AKP neyi kaybettiğinin farkında mı?

Fon skandalını seçim hesapları ile ilişkilendirenler haksız olmayabilirler, ancak asıl mesele AKP’nin veya lideri Erdoğan’ın sosyolojik çözülmeyi engellemesini sağlayacak toplumsal rıza rezervinin her geçen gün tükeniyor olmasıdır. Geçtiğimiz hafta Erdoğan’ın kazanma hünerinin orantısız güç kullanımına evrildiğini analiz etmiş, bunun bir demokrasi sınavı olduğunun altını çizmiştik. Şimdi fon skandalının kısa vadeli sonuçlarından ziyade AKP’nin (veya rejimin) toplum ile olan bağı üstündeki etkisini irdeleyelim.

AKP tüm siyasi koşullar ve fırsatlar yanında bir sosyolojiye yaslanarak yükseldi. Bu sosyoloji, toplum vasatını da içine alan çoğunluğu temsil ediyordu. Eski vesayet rejiminin toplumu kategorize eden bir politikası vardı. Bugünün aksine sayıca azınlıkta olan cumhuriyet elitleri toplumun kahir ekseriyeti üstünde siyasi ve psikolojik olarak tahakküm kurmuştu. Dünya görüşü, kentlilik düzeyi, yaşam biçimleri, eğitim ve kültürel durum gibi nedenler bu tahakkümün ve hatta aşağılamanın gerekçesiydi. Tabii çoğunluğu geri kalmışlıkla suçlayan cumhuriyet elitlerinin de muhafazakârlık bakımından onlardan aşağı kalır yanı olmadığını söylemeden geçmeyelim. Tayyip Erdoğan ve partisi bu hakir görülen kitleleri tarihte görülmemiş bir temsil yetkisi ile arkasına aldı.

1980’li yıllara kadar -sağ veya sol- iktidarın rengi ne olursa olsun vesayet rejiminin borusu ötüyordu ve “Cumhuriyet elitlerinin hassasiyetlerini” merkeze alan siyasi anlayış ülkeyi yönetiyordu. Tabii cumhuriyet tarihini darbeler tarihi olarak biçimlendiren ordu da bu denklemin ana aktörü durumunda, Cumhuriyet elitleri ile dayanışma hâlindeydi. 1980 sonrasında orduya rağmen başlayan Özallı yıllarda ordunun etkisi zayıflamaya, siyasetin orduya atfettiği kıymet azalmaya başladı. Tamam, Demirel de vasatın içinden gelen bir siyasetçiydi ama onun “çobanlığı” “Ancien Régime”in fırsat eşitliğini ifade etmek adına kullandığı bir argümandı. Demirel; Tanıl Bora’nın ifadesi ile “Devlet Fikrinin”, bizim ifademiz ile “Cumhuriyet Elitizminin” adamı idi.

Özal ise İslamcı kökenine rağmen Batılı düşüncelerle yoğrulmuş paradigma değiştiren bir siyasi liderdi. Dikkat ederseniz Tayyip Erdoğan da zaman içerisinde kendini Menderes – Özal çizgisinin devamı olarak tanımlamıştır. Görüldüğü üzere “işini bilme” hâli de berdevam…

Bu tarihi süreçte 28 Şubat bir kırılma noktası oldu. Vesayet rejimi hakir gördüğü toplum vasatını ezebilecek, eğitim hakkını elinden alabilecek, kamudan uzaklaştırabilecek kadar müstebit olabileceğini göstermişti. Göz ardı edilmeye alıştırılmış toplum vasatı bu defa zulme maruz kalıyordu ve Cumhuriyet elitleri bu yapılanları alkışlıyordu. Önemli bir not; bugün kimsenin makbulü olamayan ve “sol liberaller” denerek aşağılanan ülke aydını, o günlerde ezilenlerin yanında idi. Yaratılan korku iklimi sebebiyle sesini çıkaramayan toplumsal çoğunluk içten içe bileniyordu. Bu duruma popüler söylemle dip dalga da diyebiliriz.

Hülasa, Erdoğan ve ekibi verili ortam koşullarından faydalanarak ve bu ezilmiş sosyolojiyi arkasına alarak iktidara yürüdü. Zaman içerisinde vesayet rejimini yıktı ve dengeleri tersine çevirdi. Türban gibi, Ayasofya’nın ibadete açılması gibi, toplumsal coşkuyu ateşleyen popülist hamlelerle de bu yürüyüşü taçlandırdı. “Beraber yürüdük biz bu yollarda…” diyerek kitleleri heyecanlandırırken bir taraftan da biraz bilinçli ve kontrollü, biraz da raydan çıkmış bir seyrüsefer ile kendi burjuvazisini yaratmaya koyuldu. Bugün yaşanan fon skandalı bu raydan çıkmanın bir tezahürüdür. Tabii siyaset okuması da yetersiz olan çoğunluk AKP iktidarını klasik neoliberal politikaların icracısı olarak görmedi; Erdoğan’ı da, görülmemiş refahı yaratan ve paradigma değiştiren bir halk kahramanı gibi kodladı.

Zaman içerisinde olacak olan oldu ve yeni rejimin yaratıcısı ve devlet partisi statüsüne kavuşan AKP iktidarının yaldızları dökülmeye başladı. Peşi sıra gelen skandallar Erdoğan’ın ve partisinin çoğunluk nezdindeki itibarını zayıflattı. Geçim sıkıntısı derinleşirken iktidara yakın çevrelerin ayrıcalıklı zenginleşmesi, yalnızca adalet duygusunu değil, bizden biri olarak görülen Erdoğan ile olan özdeşliği de aşındırdı. Artık Erdoğan’ın “ihanete uğradık” diskurları da, muhafazakâr yazar-çizer takımının “dış güçler” edebiyatı da eskisi gibi karşılık bulmuyor.

Aylar önce Şamil Tayyar’ın ifade ettiği gibi AKP sosyolojisi her geçen gün eriyor. Siyaset belli bir süre devlet gücü başta olmak üzere çeşitli araçlarla bu merkezde tutulmaya çalışılacaktır. Ancak sosyolojik tabanı erimiş bir vesayet rejiminin sonunu tarihsel tecrübelerden yola çıkarak görmek çok da zor olmasa gerek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi

Yiğidim Aslanım…

23/09/2026 07:00

Acının tarafından…

09/09/2026 07:00

Nasıl Bir Sol-3

22/07/2026 07:00

Nasıl Bir Sol-2

15/07/2026 07:00