim sonuna kadar ara ödeme sürecinin tamamlanacağı planlanıyor.
İNSANLAR ARABALARINI, EVLERİNİ SATIYORLAR
Tüm bu yaşananların enflasyonun düşmesi ile ne ilgisi var diye düşünen okurlar olabilir. Bu insanlar yarın alıp kullanabileceklerini düşündükleri paralarına ulaşamıyorlar. Kimisi kirasını ödeyemiyor, kimisi çocuğunun okul taksidini. İnsanlar olabildiğince para harcamamaya çalışıyorlar. Muazzam bir nakit sıkışıklığı yaşanıyor piyasada. İnsanlar nakit yaratabilmek için arabalarını, evlerini satıyorlar.
Diğer grup için işler daha da sıkıntılı olacak gibi duruyor. Sürecin öncesinde yatırımcının ekranda gördüğü varlığı yüksek bir tutardı, bugün o parayı geri alması mümkün değil. Bir servet kaybı gibi düşünülebilir o gruptaki yatırımcılar için. Dolayısı ile onların da tüketim davranışları değişecek.
Sistem neredeyse kilitlenme noktasına geldi, nakit dönmüyor. Süreci sadece bireysel yatırımcı olarak düşünmek de doğru değil. PPF’lerde kasasındaki fon fazlasını değerlendiren şirketler de olabilir. Bu şirketler bugün maaş ödeyemiyor, tedarikçisine ödeme yapamıyor. Parayı tahsil edemeyen tedarikçi kendi çalışanının parasını ödeyemiyor gibi bir sarmala dönüşüyor.
Kısaca örneklemeye çalıştığım tüm bu sorunlar talebi her geçen gün biraz daha zayıflatıyor ve enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir baskı yaratıyor. Kendi çevrenizde de görüyorsunuzdur; şu işler bir yoluna girene kadar dışarıda yemek yemeyelim, almayı düşündüğüm kıyafeti sonra alırım diyen insanları.
Elbette ki; böyle bir süreç yaşanmadan enflasyon uygulanan politikalar sayesinde aşağı gelseydi ama bugünün görüntüsü bu. Diğer taraftan büyümenin de aşağı yönlü baskılanacağı bir başka gerçek. Sürecin uzamasının istihdam piyasasında sorun yaratmaya gebe olduğunu da not düşelim.
İnsanlarda sürecin içinde olsun olmasın özellikle sermaye ve fon piyasalarına karşı ciddi bir güven sorunu oluştu. Harcamayalım, neler olacak görelim beklentisi hakim. Davranışsal finansın hakim olduğu günlerden geçiyoruz.
Bugün en büyük şans, PPF’lerden çıkan paranın büyük kısmının bankacılık sisteminde mevduata kayması. Bir miktar döviz ve altın talebi var ama bu Merkez Bankası’nın elini zorlaştıracak bir büyüklük değil şimdilik.
Buradan bir öneri de BDDK’ya. Para piyasası fonlarında kilitli kalan ve bunu belgeleyen kişilerin kredi ve kredi kartı gibi ödemelerine uygulanan faizlerin en azından ara ödemeler tamamlanana kadar işletilmemesi, işletilenlerin silinmesi ve bu kişilerin kredi puanına yansıtılmamasının doğru ve hakkaniyetli bir adım olacağını düşünüyorum. Sisteme güvenmiş, risk almamış, birikimlerini TL’de değerlendirmeyi tercih etmiş yatırımcılar bir de bu konuda mağdur olmasın bari.