Uğur Emek
Fon vurgunu ve rica etsem rejimi
Gerçekten yepyeni bir Türkiye yarattılar.
Eski Türkiye zamanında Gaziantep'te 1990'lı yıllarda birkaç dilim baklava ve fıstık çaldıkları iddia edilen çocuklara ağır hapis cezası verilmişti.
Siyasal islam zihniyeti 1994 yılında İBB başkanlığını, SHP yönetimindeki İSKİ genel müdürünün yapmış olduğu bir yolsuzluk sonucunda kazanmıştı.
Sayın Erdoğan, İBB başkanıyken yolsuzluktan dolayı yargılandı, ama tutuksuz olarak. Cezaevindeki odası, makam odası haline getirildi, o odada konuklarını çay kahve ikram ederek ağırladı.
Üstüne cezaevinde bir de şiir kaseti çekti.
Kendilerinin iktidarlarında, muhalif belediye başkanlarına ve çalışanlarına şafak operasyonları yapılıyor ve tutuklu yargılanıyorlar.
Duydum, sandım ve tahmin ettim gibi iddialarla insanlar yıllardır ağır cezaevi koşullarında tutuluyorlar.
Mülkiye müfettişleri önce İBB’den yapılan bütün ihalelerin bilgilerini istedi.
Sonra yanlış anlaşılmaya neden olmamak için sadece Ekrem İmamoğlu dönemine ilişkin ihalelerin bilgilerini gönderin dediler.
Bağımsız ve tarafsız denetim!
Bildiğim kadarıyla, muhalif belediyelere yapılan operasyonlarda ortaya çıkan tek somut para Manavgat Belediye Başkan Yardımcısının odasında bulunan 110 bin avrodur.
Oysa Cumhur İttifakı mensuplarında ortaya milyonlarca ve hatta milyarlarca dolarlar ortaya çıktı, tık yok.
Rüşvet” ve “yolsuzluk” suçlamalarıyla yargılanan eski Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Daire Başkanı Mehmet Cemil Acar’ın evinde yapılan aramada kasada 26 kilogram külçe altın, 1 milyon 320 bin dolar ve 121 bin Euro ele geçirildi.
40 bin nüfuslu AKP’li Yahşihan Belediyesinin bütçesi 120 milyon TL.
Belediyenin imar müdürünün şahsi serveti 541 milyon.
Ayrıca, müdürün eşi adına 83 konut, arsa ve araç olduğu belirlendi.
Kayınvalidesi adına 122, eşinin teyzesi adına da 9 taşınmaz bulunarak el konuldu.
Altın kaçakçılığı yaptığı iddia edilen milletvekilleri sadece partiden istifa ettiler.
Daha çok sayarım da burada durayım ve güncele geleyim.
Sayın Cumhurbaşkanı, “fon vurgununda sonuna kadar gidilecek” dedi.
Vurgunda 2,2 milyar TL vuran eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya anaparasını faiziyle tahsil etti.
Ceza olarak AK Parti’nin Whatsapp gruplarından çıkarıldı.
Sonuna kadar gidildi ve fon vurgunuyla ilgili haber yapan iki gazeteci tutuklandı ve iki gazeteciye de ev hapsi verildi.
İkili hukuk sisteminde, iktidar elitleri cezasızlık zırhının arkasına saklanıyorlar ve kanunlar sadece enayi vatandaşlara uygulanıyor.
Buna karşın uluslararası şeffaflık ve ifade özgürlüğü göstergelerinde Türkiye yerlerde sürünüyor.
Bu fon vurgununda da ikili bir hukuk uygulanacağı görünüyor.
Nasıl mı?
Gelin bir bakalım.
2001 KRİZİ
Abdülkadir Selvi çözüm için ABD’deki Madoff olayının incelendiğini bunun için de ABD’ye bir heyet gönderileceğini yazdı.
Vergilerimizi çarçur edip ABD’ye heyet göndermesinler.
ABD’lilerin Türkiye’den ders aldıkları bir tecrübesi bulunmaktadır.
2001 krizinde mevduatlara tanınan sigorta 50 milyar TL idi (6 sıfır atıldıktan sonra 50 bin TL).
Kriz çok derindi.
Yirminin üzerinde banka battı. Bu bankalar vatandaşın mevduatını iç etmiş. Kendi şirketlerine ve/veya birbirlerinin şirketlerine (back to back) geri dönüşü mümkün olmayan krediler vermişler.
Güven tazelemek için, dönemin başbakanı Bülent Ecevit limit tanınmaksızın tüm mevduatın sigorta kapsamına alındığını açıkladı.
2001 krizi aynı zamanda bir kamu finansmanı sorunuydu.
Yani Hazine’de para yoktu.
Dönemin BDDK Başkanı Zekeriya Temizel ile çalışma arkadaşları oturup bir çözüm üretmeye çalıştılar.
Bir tahsilat düzenlemesi yapıp TBMM’ye sundular.
Ecevit, krizi yönetmek için ABD’den Kemal Derviş’i davet etti.
Temizel bunu kabullenmedi ve istifa etti.
Ancak, düzenleme 12 Mayıs 2001 tarihinde kanunlaştı (4672 sayılı Kanun).
