Esin Sungur
Dizi dizi gıda egemenliği bakanlıkları
Dünya siyaset sahnesinde son yıllarda gıda açısından ilginç gelişmeler yaşanıyor. Tarım bakanlıkları giderek artan sayıdaki ülkede isimlerini değiştirerek, gıda güvenliği ve gıda egemenliği kavramlarına sahip çıkmaya başladılar. Hollanda, İsrail ve onlardan çok önce Pakistan, bakanlık isimlerine "Gıda Güvenliği" kavramını eklediler. Mesela Pakistan ülkede yaşanan sel felaketleri ve tarım alanlarının yok olması sonrasında 2011’de bu bakanlığa “Ulusal Gıda Güvenliği ve Araştırma Bakanlığı” dedi. Hollanda kendi iç dinamiklerine uygun olarak “Tarım, Balıkçılık, Gıda Güvenliği ve Doğa Bakanlığı” olarak bakanlığının adını revize etti.
Fransa ise 2022’de bakanlığın adını "Tarım, Gıda Egemenliği ve Orman Bakanlığı" olarak değiştirdi. Bu adımla şunun altını çiziyorlardı; "Gıdada sadece halkın karnını doyurmak üzere rafların dolu olması yetmez; gıdanın kimin tarafından, nerede ve hangi standartlarda üretildiği bir ulusal egemenlik meselesidir." Fransa’yı aynı yılın sonlarına doğru yine bu ismi kullanan İtalya takip etti. Küreselleşme döneminin tüm hızıyla yaşandığı 1990 ve 2000’lerden geldiğimiz bu krizler döneminde çatışmalar, pandemi ve iklim değişikliği tarıma bakışı da değiştirdi.
Burada bir parantez açalım; Fransa Avrupa’da gıda egemenliği kavramını gündeme alan ilk ülke olsa da aslında bu işin dünya çapındaki öncüleri kıtlıkla yaşamanın ekonomik, sosyal tüm sonuçlarını yıllardır yaşayan küçük Afrika ülkeleridir. Nijerya, Sudan, Sierra Leone, Burkina Faso… Çok sayıda Afrika ülkesi yıllardır yaşadıkları gıda krizini derinleştiren iklim değişikliğinin de etkisiyle gıdanın nasıl bir egemenlik konusunu hepimizden iyi biliyorlar…
Dönelim Avrupa’ya. Fransa’nın gıda egemenliği bakanlığı kurmasının sebebi olan iddiasının altı dolu mu yoksa bu sadece bir isim değişikliği miydi? Önemli adımlar atıldığını söylemek mümkün. İşleyiş açısından en önemlisi, böyle büyük bir bakanlığın alt dairelerinin uzmanlaşması ve her birimin kendi içinde bağımsız olarak hareket etmesi oldu. Piyasayı düzenleyici önlemler de alındı: mesela zincir marketlerin ve endüstri devlerinin, çiftçiden üretim maliyetinin altında bir fiyatla ürün alması yasaklandı. Çiftçinin kârı devlet güvencesine alındı.
Diğer yandan Fransa, kendi çiftçisine yasakladığı hiçbir tarım ilacını veya üretim standardını ithal ettiği ürünlerde kabul etmiyor. Mesela Brezilyalı bir üretici yasaklı bir ilacı kullandıysa Fransa’ya ürün satamıyor. Bu kuralların uygulandığını biz de AB’ye ihracat yaparken görüyor, yaşıyoruz zaten. Benim şahsen çok akılcı bulduğum bir diğer önlem ise, okul, hastane, devlet birimleri gibi kamu kurumlarının yemekhanelerinde kullanılan gıdaların en az %50'sinin yerel ürün olması zorunluluğu getirildi. Yani kamu kendi devasa satın alma gücünü kendi çiftçisinden alım yapabileceği bir kaldıraç olarak kullandı ve yerel üretim pazarını destekledi.
Türkiye’de bilindiği gibi iki ayrı bakanlık olan tarım ve ormanı birleştirerek 2018’de "Tarım ve Orman Bakanlığı" modeline geçildi. Genç çiftçileri teşvik etmek, çiftçi yaşını düşürmek, köye dönüşü desteklemek ve ürün planlaması konularında çalışmalar, hibe programları var. Atılan adımların sonuçlarını gelecekte göreceğiz ancak şimdilik gıda egemenliği gibi uzun erimli stratejik konulardan ziyade gıda enflasyonu gibi bugüne ait sorunlara odaklıyız.
Domates zamanı!
Yazın en sıcak haftasına adım attık. Görünen o ki şu ana kadar mevsim normalleri ve altında seyreden sıcaklıklar artmaya başlayacak. Yani tam da yaza en yakışan ve insanların neden 12 ay boyunca yemekte ve kullanmakta ısrar ettiğini hiç anlayamadığım domatesin tadının çıkarılacağı günler! Domates konusunda çok şanslıyız. Özellikle 2023’te Avrupa Birliği’nin PDO; yani “Korumalı Menşe Adı” statüsünde tescillediği ve bugünlerde hasadı başlayan Ayaş Domatesi aklıma gelen en güzel domateslerimizden. PDO tescili; domatesin tohumundan hasat edilmesine kadar tüm üretim süreçlerinin yalnızca Ayaş bölgesindeki benzersiz mikroklima ve toprak yapısında gerçekleştiğini belirtiyor.
Ankara’nın Ayaş ilçesinde atalık tohumlarla yetiştirilen, kendine has aroması, incecik kabuğu, yoğun sulu yapısı, hafif asidik tadı ve ikiye bölündüğünde içinde görülen beyaz lekesiyle tarif edilebilecek Ayaş Domatesi, geçtiğimiz günlerde uluslararası gastronomi platformu Taste Atlas tarafından da dünyanın en iyi 8. domatesi seçilmişti. İstanbul’da kolay bulunmuyor, Ankaralılar coğrafyalarının bu harika ürününün tadını çıkarsın. İyi bir sızma zeytinyağı ve azıcık tuzla basit bir domates salatası, yaz sofranıza lezzet katmaya yetecektir.
Haftanın önerisi
Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusunda yer alan saray mutfağı Matbah-ı Amire yapıları içinde bulunan sarayın Şerbethane’si bir yıla yakın süredir restorasyon ve düzenleme çalışmaları nedeniyle kapalıydı. Geçtiğimiz günlerde yeniden ve daha zengin bir koleksiyonla ziyarete açıldı. Sarayın baklava, helva, şerbetlerinin yapıldığı bu bölüm, esans ve merhemlerin de yapıldığı yer. Yenilenen seçkide porselen nevruziyelikler, gümüş, tombak ve porselen aşure testileri, kapaklı tatlı hokkaları, Çin porseleni turşu küpleri, şerbet küpleri, şerbet bardakları, gülabdanlar gibi çok sayıda yeni eser sergileniyor. Hem Şerbethane’yi hem tüm Matbah-ı Amire’yi gezmek için Salı dışında her gün 17.30’a kadar ziyarete açık.