Emre Alkin
Bu coğrafyanın en pahalı ülkesi: Türkiye
Gümüş, Altın ve Bitcoin'in ile ilgili yazacağım merak etmeyin. TCMB'nin aceleyle aldığı kararların BDDK tarafından açıklık getirilmesini de kaleme alacağım, onu da merak etmeyin. Şimdi asıl meselemize dönelim.
Manchester City - Galatasaray maçı için İngiltere'ye gidenler sosyal medyada stattaki fiyatların Türkiye’deki statlardan ne kadar ucuz olduğunu paylaşmışlar. Mesele sadece stadyum olsa iyi, havalimanlarından marketlere kadar Türkiye, Avrupa'nın en pahalı ülkesi haline geldi desem yanlış olmaz.
Londra'da yaşayan dostlarla sık sık fiyatları karşılaştırıyoruz. Ancak şu yanlışa düşmüyoruz: Marketteki etiketlere bakarak “burada ucuz, orada pahalı” demek kolay. Asıl mesele ise o etiketlere ulaşmak için kaç saat çalışmak gerektiği. Çünkü refah, kasada ödenen tutarla değil, o tutarın ne kadar emek karşılığında kazanıldığı ile ölçülür.
Bu yüzden Türkiye ile İngiltere’yi karşılaştırırken aynı market sepetini baz almak daha sağlıklı bir tablo sunuyor. Sepet abartısız ve oldukça tanıdık: tavuk göğsü, dana kıyma, süt, yoğurt, pirinç, makarna, domates, patates, elma, yumurta, ekmek ve ayçiçek yağı. Orta kalite varsayımıyla bakıldığında, bu sepet İngiltere’de yaklaşık 36–38 sterlin, Türkiye’de ise 1.500 – 2.000 TL civarında tutar. Yani parasal değer olarak birbirine çok yakın.
Şimdi işin asıl can alıcı kısmına gelelim:
İngiltere'de saatlik asgari ücret yaklaşık 11 sterlin. Bu ücretle çalışan biri, söz konusu market sepetini 3–4 saatlik bir çalışmayla alabiliyor. Yani yarım günlük mesai, haftalık temel gıda ihtiyacını karşılamaya yetiyor. Bu alışveriş, maaşın içinde “taşınabilir” bir kalem olarak duruyor.
ASGARİ ÜCRETLİ İNGİLTERE'DEKİ SEPETİ KAÇ SAATTE DOLDURUYOR?
Türkiye’de tablo daha ağır. Asgari ücretlinin aynı sepet için çalışması gereken süre yaklaşık 18 saatten fazla. Başka bir deyişle, asgari ücretle çalışan biri için bu sepet iki tam iş gününü aşıyor. Yani fiyatlar nominal olarak daha düşük görünse bile, sepetin emek karşılığı çok daha yüksek.
“Peki ortalama maaşla ne oluyor?” diye sorulduğunda tablo biraz yumuşuyor ama öz değişmiyor. Türkiye'de saatlik kazancı 130–150 TL olan biri için bu sepet en az 10-12 saatlik çalışmaya denk geliyor. İngiltere’de ortalama ücretle çalışan biri ise aynı sepeti 2–3 saatlik bir çalışmayla alabiliyor. Aradaki fark kapanmıyor; sadece biraz daralıyor.
Bu noktada sık yapılan bir yanılgı ortaya çıkıyor. Türkiye’de markete giren biri “Avrupa’dan ucuz” diyebiliyor. Ama ekonomi etiketle değil, emekle ve ücretle konuşur. İngiltere'de gelir yüksek. Türkiye’de fiyatlar görece düşük; çünkü gelir düşük. Gerçek karşılaştırma, poşet sayısıyla değil, çalışılan saat sayısıyla yapılır.
Bir de işin istikrar tarafı var. İngiltere’de çalışan biri, önümüzdeki ay da benzer saatlerle benzer bir alışveriş yapacağını büyük ölçüde öngörebiliyor. Türkiye’de ise aynı sepetin bir ay sonra kaç saatlik emeğe karşılık geleceği belirsiz. Enflasyon bu belirsizliği sürekli besliyor. Bu yüzden Türkiye’de market alışverişi sadece pahalı değil, aynı zamanda yıpratıcı.
Sonuç açık: Aynı market sepeti İngiltere'de 3–4 saat, Türkiye’de 9–16 saat çalışılarak alınabiliyor. Aradaki fark fiyat farkı değil; emek farkı. Açıkçası refah sadece ne aldığımızla değil, onu almak için hayatımızdan ne kadar zaman verdiğimizle ölçülüyor.
Kısacası mesele şu: İngiltere’de market, çalışanın zamanından biraz alıyor; Türkiye’de ise hayatından daha büyük bir pay istiyor.