Kanun önemli değişiklikler içeriyordu ama en önemlisini ben size özetleyeyim: “Bu bankalara selam veren herkesin mal varlığı devletin alacağıdır.”
Yurtiçindeki ve dışındaki bütün alacakların, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde tahsil edilmesi öngörüldü.
Borçlu kendisine tanınan 15 günlük süre içinde borcu ödemezse veya dava açmazsa (ya da yürütmenin durdurulması alınmazsa), tahsil dairesi 6183 sayılı Kanun'unda cebren tahsil yollarından birini veya birkaçını devreye sokmaktadır.
AKP iktidar olduktan sonra 2,5 yıllık tecrübeden çıkartılan derslerle sistemde iyileştirmeler yaptı.
Bazı şeyleri de bozdu.
BDDK bünyesindeki TMSF’yi ayrı ve bağımsız bir kurum haline getirdi.
(Değerli okur unutmayın o zaman Türkiye ekonomisi IMF’nin yakın gözetimi altındaydı. AKP iktidarı bu gözetimden memnun olduğundan IMF ile anlaşmayı, 2008 yılına kadar üç yıl daha uzattı).
Uluslararası büyük hukuk firmalarıyla anlaşmalar yapıldı ve bankalarla iltisaklı olanların tamamının yurtdışındaki varlıkları satılarak para Türkiye’ye getirildi.
Benim “agresif tahsilat” dediğim bu sistemde, 23,2 milyar Dolar Hazine’ye kazandırıldı.
AKP’nin bozduğu şeylerden bir tanesi de kamuoyunda “Nereden Buldun” veya “Mali Milat” yasası denilen düzenlemeyi kaldırmasıydı.
Bunun yanı sıra yurtdışındaki kara/kayıt dışı parayı ülkeye çekmek için 8 defa “Varlık Barışı” kanunu çıkardı.
Ülke oldu kayıt dışı ekonomi cenneti.
Bu cennette, fon vurgunu gibi dolandırıcılıklar cirit atmaya başladı.
Bitmedi.
Devam edelim.
RİCA ETSEM
YENİ Parti yetkililerinden anlıyoruz ki fon vurgununda iktidar elitleri de bulunmaktadır.
Şimdilik ismi ortaya çıkan Fatma Betül Sayan Kaya yalnız değilmiş.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, tasfiye edilen fonlardan 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağlayan 214 kişinin tespit edildiğini açıkladı.
Bu arkadaşlar toplamda 188 milyar TL yürütmüşler.
SPK kararıyla, Birleşik Fon Bankası nezdinde TMSF adına “özel iade hesapları” açılmış.
Son dönemde yaşanan fon krizi ve piyasa bozucu faaliyetler kapsamında fahiş/olağan dışı kazanç elde eden kişilerin bu tutarları gönüllü olarak bu hesaba yatırmaları bekleniyormuş.
(Ayrıca, YENİ Parti 29 Eylül’de ve AKP de 9 Ekim’de sorunun çözümü için çözüm önerisi sundu. Bence böyle bir adım gerekliydi ama her iki kanun teklifi de yeterli değildir.)
Yani bu kişilere deniliyor ki “isminizi açıklarsak bu AKP’ye zarar verir. Rica etsek yürüttüğünüz paraları bu hesaba yatırır mısınız.”
Bu “rica etsem sistemi” II. Abdülhamid dönemindeki başka bir ricayı hatırlattı.
II. Abdülhamid imtiyazların nasıl ve kime verileceğini tamamıyla kendisi biliyordu. Göz önünde bulundurduğu en önemli ölçütlerden birisi de iktidarının devamıydı.
Bağdat Demiryolu imtiyazında Macar asıllı bir banker İngiliz sermayesi adına başvuruda bulundu ve dedi ki “biz gelir garantisi istemiyoruz.”
II. Abdülhamid garantisiz bu teklifi kabul etmedi. Çünkü İngiltere Jön Türkleri destekliyordu.
Bunun yerine Jön Türkleri desteklemeyen Almanya’nın başvurusunu gelir garantisi vererek kabul etti.
Değerli okur bunlar herkesin gözü önünde oluyordu. Olan biten en çok da ehliyetsiz ve kifayetsiz memurların dikkatini çekiyordu.
Gel zaman git zaman yolsuzluklar ayyuka çıktı. Öyle ki II. Abdülhamid’in kulağına kadar gitti.
Padişah 19 Nisan 1888 tarihinde bir İrade-i Seniye yayımladı ve şöyle dedi: “Demiryolu imtiyazları konusunda bazı komisyon ve dairelerin kişisel çıkar sağlamak amacıyla teklifte bulundukları anlaşıldığı takdirde, ilgililer cezalandırılacaktır.”
Değerli okur, Osmanlı Devleti’nde rüşveti suç kabul eden Ceza Kanunu 48 yıl önce 1840 yılında çıkartılmıştı.
Bu kanunu rüşvet yiyen memurlar bilmiyorlar mıydı?
Gayet iyi biliyorlardı.
Bugünkü gibi.
Ama cezalandırılmayacaklarını da biliyorlardı.
İyi pazarlar.