19 Ekim 2026 Pazartesi Abone Ol Gazete İndir

Adalet ve kalkınma!

Başlığı AK Parti’nin ilk iktidara geldiği 2002 yılındaki hükümet programından aldım.

Kendileri iktidara 3Y ile geldi.

Yasaklar, yolsuzluk ve yoksulluk.

İfade özgürlüğünün suç sayıldığı ülkelerde teknolojik yenilik, yani yaratıcılık olmaz.

Bunu, bu köşede Deniz Göktaş tutuklandığında yazmıştım.

Nitekim, Türkiye teknolojik ilerleme sağlayamadığından, toplam ihracatı içerisindeki teknolojik ürünlerin payı %3 civarında geziniyor ve bir türlü artmıyor.

Bu nedenle de kalkınamıyor.

Kalkınma, sadece GSYİH büyümesi değildir.

Kalkınmak için hem iktisaden hem de sosyal olarak kalkınacaksınız.

Sosyal hayat denildiğinde, tabii ki akla ilk gelen olgu yolsuzluktur.

Sosyal bir devlet, Robin Hood gibidir.

Yani Hood, gibi zenginden alıp fakire verir.

Yolsuzluğun evrensel tanımı, “kamu gücünü şahsi çıkarlarını artırmak için kullanmaktır.”

Tercüme edeyim.

“Varlığı, yoksuldan alıp, iktidar elitlerine vermektir.”

Yoksuldan alıp, güçlüye verildiği ölçüde gençler yenilik geliştirmek için teknolojiyi değil yolsuzluğu tercih ediyor.

Baksanıza fon vurgununa.

Emre Tezmen, Muhammed Yarız, Fatma Betül Sayan ve de say say bitmez diğerleri.

Hanımlar ve beyler ellerindeki akıllı telefon teknolojisini Steve Jobs gibi daha ileriye götürmek için kullanmak yerine, borsada keriz silkelemek amacıyla fon vurgunu için kullanmışlar.

Baksanıza, aileyi, sosyal yaşamı ve yoksulluğu korumakla sorumlu bakanlık yapan Fatma Betül Sayan AK Parti’de aynı görevden sorumlu genel başkan yardımcısıyken, garibanları 2 milyar 200 milyon TL dolandırmış.

Yani yoksulluğun artırılmasına kendi çapında katkı sağlamış.

AK Parti yetkilileri, bizim 24 yıl önce Türkiye’ye verdiğimiz sözü yere düşürdünüz ve başımızı öne eğdirdiğiniz iddiasıyla bu ve diğer vurgunları yapanlara hesap soracağı yerde 3Y’nin ilkine döndüler ve bu vurgunu yapanları açıklayanlara yasak/tazminat davası getirdiler, yolsuzluk ve yoksulluğun artmasına dolaylı olarak destek verdiler.

Değerli okur AK Parti’nin 2002 yılında Türkiye’ye ne söz verdiğini hatırlayalım ve sayılarla nereye geldiğimize bir bakalım mı?

İzin verirseniz gelin bir başlayalım.

YASAKLAR

AK Parti’nin hükümet programı 28 Şubat’ın yasakçı uygulamalarından ders alarak yazıldı.

Bu yasaklardan en çok da İslamcı hareketler zarar gördü.

Bu nedenle yasaklarla mücadeleye öncelik verdiler.

Bizler, toplumun geneline özgürlük tanıyacaklarını sanmıştık.

Yok, sadece kendilerine oy verenlere özgürlük tanıyacaklarmış.

