VIII. Henry’nin bahtsız kadınları

28 Haziran günü doğmuş olan namlı kişiler arasında Rubens, Rousseau ve günümüzün en itici adamlarından biri olan Elon Musk var. Ama bir tanesi, bambaşka bir egoya sahip olduğu aşikâr olan ve İngiliz tarihinin en iyi bilinen ve bednam karakterlerinden biri olan VIII. Henry’dir. Onun kadınlarla olan münasebeti, İngiltere’yi Vatikan’ın hegemonyasından çıkararak İngiliz tarihinin seyrini değiştirmiş ve önünü açmıştır. Henry’nin kimi eşi hayatta kalmayı başarmış kimisi kralın yalakasına dönüşmüş yargı sistemindeki kuklaların idam kararlarıyla hayatını kaybetmiştir. Çünkü her şey Henry’nin istekleri üzerine şekilleniyordu ve Henry bir karısını boşamak istiyorsa boşuyor, ortadan kaldırmak istiyorsa idam sehpasına göndertiyordu. Pek tabii ki bugün Henry’i değil kadınlarını yazacağım. Üzülerek, şaşırarak, kızarak ve pek çok şeyin değişmediğini, kadınları öldürenlerin genellikle yakınları, kocaları, sevgilileri ve akrabaları olduğunu hatırlayarak.

Tudor Hanedanının en bilenen hükümdarlarından biri olan VIII. Henry 28 Haziran 1491 yılında doğdu. Varis olarak iyi bir eğitim alıp tam bir Rönesans prensi olarak yaşadı. Şiirler yazıyor, musiki yapıyor, raks ediyor, çoğu aristokrat gibi avcılıktan haz alıyor, tenis gibi sporlarla yakinen ilgileniyordu. Anlaşıldığı üzere gençliğinde yakışıklı, kültürlü ve atletik bir prensti. Kral olmadan önce karizmatik ve cömert bir insan olarak çok sevilir ve tutulurdu. Fakat yaş aldıkça kuvvetle muhtemel ki yaşadığı güç zehirlenmesi ve başından geçen çeşitli olaylardan dolayı gittikçe paranoyak, kızgın, zalim ve kaprisli birine dönüştü. Aşırı lüks merakı, sağlığını da etkiledi. Muhtemeldir ki özellikle 1530’lardan itibaren yiyip içtiklerinden dolayı guttan muzdarip, obezite ile cebelleşen, varis takıntısından dolayı etrafındakilerin hayatını zehir etmeye başlamıştır. Tanrı sendromu yaşamış gibi görünen bu kral her daim derin bir güvensizlik ve egoizm taşıyordu. Hatalarını asla ve kat’a kabul etmiyordu. Haliyle, hayatındaki kadınlar önce yüceltiliyor sonra istediğini bulamayınca eziliyordu. Hayatı kadınları için hiç de kolay değildi, o kesin. Ne kadar büyük refahın içinde yaşasalar da her daim öldürülme tehlikesiyle yaşamak durumundaydılar.

ABİSİNİN EŞİYLE EVLENDİ

İlk eşi, ünlü İspanyol kraliyet ailesinin mensubu, Ferdinand ve Isabella’nın kızı Aragonlu Catherine’di. İlk başta Henry’nin abisi Arthur’un eşiydi fakat Arthur evliliklerinin birinci yılında aniden ölünce taht Henry’ye kaldı, o da abisinin 17 yaşındaki eşi Catherine’le evlendi. Kilise buna nasıl izin verdi diye soracak olursanız Catherine, Henry’nin abisi Arthur’la hiçbir cinsel münasebette bulunmadığını itiraf ettiği için küçük kardeşle evlenmesine izin verildi. Bu evlilik çoğu kral/kraliçe evliliğinde olduğu üzere tamamen stratejikti. Aslında uzun süre fena olmayan bir evlilikleri vardı. Henry’nin 24 yıllık evliliklerinin ilk başlarında sadık ve düşünceli bir eş olduğu yazılmıştır. Catherine, dindarlığıyla tanınan koyu bir Katolik’ti. İspanyol sarayında edindiği yeteneklerini çok iyi sergiliyordu. İyi bir diplomat ve idareciydi.

