Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

“ŞEHİR TİYATROLARI BİZİM EVİMİZ”

İstanbul Şehir Tiyatroları yeni sezonu 5 Ekim’de açıldı. İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever ile yeni sezonu konuştuk. Herkese tiyatroyla geçecek günler dileriz.

İstanbul Şehir Tiyatroları yeni sezonu 5 Ekim’de açıldı nasıl bir heyecan içindesiniz ve sezon için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

108 yıldır aralıksız perdelerini açan bir sanat kurumu olarak, bu kısacık aranın ardından, seyircimizle buluşmaktan son derece mutluyuz. Zor bir salgın dönemini geride bıraktığımızı düşünüyoruz. Seyircimizle kucaklaştığımız anları çoğaltarak, yeni bir repertuvarla ve taze bir heyecanla ve tabii ki umutla, ilk oyunlarımızın perdelerinin açıldığı, seyircimizin salonlarımıza geldiği zamanın özlemi içindeyiz. Biz her zamanki gibi yaz döneminde bir yandan Yaz Oyunları ile seyircimizi Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda ağırlarken, bir yandan da yeni repertuvarımız üzerine çalıştık. Atölyelerimizden sahnelerimize, teknik ve idari kadrolarımızdan sanatçı arkadaşlarımıza kadar hepimiz aynı heyecanın içerisindeyiz. Yeni sezon için klasik ağırlıklı bir repertuvar hazırladık. Özellikle tiyatro edebiyatının yerli ve yabancı klasiklerini seyircimizle buluşturmayı istedik. Önümüzdeki iki yıl, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın sahnelerinde bu vizyonla bir repertuvar oluşturuyoruz. Zamanın süzgecinden geçmiş, sözünü çağlar boyu en yüksek perdeden söyleyebilmiş klasiklerin, her çağ gibi çağımıza da söz söyleyecek metinler olduğunu düşünüyoruz.


“Klasikler İstanbulla buluşuyor”

Sahnelenecek oyunları nasıl belirlediniz, bu sezon hangi yazarlar ve programda öne çıkan hangi oyunlar var?

Bu sezonun temasını “Klasikler İstanbulla Buluşuyor” olarak belirledik. Seyircimizi yerli ve yabancı klasiklerle buluşturuyoruz. İçinden geçtiğimiz salgın döneminde genelde az kişili, az dekorlu ve tek perdelik oyunları seyircimizle buluşturmuştuk. Bu sezon kendi geleneğimize yeniden dönüp, seyircimizin de özlediği çok kişili oyunların hazırlıklarını tamamladık. Shakespeare’in başyapıtlarından Hamlet’i Engin Alkan rejisiyle 5 Ekim’de seyircimizle buluşturuyoruz. Haldun Taner’den Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Arthur Miller’dan Cadı Kazanı, Suat Derviş’in aynı isimli romanından Gülriz Süruri’nin uyarladığı Fosforlu Cevriye (Müzikal) Henrik İbsen’in Bir Halk Düşmanı, Moliere’in Tartuffe’u, Çehov’un Kuğunun Şarkısı, Bulatoviç’in Godot Geldi’si gibi tiyatronun önemli metinlerini repertuvarımıza aldık, seyircimizle buluşturacağız. Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı, Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi, Turan Oflazoğlu’nun Deli İbrahim’i gibi önemli eserleri de programımıza aldık. İsmini saymadığım diğer oyunlarımızla birlikte, geniş ve zengin bir repertuvar oluşturduk. Klasiklerin zamana karşı direnen ve ömrü uzun metinler olduğunu düşünüyoruz. Her çağda ve her çağa sözü olan bu metinleri, günümüz insanının beklentilerini ve yaşantısını da dikkate alarak, yeni bakış açıları ve yorumlarla sahneliyoruz.


“Bizim seyircimizle kurduğumuz özel bir bağ vardır”

Klasik eserleri sahneye taşımanız hem gençlerin öğrenmesi hem de klasikleşmiş eserleri hepimizin hatırlaması açısından çok önemli. Klasik eserlerin uyarlamasını nasıl yaptınız, sahneye taşınma biçimi açısından her seyirciyi yakalayabilecek mi?

Her oyunun kendi tematik bütünlüğü ve bir konusu vardır. Klasikler, yeni yorumlara da kapı aralayan, imkân tanıyan, doğurgan metinlerdir. Bu nedenle farklı zamanlarda farklı yönetmen, oyuncu kadrolarınca tercih edilmiş, yorumlanmıştır. Bu bağlamda, oyunların yorumlanmasında, klasikleşmiş özünden uzaklaşmadan, günümüz insanına seslenecek bir dikkat ve incelikle bu oyunları ele almaya çalıştık. Bizim seyircimizin büyük oranda gençlerden oluştuğunu biliyoruz. Özellikle bir üniversite şehri olan İstanbul’a eğitim için gelen gençlerimiz, tiyatro deneyimini büyük oranda bizim salonlarımızda yaşıyor. Başta gençlerimiz olmak üzere, yıllardır bizim salonlarımızda oyunlarımızı seyreden seyircimize de klasikler ağırlıklı bir repertuvar oluşturarak, yaşadığımız salgın döneminin izlerini de unutturmak istedik. Bizim seyircimizle kurduğumuz özel bir bağ vardır. Biz seyircimizi çok yakından tanırız. Şehrin Tiyatrosu olarak, şehrin farklı semtlerinde bulunan sahnelerimizde İstanbullular ile buluşuyoruz. Oyun dağarımızı oluştururken, yılların birikimi ve tecrübesiyle hareket ediyoruz.