Aşağıda programdan alıntı yapıyorum: “Partimiz bütün vatandaşlarımızın özgür haber alma ve düşüncelerini yansıtma hakkını esas kabul eder. Çağımız demokrasilerinin vazgeçilmez koşullarından biri, özgür medyanın varlığıdır. Başta anayasa olmak üzere medyaya ilişkin tüm yasal çerçeve ele alınarak, medyanın ifade özgürlüğüne getirilen ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmayan yasak ve cezalar kaldırılacaktır. Yazılı ve görsel medyanın özgürlükleri, titizlikle korunacak ve tekelleşmeye fırsat tanınmayacaktır.” (s. 15)

Grafikteki mavi çizgi Türkiye’nin ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik, kırmızı çizgi ise hukukun üstünlüğü notlarını gösteriyor.

Gördüğünüz gibi, bu alandaki notumuz aşağıya doğru tepe taklak gidiyor.

TBMM Genel Kurulu’nun en yükseğinde Atatürk’ün “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü yazıyor.

Milletin adına, muhalefet vekilleri hangi konuda TBMM’ye araştırma komisyonu teklifi verse teklif Cumhur İttifakı vekilleri tarafından anında reddediliyor.

Anayasa’ya göre “herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.”

Ne gam.

Ülkenin en çok izlenen haber kanalı Halk TV’ye daha bu hafta kayyım atandı.

Daha bir yıl önce atanan kayyım TELE 1’in yok olması için mesai harcıyor.

Halk TV’nin de başına bir benzerinin gelmesi bekleniyor.

Çok okunan internet haber sitesi T24’e erişim engellendi.

Başka kanallara da kayyım atanıyor.

Örneğin Habertürk.

Habertürk’e atanan kayyım, kanalın sadece bütçesini yönetti, yayın politikasını değil.

Böylece kanal hala yayın yapabiliyor.

Üç haber kanalının da kayyımı aynı kişi.

Yeni Şafak gazetesinin eski yazarı ve radyo programcısı olur kendileri.

Aynı kayyım, muhalif kanalları batırırken, Habertürk’ü iktidara yanaştırdı.

Habercilik yapan gazeteciler, adliyelerden yakalarını kurtaramıyorlar.

Değerli gazeteci Murat Ağırel bir görüşmemizde, mahkemelerde standart olarak sorulan “mesleğiniz nedir” sorusuna “profesyonel şüpheliyim/sanığım” diyormuş.

Fon soruşturması kapsamında ev hapsindeyken, cuma sabahı gözaltına alındı.

Almanya’dan iki kişi Sarıgül ailesi hakkında bazı belgeler göndermiş.

Murat, belgelerin doğruluğunu teyit ettirememiş.

Bu nedenle gözaltına alınmış.

Kendi ifadesiyle, “normalde yaptığı haberlerden dolayı gözaltına alınıyorken, bu defa yapmadığı haberden dolayı gözaltına alındı.”

Fon soruşturması konusunda haber-yorum yapan İsmail Saymaz ev hapsinde. Bahadır Özgür perşembe gecesini nezarette geçirdi ve cuma günü adli kontrolle serbest bırakıldı.

Muhalefet İBB davasının TRT’den canlı olarak yayınlanmasını istedi.

Malum 1960 darbesindeki Yassıada yargılamaları radyodan canlı olarak yayınlanmıştı.

Darbe döneminde yapılan bu dönemde yapılmadı ve İBB yargılamaları canlı olarak yayınlanmadı.

Neredeyse Ekrem İmamoğlu’na savunma yaptırmayacaklardı.

Ekrem İmamoğlu’nun savunmalarını ve siyasi görüşlerini derlediği “Millet Şahidimdir” adlı kitabı, henüz basım ve dağıtım aşamasındayken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebiyle 28 Ağustos 2026 tarihinde yasaklandı ve toplandı.

Daha sayarım da canınızı daha fazla sıkmayayım.

Yapmayın etmeyin, Anayasanın haberleşme özgürlüğü düzenlemesin diyeceğim de yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararlarını tanımadıklarını hatırladım.

Gelin şimdi bir başka “Y” ile ilgili gelişmelere bakalım.

Nasıl mı?

Gelin bir bakalım.

