Baş Döndüren Gelişmeler

Başarılı bir ekonomi politikası için ekonomik temellerden ayrışan bir özelliğinin olmaması, toplumsal bir çatışma ortamı yaratmaması ve siyasi mesajlarının da bu doğrultuda olması gerekir.

İşte ülkemizde eylül ayından beri dillendirilen ve ekonomik model değişikliği olduğu ileri sürülerek kur şoku ile cari fazla yaratma politikasının uzun vadede enflasyonu önleyeceği yönündeki denemenin

-Ülke koşulları bağlamında teknik ve teorik temelinin olmaması,

-Toplum tarafından kabul edilebilirliğinin düşük olması,

-Ekonomik olay ve olguların anlaşılmasını ve öngörülebilirliğini zorlaştırması,

-Ekonomik aktörlerce de desteklenmemesi nedeniyle zaten bastan beri başarılı olabilme ihtimali düşüktü.

Nitekim Eylül ayından beri PPK kararları ile politika faizinde yapılan indirimler sonucunda kurlarda önlenemez fiyatlamaların gerçekleşmesi üzerine MB uyguladığı politikanın yol açtığı sorunu çözmek ve kur yükselişini baskılamak için 7 yıl aradan sonra rezervleri kullanarak doğrudan satış ile 5 kez müdahale de bulundu. Swap hariç net rezervlerimizin -38.8 milyar dolar olduğu ve yabancıların Türk bankaları ile yaptıkları swap miktarının son üç ayda 8.7 milyar dolar azaldığı göz önüne alındığında doğrudan satış şeklindeki bu müdahalenin sürdürülemeyeceği bilinen bir gerçekti.

MB’nin son faiz kararından sonra yapılan müdahaleye rağmen TL’deki değer kaybının tarihi yüksek seviyeye ulaşması ve kurlardaki yükselişin önlenememesi büyüme modeli olarak ileri sürülen politikanın iflas ettiğini gösterdi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı kabine toplantısının ardından yatırımcıların dolar talebini azaltmayı ve TL için değer kaybını önlemeyi amaçlayan yeni ekonomi önlemlerini açıkladı. Bu yeni ekonomi önlemleri içerisinde dövize yönelik atağın önüne geçmek için oluşturulan yeni enstrümanlar kamuoyunun kafasının iyice karışmasına neden oldu. Bir de sürecin iyi yönetilememesi güvensizlik algısını güçlendirdi.

Enflasyona rağmen faiz indirimlerine gidilerek kur oynaklığının uzun süre devam etmesinin ülkeyi para krizine sokmasına çözüm olarak ileri sürülen bu yeni önlemler içerisinde yer alan TL mevduat hesaplarını kura endeksleyen siyasi irade dolarizasyonu engellemeye çalışırken daha kalıcı hale getirerek fiyatların da dolara endekslenmesine yol açacak bir ortamın oluşmasına zemin hazırlıyor. Bu durumda enflasyonun daha da artmasına bağlı olarak kaybeden yine halk olacak.

Bir diğer önemli sorun ise dövizdeki getiri ile TL getirisi arasındaki farkın mevduat sahibine ödenmesi için gereken paranın nereden bulunacağıydı. Nitekim Salı günü Resmi Gazete’nin 21 Aralık mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren tebliğ ile bu yükümlülüğü MB üstlendi. MB’nin Türk lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarına Dönüşümün Desteklenmesi Hakkında Tebliği, dövizden döviz korumalı TL mevduata geçen hesaplarda kur farkının MB tarafından karşılanması kararına bağlı olarak kur arttıkça MB doğrudan para basmak zorunda kalacak. Bu da enflasyonu tetikleyecek. Öte yandan tebliğde ABD doları, avro ve İngiliz sterlini cinsinden döviz tevdiat hesapları ve döviz cinsinden katılım fonu hesapları, hesap sahibinin talep etmesi halinde dönüşüm kurunun dövizin TL’ye çevrildiği gün saat 11’ de MB tarafından ilan edilen kur üzerinden olacağı belirtildi. Nitekim dün MB kur korumalı TL mevduatı için kullanılacak ilk günlük döviz alış kurunu 12.3480 olarak belirlediğini açıkladı. Tebliğde bankanın bu işlem sonucunda elde ettiği dövizin, dönüşüm kuru üzerinden Merkez Bankası tarafından satın alınacağı ve karşılığı TL’nin ilgili bankaya aktarılacağı ifade ediliyor. Banka tarafından 3 ay, 6 ay veya 1 yıl vadeli Türk lirası mevduat veya katılma hesabı açılacağı bankanın mevduat hesabına uygulayacağı faiz oranının MB tarafından belirlenen bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının altında olamayacağı vurgulanıyor.

Görüldüğü üzere kur garantili hesapların vadesinin en az 3 ay olarak belirtilmesi mevduat hesaplarının ağırlıkta 1 ay olduğu göz önüne alındığında kapsayıcılığının oldukça az olduğu sadece büyük mevduat sahiplerini güvence altına aldığı söylenebilir. Ayrıca kur korumalı TL mevduatı ile hesap sahipleri kur değişikliğine karşı güvence altına alınırken enflasyona karşı korunamaması da önemli bir eksiklik.

Öte yandan yeni ekonomi önlemlerinde ihracatçıya ileri vadeli kur rakamı verilmesi ve işlem sonunda ortaya çıkan kur farkının TL olarak ihracatçı firmaya ödenecek olması da dikkat çeken bir diğer düzenleme. Bu kararın da kamunun üzerindeki yükü artıracağı herkes tarafından bilinen bir gerçek.

2018 yılından beri varlık gösteren kur krizi göz önüne alındığında TL’ ye döviz kuru kazancını garantileyen bu önlemlerin parasal krize çözüm olmanın ötesinde bir döviz alım fırsatı doğurarak yüksek dolarizasyon, fiyatları dolara endeksleyerek yüksek enflasyon ve tüm bunlarla mücadele etmek zorunda kalan yoksul halk kesimini çoğaltma ihtimali yüksek. Bu bağlamda çözüm doğrudan faiz artış politikasında ve enflasyonu önlemede saklı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serap Durusoy Arşivi