Ümit Sezgin
Vardır bunda da bir hayır
Fenerbahçe’nin eleyebileceği bir takımdı Nottingham Forest… İlk maçta Tedesco’nun hataları olmasa, üç fark yenmese sonuç farklı olurdu. Üstelik bu sakatlıklar olmasa ilk maçtaki hatalara rağmen tur atlanabilirdi. Klasik Fenerbahçe şanssızlığı ve dramı.
Fenerbahçe İstanbul’daki ilk maçı 3-0 kazanmış olsa bile bu kadroyla, bu defansla işi çok zordu. Bakmayın siz mucizeye yolculuk dendiğine, üç farklı mağlubiyetin rövanşına söylenecek tek laf vardı; umutsuzluk.
Ne yazık ki Fenerbahçe’de huzur ve sükunet bir türlü uzun soluklu olmuyor. Bir ivme yakalandığında, çoğunlukla detaylarda yapılan bir hata ya da yanlış bir adım bütün büyüyü bozuyor. Mesela transferde süper adımlar atıp, son hamleyi yapmayıp santrforsuz kalmak gibi. Zor maçları kazanıp Kasımpaşa maçında takılmak gibi…
Tedesco’nun ilk Notthingham maçında orta sahayı ve forvetteki Asensio, Talisca, Kerem üçlüsünü dağıtması işte bu bozucu hatalardan biriydi. Bu hata sadece o maçın 3-0 kaybedilmesine neden olmadı, büyünün bozulmasına, özgüvenin zedelenmesine yol açtı. Skriniar’ın ilk maçtaki sakatlığına diğer stoperlerin ve kaleci Ederson’un sakatlığı da eklenince İngiltere yolculuğunun tek tarifi kaldı, “umutsuzluk”.
Maça çıkan 11 de umutsuzluğun adı gibi görünüyordu. Yedek kulübesinde kaleciler hariç sadece 5 oyuncu vardı. Üçüncü kaleci Tarık forma almıştı, üçlü defansta Brown, Guendouzi ve Yiğit Efe vardı. Brown haftalar sonra sakatlıktan dönmüştü, Oğuz Aydın ise çok uzun zaman sonra ilk 11’deydi. Gerisini siz hesap edin. Talisca’nın sakatlığının yanısıra Hoca Asensio ve Semedo’yu Antalya maçına saklamış, yedeğe almıştı. Tek umut vardı, Nottingham kadrosunda da Pereira ligi düşünerek önemli kimi isimlerini ilk 11’de sahaya sürmemişti.
Fenerbahçe ilk çeyrekte bırakın hücumu, kendi yarı sahasından çıkmakta bile zorlandı, rakip ceza sahasına ilk olarak 16. dakikada girebildi. Pozisyon gol olmadı ama Fenerbahçe’ye hücumu hatırlattı ve güven verdi. Hemen bir dakika sonra tam “bu Cheriff madem 19 yaşında U19’a göndersinler” diyordum ki, sağdan önüne atılan bir topta önce hızlı koşabildiğini gösterdi, sonra pas verebildiğini, Kerem de gol atabildiğini hatırlayınca Fenerbahçe golü buldu.
Sonrasında sahaya hakim olan Fenerbahçe’ydi. Gerek orta sahada gerekse kanatlarda ileri doğru oynanınca pozisyonlar üst üste geldi. Kerem ve Cheriff son vuruşlarda soğukkanlı olabilseler, Fenerbahçe soyunma odasına üç farkla girebilirdi. Oğuz ofansif anlamda iyi işler yaptı ama Asensio olsa Fenerbahçe çok daha fazla pozisyon bulabilirdi.
Pereira gidişatı beğenmeyince ikinci yarıya 4 oyuncu değişikliğiyle çıktı, tüm kozlarını sahaya sürdü. Tedesco ise ilk yarıda darbe alan Nene’nin yerine Semedo’yu aldı.
İkinci yarı da Kerem’in aldığı ve attığı penaltıyla başladı.
Tedesco ikinci golden sonra umutlanmış olmalı ki, 65. dakikada Oğuz’u çıkarıp el yükseltti ve Asensio’yu oyuna aldı. Ancak Asensio daha topla buluşamadan devreye meşhur malum Fenerbahçe şanssızlığı ve dramı girdi, Nottingham ilk ve tek atağında golü buldu. Ve yine “bu gol de yenir mi?” dedirtecek türden bir gol…
Sonrası Fenerbahçe’nin nafile çabaları…
Bu arada ilk Avrupa maçına çıkan kaleci Tarık’ı özel olarak tebrik etmek gerekiyor, hatasız oynadı, net üç kurtarış yaptı. Kante geldiğinden beri en net oyununu oynadı, Guendouzi neredeyse Skriniar’ı aratmadı. Oğuz Aydın’sa “ben unutulacak oyuncu değilim” dedi.
Maçın ardından Tedesco ve oyuncuları “yahu biz bu takıma İstanbul’da nasıl üç farkla yenildik” demiştir herhalde. Günün kazancı ise utanmadan memlekete dönebilmek. Bu arada Fenerbahçe taraftarı yine müthişti, not düşelim.