“İstanbul içi turnelere özel bir önem veriyoruz”

İstanbul Şehir Tiyatrolarının İstanbul’un değişik semtlerinde sahneleri olduğu gibi aynı zamanda hem iç turneler hem de yurt dışı ile çözüm ortaklığınız devam ediyor. Hangi şehirlerde turneler olacak ve yurt dışında nerelerde ve nasıl bir planlama içindesiniz?

İstanbul içi turnelere özel bir önem veriyoruz. Geçtiğimiz yıl 20 ilçede oyunlarımızı seyircimizle buluşturduk. Yeni sezonda da, sahnelerimizin bulunmadığı ilçelerimizde oyunlarımızı İstanbullular ile buluşturmayı sürdüreceğiz. Diğer belediye tiyatrolarıyla işbirliklerimiz sürüyor. Karşılıklı oyun değişimi yaparak, sahnelerimize misafir oluyoruz. Bu işbirliklerini de yeni sezonda geliştirerek devam ettireceğiz. Aynı zamanda yurt dışı turnelerimizde, ülkemizin ve İstanbul’un en köklü tiyatrosu olarak, ortak çalışmalar gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu bağlamda özellikle çok dilli çalışmalar için aldığımız teklifleri değerlendiriyoruz.

“Ustalarımıza vefa göstermek, bizim geleneğimizdir”

Şehir Tiyatroları’nın kadrosunda birbirinden değerli her yaştan oyuncu var. Devlet Tiyatroları’nın 65 yaş ve üstünü emekli ettiği bir durum da var. Bu anlamda yaş sınırı ile ilgili neler söyleyeceksiniz? Sizin kadronuzda olmayıp sahnede olmak isteyen 65 yaş üstü oyuncular için Şehir Tiyatroları olarak kapılarınızı açma durumunuz olabilir mi?

Tiyatro sahnesi hayattan kopuk değildir. 65 yaş yasasının bu sanatın doğasına aykırı olduğunu hep söyledik. Bu anlamda biz ustalarımızla geçmişte olduğu gibi sanatsal yolculuğumuzu birlikte sürdürmeye devam ediyoruz. Bizim sahnelerimizde her yaştan oyuncuya yer var. Hayatta nasılsa sahnelerimizde de öyle olmaya devam edecek. Emekliliğin ancak bir teknik prosedür olduğunu, bu oyuncularımızın sahneden koptuğu an hayattan da koptuğunu biliyoruz. Ustalarımızın tecrübesinden genç oyuncularımızın yararlanması, bu deneyimin yasal bir engelle bir anda yok olmaması için elimizden geleni yapıyoruz. Oynamak isteyen, sahnede olmak isteyen ustalarımız başımızın tacıdır. Biz bugün bu sahnelerde oyunlarımızı sergiliyorsak, onların dünkü gayret ve fedakârlıkları sayesindedir. Ustalarımıza vefa göstermek, bizim geleneğimizdir.


“Seyirci profilimizde gençlerin ağırlıkta olduğunu söyleyebilirim”

Şehir Tiyatroları’nın kemikleşmiş bir izleyicisi zaten var. İstatiksel olarak seyircinin sayısında ve profilinde son yıllarda nasıl bir değişim ve artış söz konusu mu?

Bizim elbette kemikleşmiş bir seyircimiz var. Her yıl değişen bir seyirci profilimiz de var. Bu anlamda repertuvarımızı oluştururken bu dengeyi kuruyoruz. Genelde bütün oyunlarımız, biletlerimiz satışa çıktığında kısa sürede tükeniyor. Bir yandan bu teveccühe layık olmak için gayret gösterirken bir yandan da yeni seyircimizin memnuniyetini yükseltecek oyunlar hazırlıyoruz. Son yıllarda, seyirci profilimizde gençlerin ağırlıkta olduğunu söyleyebilirim.

“Geniş bir aile olarak çalışmalarımızı sürdürürüz”

Tiyatro sahnesinde olmak ve hayatınızı geçirmek, geçindirmek nasıl bir duygu?

Bizim tiyatromuzun ismi Darülbedayi’dir, yani Güzellikler Evi. Biz ustalarımızdan öğrendik, burası bizim evimizdir. Evimizden daha çok vakti tiyatroda geçiririz. Dolayısıyla evimizi nasıl benimsiyorsak, evimizde nasıl rahat ediyorsak tiyatromuzda da öyle olmak isteriz. Klasik iş tanımının çok üstünde bir aidiyet duygusu gerektirir. Bu aidiyet duygusunun geliştiği, yükseldiği zamanlarda bizim çalışmaktan aldığımız haz da yükselir. Bu duyguyu tarif etmek çoğu zaman güçtür. Çünkü böyle zamanlarda zamanı unutur, geçim derdini unutur; bir oyunun içinde bulduğumuz hakikati paylaşmak isteyen çocuklara dönüşürüz. Sanatın bizi buluşturduğu bu ortak paydada, geniş bir aile olarak çalışmalarımızı sürdürürüz.

Şehir Tiyatrosu'na 5 ödül
Dün akşamki görkemli törende, 24. Afife Tiyatro Ödülleri'nde de #ŞehrinTiyatrosu 5 kategoride ödüle layık görüldü. Afife Özel Ödüllü Zihni Göktay'a, Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü Engin Uludağ'a, Yılın En Başarılı Yönetmeni Ödülü İki Efendinin Uşağı'yla Aslı Öngören'e, Yılın En Başarılı Sahne Müziği Ödülü İki Efendinin Uşağı'yla Gökhan Şeşen-Burhan Şeşen'e, Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı Ödülü İki Efendinin Uşağı'yla Eylül Gürcan'a verildi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi