İhtiyacın var mı? Peki, paran var mı?

Hafta sonu sosyal medyada turlarken, bu sayfadan tanışık olduğunuz Utku Ekmekçi’nin bir paylaşımına denk geldim. İsraftan kaçınmamızı sağlayacak, hepimizin bir şey almadan önce kendine sorması gereken sorular çizelgesi.

Soru çok net:
İhtiyacın var mı?

Bir kerede ikna olamıyoruz tabii ki. O yüzden hemen ikinci soru geliyor.

Gerçekten var mı?

Bu hani gitmek istediğiniz tiyatro oyununa bilet sorduğunuzda, yok cevabını kabullenemeyip “Hiç mi yok?” diye sormak gibi.

Gerçekten ihtiyacın olsa aciliyeti olurdu. İşte sırf bu yüzden üçüncü ikna sorusu geliyor.

Dün de ihtiyacın var mıydı?

Bu tuzağa da düşmeyip hayır cevabı vermediysen eğer, işin ciddiyeti, ihtiyacın gerekliliği konusunda kafa karışıklığı yok demektir.

Ama Utku kafaya koymuş bir kere, tasarruf ettirecek bize, o yüzden soruyor tekrar. Ödünç alabilir misin?

Ödünç alınacak bir şey değilse eğer son tuzak soru ile karşı karşıyasın. Dolabında ve hayatında ona yer var mı? Cevabın hayır ise alma. Evet ise de beş aşamalı sınavı verdiğine göre git ve kaliteli, çevre dostu ürünü tercih et. Zira ucuz alacak kadar zengin olmazsın.

HHHH
Bence durum pek de öyle değil maalesef. Benim sorum “İhtiyacın var mı?” değil. Benim sorum, “Paran var mı?” Cevabın evet ise git al. Hayır ise borçlanarak al.

Enflasyonist dönemler böyle olur. Bugün almaya niyetlendiğin bir mal yarın çok daha pahalı olacaktır. Dolayısıyla tasarruf etmek ya da talebini ertelemek yerine rasyonel olan talebi öne çekmek ve ihtiyacı karşılamaktır. Hatta bu tip zamanlarda stokçuluk, gereksiz şeylere ihtiyaç hissetme, borçlanmada artışların görülmesi de sık karşılaştığımız bir durumdur.

Bizim içinde bulunduğumuz enflasyonist ortamın yanına bir de Türk Lirası varlıklarda kalmanın neredeyse cezalandırıldığı ortam eklenince hali pürmelalimiz ortada.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yarın Para Politikası Kurulu’nu toplayacak ve faiz kararını açıklayacak. Son toplantılarla Merkez’in piyasa ile ilişkisi 1996 yılında oynanan, Gençlerbirliği Galatasaray maçındaki Hayrettin ile penaltı atan futbolcu ilişkisine döndü. Merkez piyasayı hep ters köşeye yatırdı.

Yapılan faiz indirimleri piyasa beklentilerini çok aştı. Enflasyon ile aradaki makas epey açıldı. Referans olarak önce manşet enflasyonun, manşet yukarıda kalınca oyunun ortasında kural değişikliği ile çekirdek enflasyonun referans alınması piyasanın da kafasını karıştırdı. Sonra bir metin gördük Merkez’den. Tüm riskler sıralanmış, ama yine de faizleri indirmişti. Bu da piyasanın kafasını karıştıran unsurlardan bir başkası olmuştu.

Sonuçta neredeyse yüzde 20’lerde oluşan enflasyon karşısında yüzde 16 düzeyine çekilen politika faizi, 4 puanlık bir net eksi getiri oluşturdu. Kendini enflasyona ezdirmek istemeyen vatandaş da çözümü ya dövizde ya döviz cinsi varlıklara yatırım yapmakta ya da borçlanarak da olsa yarın pahalanacak ürünleri almakta buldu. Bu durum enflasyonu ayrıca artıracak, o da ayrı.

İşin bir de ABD tarafı var. Varlık alımlarında 15 milyar dolarlık azaltmaya gidilecek, enflasyon kalıcı olamayabilir, faiz artışları gelebilir… Bu gelişmeler de doları güçlendirmeye yetti. Dolar endeksindeki güçlenme, euro-dolar paritesindeki düşüş, bizim gibi dolarla alan euro ile satan bir ülkeyi şüphesiz cari denge tarafında olumsuz etkileyecektir.
Şimdi okuyucu haklı olarak sorar, yarın Merkez ne yapar?

Ekonomistler cevap verir: Bilemiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mine Uzun Arşivi