Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

‘Güçsüzün Gücü’ Yalanı değil gerçeği yaşamak.!

Václav Havel, Varşova Paktının 1968 yılında Çekoslovakya’yı işgali sonrası kara listeye alınmış, her türlü siyasi etkinliği, hatta yazı yazması bile yasaklanmıştı.

Yine de Ocak 1977’de, ‘77 Bildirgesini’ imzaladı. Bildirgede, hükûmetin kendi çıkardığı yasalara, anayasaya ve kendi imzaladığı anlaşmalara aykırı tutumu eleştirilmekteydi. Parti-devleti güdümündeki basına göre, bildirge ‘rejim karşıtı’ ve ‘devleti aşağılayan’ kâğıt parçası, imzacılar ‘dış güçlerin uşaklarıydı’. Tutuklandılar, yargılandılar, hapis yattılar, işten atıldılar, iş birliğine zorlandılar; aileleri hedef alındı, çocuklarının okula gitmesi bile engellendi.

Havel de tutuklandı, dört yıl hapiste kaldı ama yazmayı sürdürdü. Sonunda Çekoslovakya’da bir şeyler oldu—hep olur, olacaktır. Havel 1990’daki serbest seçimlerde Çekoslovakya Cumhurbaşkanı, 1992'de de yeni kurulan Çek Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

‘Güçsüzün Gücü’ makalesini 1978’de yazdı. Yazı, tüm Doğu Avrupa’da insanları uyandırdı, heyecanlandırdı, güç verdi. Post-totaliter yönetimlere karşı demokrasi mücadelesi verilen o yıllarda Wałęsa liderliğindeki Solidarność üyesi bir işçi o heyecanı şöyle anlatıyordu:

"Yolun sonuna geldiğimizi düşünüyorduk. Gerçekleri dile getirmeye çalışıyorduk ama öyle bir an geldi ki, insanlar deli olduğumuzu düşünmeye başladılar. Bunu neden yapıyor, böylesi riskleri neden alıyorduk? Ama Havel’in makalesiyle gücümüzün farkına vardık."

Havel o yazıda, herkesin cama astığı bir propaganda posterini çöpe atan bir manavı anlatır…

Manav, sisteme bir tehdittir ama gerçek, fiziki gücü nedeniyle değil; çevresini aydınlatması ve aydınlatmanın öngörülemeyen sonuçları nedeniyle sistem onu tehdit olarak algılamaktadır.

Şayet sistemin temel direği ‘yalanı’ yaşamaksa elbette ona temel tehdit ‘gerçeği’ yaşamak, yaşatmaktır. Gerçek, işte tam olarak bu nedenle en şiddetli şekilde bastırılmalı, sindirilmelidir.

Fakat ne yapılırsa yapılsın, birileri, bir yerde ‘Kral çıplak.!’ diye bağırıp yalanı açığa vurduğunda o içi-boş kabuk, çürümüş bir kumaş parçası gibi dağılır gider—dağılacaktır.

İşte, altmış yıl sonra bu ülkede, Türkiye’de tam olarak bunları, büyük bir yalanı—ve sonuçlarını—yaşıyoruz.!

İktidarın küçük ortağına göre PKK’nın ‘kurucu önderine’ mutlaka bir sorumluluk—statü—verilmelidir. “Barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü” diyor. ‘İmralı’da bulunan kişinin’ bu sorumluluğu üstlenmesi ‘silah bırakma’ sürecine katkı sağlayacakmış…?

Yani açıkça silah bırakmayı ‘siyasallaşmaya’ bağlıyor.!

Kurulacak alt kurullardan biri ‘Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon’; ‘siyasallaşma’ yok. Yok ama, bu alt kurulların oluşturulacağını, birinin “silahsızlanma ve siyasallaşma kurulu” olacağını, ‘kurucu önderin’ orada olacağını da zaten DEM’den öğrenmiştik.

Süreçte, “Diyalogdan, müzakere [a.b.] aşamasına geçildiğini” de…

Her terör örgütü siyasi bir amaca yönelir, bir aşamada silahlı mücadeleden siyasi mücadeleye evrilir, silahsızlanırken siyasallaşır; PKK da bunu yapıyor, siyasallaşıyor, müzakere ediyor.

MHP genel başkanı tam da bunu söylüyor, üstelik terör örgütüyle ‘barıştan’ söz ederek.!

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Adalet, İçişleri, Milli Savunma bakanları, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı, MGK Genel Sekreteri, hepsi biliyor, görüyor ama susuyorlar.!

İşte yalan böyle yaşanıyor.!

Fon vurgununda 214 kişi ve şirketin toplam 188 milyar lira haksız kazanç elde ettiğini öğreniyoruz; bu 188 milyarın 70 milyarını sadece 19 kişi götürmüş.!

Adalet Bakanı, söz konusu kişilerin fonlardan önceden haberli olarak ve kendilerine verilen bilgiler doğrultusunda çıkış yaptıklarının saptandığını açıklıyor ama AKP Grup Başkanı bunlara—onlara göre (!) yatırımcılara—vicdani muhasebe (!) çağrısı yapıyor. İsimlerinin açıklanmasına karşıymış; “Masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkına önem veriyorlarmış.”

Yerseniz.!

İşte yalan böyle yaşanıyor.!

Ankara 2 No.lu Baro Başkanı, “Hâkim savcı olmak isteyen arkadaşlarımıza referans oluyoruz. Yetmiş tane [a.b.] baro üyesi avukat arkadaşımızı hâkim savcı yaptık. Referans olduk, bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı” diyor.

‘Masumane’ mi dersiniz, ‘küstahça’ mı dersiniz, başka bir ifade mi seçersiniz, o size kalmış.!

(‘Salakça’ demeyin, o hakarete giriyor.)

Ama Hakimler ve Savcılar Kurulu başkanı Adalet Bakanı başta, iktidar korosu dokuz yıldır, Atı-Alan-Üsküdar’ı-Geçti referandumundan beri, ‘yargı bağımsızdır’ türküsünü söylüyor.

İşte yalan böyle yaşanıyor.!

1980’ler Polonya’sında olduğu gibi; yolun sonunda değiliz, çaresiz hiç değiliz.!

Çözüm, elli yıl önce Çekoslovakya’da—ya da Polonya’da—olduğu gibi yalanı reddetmek.!

Havel’in manavı gibi, propaganda posterini çöpe atmak, gerçeği yaşamak.!

Basit ama elbette kolay değil; kolay olmadığını ‘gerçeği’ yaşayan, dillendiren, sonra da ‘gerçeğe aykırı bilgiyi yaymaktan’ göz altına alınan, tutuklanan, hapsedilenlerden biliyoruz.

‘77 Bildirgesi’ imzacıları gibi, Polonyalı Solidarność emekçileri gibi risklerin farkındayız; …

Ama başka bir çıkış—kurtuluş—yolu yok; yalan yerine gerçeği yaşamaktan başka.!

Çünkü güçsüzün gücü gerçekliği yaşamakta—ve dillendirmekte…!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Haldun Solmaztürk Arşivi

Mekke İttifakı

10/08/2026 07:00

"Bizim Kanunimiz…”

15/07/2026 07:00

Eğreti ‘Kahraman’

01/06/2026 07:00