BOŞANMAK İÇİN KENDİ KİLİSESİNİ KURDU

1507 yılında İspanyol Büyükelçisi olarak Avrupa tarihindeki ilk kadın elçi olma şanına erişti. Ama bir sorun vardı. Daha sonra Henry’nin “Great Matter” yani “büyük mesele” olarak adlandırdığı veraset meselesi. Zira Catherine kızları I. Mary’den başka bir varis dünyaya getirememişti. Erkek varis doğmayınca Henry ve Catherine’in evliliği 1533 yılında feshedildi. Bu Katolik dünyasında olmayacak bir şeydi ama oldu çünkü Henry boşanabilmek uğruna Roma ile bağlarını koparıp bağımsız İngiltere kilisesini kurdu. Kuzeni Thomas Cranmer’ı Başpiskopos ilan ettikten sonra yeni kilisesi onu boşadı. Neyse ki Catherine kellesini korudu. Daha sonraki kadınlar o kadar şanslı değildi.

ANNE BOLEYN’İN KAFASINI KESTİRDİ

İkinci eşi Anne Boleyn tarihte daha iyi tanınır. Henry’nin Catherine’den boşanmaya çalıştığı zamanda, yani 1525’lerde birbirlerine tutkulu mektuplar yazmaya başladılar. Anne Boleyn, saygıdeğer bir diplomat olan Thomas Boleyn’in kızıydı ve Catherine’in nedimelerinden biriydi. İyi bir eğitim almış aristokrat bir kızdı. Anne hamile kalınca 1533 yılında evlendiler. Aynı yıl Anne, kanaatimce İngiliz tarihinin en başarılı hükümdarı olan, geleceğin I. Elizabeth’ini dünyaya getirdi. Yine kız. Erkek varis arayışları devam etti ama Anne Boleyn her seferinde düşük yaptı. Üç yılında sonunda Henry, Anne Boleyn’den bir erkek çocuk elde edemeyeceğine karar vermiş olacak ki, ondan kurtulmanın yollarını aradı. Henry tarafından erkek kardeşiyle ensest ilişki yaşamak, beş ayrı erkekle beraber olarak zina işlemek ve ihanetle suçlandı. Neredeyse hiçbir delil yoktu. Sevgilisi olduğu iddia edilen Mark Smeaton ağır işkence altında itiraf etti fakat diğerleri suçlamaları reddetti. Günümüzde tarihçiler bunların uydurma iftiralar olduğunu yazar. Sonunda kralın mahkemesi Anne’i suçlu buldu ve idam kararı verdi. Henry, “merhametinden dolayı” Anne’in kafasının baltayla değil kılıçla kesilmesi için Fransa’dan ünlü Callais celladını getirtti. 19 Mayıs 1536 tarihinde Anne Boleyn çok sakin ve mütebessim bir şekilde idam sehpasına çıktı, krala sadakatini dile getirip konuşmasını bitirdikten sonra diz çöktü ve cellada hazır olduğunu söyledi. Tek bir darbede kafası kesildi. İdamdan sonra kafası ve bedeni Londra Kulesi’nin altına gömüldü.

ÜÇÜNCÜ EŞİ DE ERKENDEN ÖLÜR

Üçüncü eş Jane Seymore da Anne’nin nedimesiydi. Anlaşılan Henry bir sonraki “şanslıyı” hep eski eşlerinin nedimelerinden seçiyordu. Jane de diğer eşleri gibi iyi eğitimli ve kültürlüydü. Sonuçta nedimelerin hepsi iyi aile kızları olarak kraliçenin yanına sokulabilme hakkına sahip oluyordu. Henry ve Jane Seymore, Anne Boleyn idam edildikten hemen sonra evlendiler. Jane, ilk iki eşine göre daha sade ve mütevaziydi. Sonunda Henry muradına erdi ve Jane’den bir erkek çocuğu oldu. Bu geleceğin VI. Edward’ı olacak çocuktu. Fakat Jane lohusa hummasından dolayı doğumdan çok kısa bir süre sonra 1537’de hayata veda etti. Belki de erken öldüğü için ve Henry şu ya da bu şekilde ilişkilerini kirletme fırsatı elde edemediği için sonuna kadar Henry’nin favori karısı oldu. Hatta onunla birlikte gömülmeyi vasiyet etti ve yanına defnedildi.

RESMİNİ BEĞENDİ GERÇEĞİNİ GÖRÜNCE EVLİLİĞİ İPTAL ETTİ

Erkek varise kavuşmuştu ama işleri garantiye alması gerekliydi, tek varisinin başına bir şey gelse, Tudor hanedanlığı tehlikeye girerdi. Velhasıl Henry etrafa haber gönderip münasip bir eş arayışına girdi. Gelin adaylarının yağlıboya portreleri saraya gönderildi. Henry, Anne of Cleves’in portresini beğendi ve evlilik işlemleri başlatıldı. Müstakbel kraliçe gerçek yüzünü gösterince Henry sükut-u hayale uğradı. 1540’ta evlendiği karısını “Flanders atı” diye çağırmaya başladı ve kontrolü elinde tuttuğu kiliseye evliliğini iptal ettirdi. Boşanmayı başarınca Anne öldürülmedi. Hatta hiç sevişmediklerini söyledikleri için Anne, “Kralın sevgili kız kardeşi” unvanını alarak İngiltere’de gayet rahat bir hayat sürdü. Henry’den daha uzun yaşadı. Onun hikâyesi, evlenmemiş ya da boşanmış kadınların diğerlerine nazaran daha uzun yaşadığını belirten çalışmaları doğrular niteliktedir.

