Kimin “Cumhuriyet”i?

Gazze’de yaşananlar bahane edilerek Cumhuriyet’in 100. yılının hakkıyla kutlanmaması hem üst perdeden eleştiriliyor hem de şaşkınlıkla karşılanıyor. Oysa asıl şaşırılması gereken durum, Türkiye’yi yöneten anlayışın bu tutumuna şaşırılması. Bir evvelki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, milli bayramlarda ekseriyetle hastaneden fotoğraf paylaşarak “mazuriyetini” dile getirir, törenlere katılmazdı. Velhasıl; Fesli Kadir ve Necip Fazıl ekolünde cisimleşen sevgisizlik ve tahammülsüzlük bu anlayışın alamet-i farikasıdır.

İktidarı eleştirirken, konuyu “Cumhuriyet” veya “Cumhur”un kendi kendini yönetmesiyle ilişkilendirenler fena hâlde yanılıyorlar. Zira bugün iktidarda olmalarını da gençlik dönemlerinde hayal bile edemeyecekleri bir güce ulaşmalarını da bu yönetim modeline borçlular ve bunun farkındalar. Onların, bu cumhuriyetin “Atatürk’ün Cumhuriyeti” olmasıyla sorunları var… Atatürk’ün çağdaş medeniyet ideası, kendi sığ düşünce kalıplarına sığmadığı için hırslanıyorlar. Atatürk’ün, laiklik esasına dayanan yönetim anlayışını dogmatizmin yüksek duvarları arasına hapsedemedikleri için bitmeyen bir hesaplaşma içindeler. Dolayısıyla; onlar için temel mesele yönetim modeli değil, bu yönetim modelinin kuruluş ilkelerinin işlerine gelmiyor oluşu.

En başta, bütün kötülüklerin başı, laiklik(!). Zira laiklik başlı başına, hayatın tüm alanlarına öyle geniş bir perspektif getiriyor ki, “din ve devlet işlerinin ayrılması” tanımını ilköğretim kitaplarından kazımakla falan kurtulmak mümkün değil. Hukuktan eğitime, sanattan spora, kitle iletişiminden içtimai düzene kadar topyekûn bir yaşam modeli sunuyor. Aklı ve bilimi esas aldığı içindir ki, sunduğu yaşam modelinin içinde dogmatizme yer yok. Maalesef laiklik, kuruluş sürecinde idealize edildiği gibi kurumsal, bireysel ve toplumsal düzlemde yeterince içselleştirilemedi. Bu başarılabilmiş olsaydı, içinde bulunduğumuz bilgi ve teknoloji çağında, bir lider ekonomiyi “Nas” ile yönetmekten söz edemezdi. Etseydi de ciddiye alınmazdı ve seçim kazanamazdı. Demek ki, daha gidecek yolumuz var.

Laiklik üstünde özellikle duruyorum. Çünkü laiklikten azade İran da bir cumhuriyet. Şer’i hukukun karşısında pozitif hukuk, erkek egemenliği karşısında kadının özgürleşmesi ve sosyal hayata dâhil olması, dogmatizmin köreltici ve sorgulamaktan uzaklaştıran köktenciliği karşısında bilimin ve aklın hâkim olduğu eğitim sistemi… Kısaca, demokratik hukuk devleti olmanın yolu laiklikten geçiyor. İçinde bulunduğumuz dönemde; hukuku ayaklar altına uygulamaların sahibi, kadının sosyal hayattaki yerini yeniden tartışmaya açan, liyakatsiz atamalarla kadim eğitim kurumlarını değersizleştiren, her köşeye üniversite açmayı eğitim seferberliği diye yutturmaya çalışan iktidar ile “Atatürk Cumhuriyeti”nin ilkelerinin arası hoş olamaz... Atatürk sevgisinden ise asla söz edilemez.

Yeni Türkiye’lerinde hortlayan Osmanlıcığın arka planında da bu sevgisizlik yatar. Cepheden cepheye savrularak hayatını ortaya koyan, stratejik zekası ve vizyonuyla dünyayı şaşkına çeviren, bizzat kendi projesi olan “Cumhuriyet”i tüm muhalif unsurlara rağmen halkına olan inancıyla hayata geçiren insanın karşısına korkusundan sarayından çıkamayan, cinnet düzeyine varan hezeyanlarıyla sokakta üç kişinin yan yana yürümesine bile müsaade etmeyen Abdülhamit imajını koymaları da bundandır. Lamı cimi yoktur; “Atatürk Cumhuriyet”i, parlak bir dönemin ardından akıl yolundan uzaklaşan, gerici saplantılarıyla çürüyen, yobaz şeyhülislam fetvalarıyla Takiyüddin Rasathanesi’ni bombalayacak kadar sapkınlaşan bir anlayışı bitirmiştir. Kahir ekseriyeti ümmi olan kullardan müteşekkil tebaadan, yurttaş temelli bir toplum yaratmaya çalışmıştır. Bu bir reddiye değildir, bir toplumu layık olduğu çağdaş uygarlık seviyesine taşımayı amaçlayan devrimlere hakkını teslim etmektir.

Bundan sonra bize düşense; bizzat Cumhuriyet kurumlarının başında “Atatürksüz Cumhuriyet anmaları” yapan, Osmanlı’daki şeyhülislam geleneğinden mülhem kılıçla minbere çıkan dönem arızalarıyla uğraşmak yerine Atatürk Cumhuriyeti’ni demokratikleştirmek için çalışmaktır.

Atatürk Cumhuriyeti’nin 100.Yılı Kutlu Olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Boray Acar Arşivi