Barışcan İğrek

Barışcan İğrek

Hayal kırıklığı!

A Milli Futbol Takımımız, 24 yıllık upuzun bir aranın ardından katılmaya hak kazandığı 2026 Dünya Kupası’nda son derece vasat bir futbol sergileyerek turnuvaya grup aşamasında veda etti ve bütün Türk milletini tarifi imkansız bir hayal kırıklığına uğrattı.

Turnuva öncesinde bütün futbolseverlerimizin ortak beklentisi; Milli Takımımızın, tıpkı grup elemelerinde ve 2026 Dünya Kupası’na sayılı günler kala oynadığı hazırlık karşılaşmalarında olduğu gibi üstün ve karakterli bir futbol oynayarak, karşı karşıya geldiği rakiplerine ağırlığını hissettirmesi ve ilerleyebildiği en üst turlara kadar ilerlemesiydi.

Açık söylemek gerekirse; benim de beklentim, 07.06.2026 tarihinde Gazete Pencere için kaleme aldığım köşe yazısında da belirttiğim üzere Milli Takımımızın -en kötü ihtimalle- bir çeyrek final oynayabileceği yönünde idi. Son derece gelecek vaat eden ve Kenan Yıldız, Hakan Çalhanoğlu, Arda Güler gibi hücuma büyük destek veren, top tekniği iyi olan ve duran topları çok etkili kullanan orta saha oyuncularımızın varlığı bu beklentimi güçlendiren unsurlar idi.

Ancak; 2026 Dünya Kupası’nda mücadele edeceğimiz nihai aday kadro açıklandığı zaman büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Teknik direktörümüz Vincenzo Montella’nın açıkladığı aday kadroda, geçtiğimiz sezon İtalya Serie A’da dikkat çeken ve birbirinden güzel dört enfes gole imza atan santrafor Semih Kılıçsoy’un ismi yoktu.

SEMİH KILIÇSOY'U NEDEN ÇAĞIRMADINIZ?

Yine 07.06.2026 tarihinde Gazete Pencere için yazmış olduğum köşe yazısının ikinci bölümünde, Montella’nın, “Semih Kılıçsoy” tercihini eleştirmiştim. Aklı başında bir teknik direktör, standart ötesi bir sezon geçiren ve attığı jeneriklik goller sonucunda motivasyonunu en üst seviyelere çıkaran Semih Kılıçsoy’u “hangi akla hizmet ederek” aday kadroya çağırmaz? Ağır bir sakatlık sorunu bulunmadığı halde Semih Kılıçsoy’un aday kadroya çağrılmaması, kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır!

Ki, içinde bulunduğumuz dönem itibarıyla, çok üstün vasıfları olan bir futbolcu olmamakla birlikte, hali hazırda Türk futbolunun en formda santraforu olan Semih Kılıçsoy’un aday kadroya bile çağrılmamasının cezasını; 2026 Dünya Kupası’nda, Avustralya, Paraguay ve ABD ile oynadığımız üç grup maçında da net olarak hissettik. Rakip ceza sahası içerisinde hiçbir şekilde etkili olamadık. Gol bulabilmek için stoper oyuncumuz Merih Demiral’ın ceza sahası dışından çektiği şutlardan bile medet umduk ama olmadı! Santrafor eksikliği, 2026 Dünya Kupası’na çok erken veda etmemize neden olan birinci etken idi.

2026 Dünya Kupası’na erken veda etmemizde önemli ölçüde etkisi olduğuna inandığım bir diğer etken ise bu önemli organizasyondan 24 yıl uzak kalmamıza rağmen, 2026 Dünya Kupası’nın Türk futbolu açısından taşıdığı değeri futbolseverlerimize ve futbolcularımıza aşılayamamamız oldu. Türk futbolu açısından bu denli önemli bir turnuva öncesinde, ülke olarak havaya girmemizi sağlayacak ne bir reklam filmi çekildi, ne de duygularımızı harekete geçirecek bir marş bestelendi! Sene olmuş 2026; halen spor programlarında, dünyaca ünlü süper starımız Tarkan’ın 2002 Dünya Kupası öncesinde Milli Takımımız için seslendirdiği “Bir Oluruz Yolunda” adlı marş çalınıyor. İyi ki Tarkan o marşı seslendirmiş! Yoksa, Milli Takımımız için çalınacak ve dillere destan olacak bir marşımız bile olmayacaktı!

Öte yandan; Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik açılan “mutlak butlan” davasının sonucunun açıklanmasının ardından ülkemizde oluşan “alıştığımız” kaos ortamı da Türk milletinin dikkatinin -ister istemez- o alana kaymasına neden oldu ve 2026 Dünya Kupası, deyim yerindeyse arada kaynadı! Ülkemizde, sanki 2026 Dünya Kupası hiç oynanmayacakmış/oynanmıyormuş gibi bir hava oluştu! Varsa yoksa; gerginlik, kavga, gürültü, patırtı!

24 yıllık aranın ardından katılmaya hak kazandığımız 2026 Dünya Kupası’nı çok büyük bir hayal kırıklığı ile tamamladık! Dört sene sonra düzenlenecek olan Dünya Kupası’nda sevinebilmek ümidiyle! Tabii ki katılabilirsek!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Barışcan İğrek Arşivi