BEŞİNCİ EŞ ÖNCE ZİNDANA SONRA İDAMA GÖNDERİLDİ

Henry beş numaralı eşi Catherine Howard’la “Flanders atından” boşanır boşanmaz, birkaç hafta sonra evlendi. Aralarında 21 yaş fark vardı. Nortfolk Dükü’nün yeğeni Catherine Howard aynı zamanda idam edilen ikinci eş Anne Boleyn’in de kuzeniydi. Tahmin edin kimin nedimesiydi? Tabii ki bir önceki Kraliçe Anne’in. Evlilikleri sadece bir yıl sürebildi zira Catherine’in Henry’le evlenmeden önce kuzeni Thomas Culpepper gibi kişilerle ilişkisi olduğuna dair dedikodular yayılmaya başladı. İkilinin sarayda da karşılaştıkları söylendi ve Catherine’in bileti kesildi. Tıpkı Anne Boleyn gibi o da Londra Kulesi’nin zindanlarına gönderildi ve mahkemeye bile çıkartılmadan daha 19 yaşındayken 1542 yılında idam edildi. Catherine, Anne Boleyn’in aksine ağlama krizlerine girmiş, ayakta duramayacak haldeyken başı kesildi. Perişan vaziyetteydi. Güya eski sevgilisi olan adamlar da asıldı ve bağırsakları çıkartılıp parçalandı. Henry’nin, Catherine’i öldürttükten sonra “gülsüz bir diken,” kısacası temiz bir geçmişi olan bir kadını arzuladığı iddia edilmiştir. Geçmişini öğrenince ihanete uğradığı, derin bir öfke ve utanç duygusuyla karısını öldürttüğü yazılmıştır.

HAYATTA KALMAYI BAŞARAN SON EŞ

Son eşi, yani üçüncü Catherine’i olan Catherine Parr, Henry’nin son yıllarındaki eşiydi. Henry bu aşamada obez, ciddi sağlık sorunlarıyla cebelleşen aşırı paranoyak bir adamdı. Parr, Henry’nin farklı eşlerinden tüm çocuklarını koruyup birbirleriyle iyi ilişki kurdurmaya çalıştı. Henry’nin evliyken hayatta kalabilen ya da boşanmayan tek eşi oydu. Tam bir diplomat ve müzakereci olan Parr aklıyla hayatta kalmayı başardı. Henry yurt dışına gittiğinde Henry’nin vekili unvanıyla ülkeyi yönetti. Denilir ki I. Elizabeth’in üzerinde en büyük etkiyi bırakan oydu. Henry 1547’de öldüğünde 55 yaşındaydı, Catherine Parr ise 34. Henry öldükten 6 ay sonra Thomas Seymour ile gizlice evlendi ama tabii bu çok geçmeden duyuldu ve sarayda krala saygısızlık olarak algılandığı için büyük bir skandala dönüştü. Parr da Mary adını verdikleri kızlarını dünyaya getirdikten kısa bir sonra 36 yaşında öldü.

ERKEK VARİS İSTEDİ AMA TAHTA KIZI GEÇTİ

Görüldüğü üzere Henry’nin kadını olmak netameli bir şeydi. Kralın takıntıları ve arzuları, kadınların yaşam ipliğinin kesilmesini belirliyordu. Sonuçta Henry erkek çocuk istediğinden dolayı pek çok kadının hayatını aldı ama kızı tahta geçti ve çok yakın bir tarihte II. Elizabeth’in vefatına kadar koltuğunu en uzun süre korumuş hükümdar titrini taşıyarak, İspanyol armadası dahil pek çok şeyi yok ederek İngiltere’yi ilk süper güç yaptı. Henry ise başarılarından ziyade gelmekte olan Katolik-Protestan savaşlarını körüklemiş olan eş katili olarak hatırlanır oldu. Bugün kadınlarının trajik ve dramatik öyküsünü filmlerde ve romanlarda okuyunca, tıpkı Shakespeare’in oyunlarından hortlamış kötücül bir kralla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyoruz. Kadınları için de bahtsız deyip geçiyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Pelin Batu Arşivi