YOLSUZLUK

Grafikteki yeşil çizgi Türkiye’nin yolsuzluk notundaki gelişmeleri gösteriyor.

Dünya Bankası’na göre bu alanda da sürekli geriye gidiyoruz.

Oysa ilk iktidar olduğunda AK Parti Türk toplumuna ne sözü vermişti?

Hatırlatayım.

“Yolsuzluk yapılma ihtimali yüksek kamu yönetimi alanlarında çalışacak personelin belirlenmesinde özel kriterler getirilecek, bu personelin denetimi de özel bir usule tabi tutulacaktır.” (s.67)

Şaka.

“200 TL’lik banknotlarda imzaları bulunan eski Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Erkan Kilimci ve Emrah Şener, farklı mali soruşturmalarda tutuklanmıştı.

Şimdi de 5 ve 50 TL’lik banknotlarda imzası bulunan eski Başkan Yardımcısı Taha Çakmak’ın malvarlığına tedbir konuldu, yurt dışına çıkışı yasaklandı.

Çakmak, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürlüğünden de istifa etti.”

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer görevinin 7. ayında 30 Ekim 2024'te düzenlenen bir operasyonla tutuklandı ve görevinden uzaklaştırıldı.

Hakkında verilen tahliye ve beraat kararlarına rağmen görevine iade edilmedi.

Yerine atanan kayyımın atadığı belediye başkan yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın kasalarında yüklü miktarda avro ve dolar bulundu.

Fon skandalında sistemi kuran AK Partili, denetleyen kurumlar AK Partili, vurgunu yapanlar AK Partili ve parayı kaptıranlar da AK Partili.

Eski bakan ve AK Parti genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan’ın yaptığı 2,2 milyar TL’lik vurgun ortaya çıktı.

Sayın Sayan faize para yatırmak istemediği için parayı fona yatırdığını söylüyor.

Geçen hafta yazdım.

“Rica etsem parayı iade eder misiniz hesabına”, ana parasını ve faizini alarak bakiye milyarları yatırmış.

Başka da bir hareket görmedik.

Bunlar gördüklerimiz.

Görmediğiniz daha neler var, neler.

Yerimiz daralıyor.

Gelin bir başka “Y”ye daha bakalım.

YOKSULLUK

Üçüncü “Y”leri de yoksulluk idi.

Bakın bu konuda ne demişler:

“Devleti halka hizmet etme aracı olarak gören Partimiz, bir sınıf ve kesimin değil bütün vatandaşlarımızın refah ve mutluluğunu sağlayacak sosyal politikalar yürütecektir. Bu bağlamda yoksullar, bakıma muhtaç yaşlılar, çocuklar ve işsizler için özel programlar oluşturulacak, zor durumdaki vatandaşlara, terkedilmiş ve kimsesiz oldukları duygusu yaşatılmayacaktır.” (s.71)

Bu ifadeleri okurken, insan iktidarın gerçekten yoksul yanlısı olduğu yanılgısına düşüyor.

TÜİK verilerine göre yıllardır 11 milyonun üzerinde vatandaşımız sürekli yoksul.

Yine TÜİK’e göre 7 milyon çocuğumuz yoksul.

Emekliler, banyosu olmayan yıkık dökük otel odalarında yaşıyorlar.

Gençlerimiz, geçinme korkusu nedeniyle evlenemiyorlar.

Evlenseler bile çocuk yapamıyorlar.

Eski Türkiye’de bir aile ortalamada 4 kişiden oluşurdu.

Anne, baba ve iki çocuk.

AK Parti, bu sayıyı 3’e indirdi.

Gençler evlenebilseler bile çocuk yapamıyorlar, çocuk.

O çocuklar, kardeş diye bir kavramı ve duyguyu tanıyamayacak.

Çocuklar çöpten yemek topluyor, yaşlılar kâğıt.

Değerli okur, ben yine yoruldum.

İyi pazarlar.