Emre Özpeynirci
Biz üretmezsek, Avrupa’nın binecek otobüsü yok!
Türkiye otomotiv sanayi, üretim gücü ve ihracat performansıyla Avrupa için uzun süredir kritik bir tedarik merkezi durumunda. 41,5 milyar dolarlık ihracat ve üretimde Avrupa’da liderlik pozisyonları, sektörün sadece ekonomik değil stratejik bir güç olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki bugün Türkiye üretmese, Avrupa’nın ulaşım zinciri ciddi şekilde aksayabilir.
Türkiye’nin sanayileşme yolculuğunda otomotiv sektörü, sadece araç üretilen bir alan olmanın çok ötesine geçerek, ülkenin küresel rekabet gücünü temsil eden en stratejik kalesi haline geldi.
Geçen hafta yeniden Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanlığı’na seçilen Cengiz Eroldu’nun paylaştığı 2025 verileri, bu devasa ekosistemin Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı ve teknolojik dönüşümü için neden hayati bir önem taşıdığını bir kez daha kanıtlıyor.
RAKAMLARLA OTOMOTİV SANAYİ 2025
1.445.921 Toplam otomotiv üretimi
1.057.92 Toplam otomotiv ihracatı
1.368.033 Toplam hafif araç üretimi
34.206 Toplam kamyon üretimi
12.425 Toplam otobüs üretimi
4.800 Toplam midibüs üretimi
KÜRESEL ÜRETİM ÜSSÜ
Türkiye, bugün yıllık 2,5 milyon adetlik devasa bir üretim kapasitesine sahip. Bu kapasite, ülkemizi sadece bölgesel bir aktör değil, Avrupa ölçeğinde oyun kurucu bir pozisyona taşıyor. 2025 yılı sonu itibarıyla 1,4 milyon adetlik üretim barajının aşılması ve bunun 1 milyon adetten fazlasının ihraç edilmesi, "Türk Malı" imzasının dünya yollarındaki ağırlığını gösteriyor. Otomotiv sanayii, Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 18’ini tek başına sırtlıyor. 2025 yılında ulaşılan 41,5 milyar dolarlık rekor ihracat değeri, sektörün ekonomiye sağladığı döviz girdisi açısından vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye bugün hafif ticari araçlarda Avrupa’nın 1 numarası, otobüs ve midibüs üretiminde Avrupa lideri, toplam otomotiv üretiminde ise Avrupa’nın 5. büyük üreticisi konumunda. Cengiz Eroldu’nun da belirttiği gibi; "Bugün Türkiye’de üretim olmasa, Avrupa’da binecek otobüs bulmak zorlaşacaktır." Bu cümle, bağımlılığın yönünü tersine çeviren bir başarının özetidir.

550 BİN KİŞİYE İSTİHDAM
Sektörün gücü sadece banttan inen araç sayısıyla ölçülmüyor. Doğrudan 60 bin, yan sanayi ve bağlantılı kollarla birlikte 550 binden fazla kişiye sağlanan istihdam, yüz binlerce ailenin geçim kaynağı demek. Daha da önemlisi, otomotiv sanayii Türkiye’nin Ar-Ge merkezi haline gelmiş durumda. 18 ayrı Ar-Ge merkezinde yürütülen çalışmalar, 2025 yılında 202 yeni patent ve 300 milyon dolarlık "mühendislik ihracatı" ile meyvelerini veriyor. Artık sadece fiziksel ürün değil, akıl ve teknoloji de ihraç ediyoruz.

10 YILDA 10 MİLYAR DOLAR
Son 10 yılda sektöre yapılan 10 milyar doları aşkın yatırım, sanayicinin Türkiye’nin potansiyeline olan güveninin en somut göstergesi. İç pazardaki yerli payının artırılması ve yeni nesil mobilite çözümlerine odaklanılmasıyla, Türk otomotiv sanayii sadece mevcut konumunu korumakla kalmayacak, küresel vitrindeki yerini daha da sağlamlaştıracaktır. Sonuç olarak otomotiv sektörü Türkiye için sadece bir üretim alanı değil. İhracatın motoru, istihdamın kalbi, teknolojinin taşıyıcısı. Kısacası bu sektör ekonominin bir parçası değil, omurgası.

TÜRKİYE’NİN YÜKÜNÜ BİZ TAŞIYORUZ
38 yılın ardından bu yaz emekli olmaya hazırlanan Mercedes-Benz Türk CEO’su Süer Sülün, geçen hafta CNBC-e’de yaptığı açıklamalarla Türkiye’nin üretim gücünü çarpıcı verilerle ortaya koydu. Rakamlar net, mesaj daha da net: “Mercedes’in dünyadaki her 100 otobüsünden 50’sini Türkiye’de üretiyoruz.” Sadece üretim değil, ihracatta da tablo aynı. Türkiye’de üretilen her 10 otobüsün 5’i, her 10 kamyonun 7’si yurt dışına gidiyor. İç pazarda ise tablo daha da çarpıcı, her 10 otobüsten 5’i, her 10 kamyondan 7’si Mercedes imzası taşıyor. Sülün’ün tek cümlesi aslında her şeyi özetliyor: “Türkiye’nin yükünü biz taşıyoruz.” Ve kapasite tarafı bu gücün en somut göstergesi. Hoşdere’deki otobüs fabrikasının yıllık üretim kapasitesi 5 bin adet. Oysa Türkiye’de bir yılda satılan şehirlerarası otobüs sayısı sadece 1000 civarında. Yani tek bir fabrika, neredeyse 5 yıllık iç pazar talebini 1 yılda karşılayabilecek güçte. Ama asıl çarpıcı kıyas şu: 5 bin adetlik bir otobüs fabrikası, yaklaşık 4-5 milyon adetlik bir otomobil fabrikasına eş değer. Bu da bize şunu gösteriyor otomotivde oyun sadece adetle değil, katma değerle yazılıyor.
EK VERGİYE RAĞMEN GELİYORLAR
Çinli Chery’nin çatısı altındaki Omoda, artık kendi markasıyla yola devam ediyor. Jaecoo ile birlikte çift marka stratejisine geçen grup, Türkiye’de Omoda 7 ve Omoda 5’i satışa sundu. Lansmana özel fiyatlar şöyle:
- Omoda 7: 2.68 milyon TL (70 bin TL indirim)
- Omoda 5: 2.12 milyon TL (180 bin TL indirim)
Üstelik her iki modelde de sıfır faizli kredi desteği var. Donanım, motor ve şanzıman tarafında oldukça iddialılar. Hatta kendi fiyat bandında, aynı grubun diğer modelleri dışında ciddi bir rakipleri yok. Ama asıl mesele teknik özellikler değil. Türkiye’de Çin’den ithal edilen içten yanmalı otomobiller; %35 gümrük vergisi, %80 ÖTV ve %20 KDV yüküyle geliyor. Üstelik bu vergiler çarpan etkisiyle fiyatı katlıyor. Kısacası rekabet şartları hâlâ oldukça zor. Buna rağmen Omoda’nın bu fiyatlarla pazara girmesi tek bir anlama geliyor: Türkiye’de büyümek için kârlılıktan fedakârlık yapıyorlar.
