Bozkırın Kızı: Hutulun

Bazı karakterler vardır, yaptıkları işler öyle esatiri boyuttadır ki, onları kanlı canlı gerçek kişiler olarak değil mitolojik kahramanlar olarak kurgularız. Genelde kendi dönemlerinin çok ötesinde, kendi çağlarının normlarına meydan okuyan bu zat-ı alilerle ilgili yazılıp çizilmiş metinlerin abartılı olduğunu varsayarız. Sonra kaynakları tarayıp karşılaştırmalı bir araştırma yaptığımızda ortaya çıkan resmi görürüz- işte o zaman “Ne müstesna bir kişilikmiş” diyerek şapka çıkartırız. Şimdi anlatacağım kadın tam böyle biri. Çağdaşları ona hayranlık beslemiş, büyük İlhanlı devlet adamı Reşîdüddin Fazlullah-ı Hemedânî onu merak etmiş, Marco Polo sanki ondan bahsetmek için özel bir çaba sarf etmiş. O bozkırın prensesi, yenilmeyen savaşçısıydı. Şimdi sizleri Ortaçağ'ın Orta Asya coğrafyasına bir yolculuğa çıkaracağım. Atlarınızı hazırlayın. Efrasiyab’ın diyarlarından Moğol topraklarına uzanacağız.

13. yüzyılın sonlarında Moğol topraklarında, genç bir kadın, gücüyle nam salmaya başlamıştı. Cengiz Han soyundan gelen, Çağatay Hanlığı'nın en önemli hükümdarlarından Kaidu Han’ın kızı olarak, tahminlere göre, 1260 yılında dünyaya gelmişti. Babası Kaidu, Marco Polo’nun övgülere boğduğu Çin hükümdarı Kubilay Han’ın kuzeniydi. Bu dönemde çeşitli Moğol hanları Çin sınırlarında bozkır krallıklarını genişletmek babında birbirleriyle savaş halindeydi.

Çin yaşam biçimini benimseyip şehir hayatı süren Kubilay Han’ın aksine babası Kaidu içine doğdukları göçebe yaşam tarzını muhafaza edip topraklarını genişletmek için çabalıyordu. Dolayısıyla kuzeni Kubilay Han ve onun müttefikleriyle karşı karşıya geldi.

ERKEKLERİ GÜREŞTE YENER

Böyle bir muharebe ortamına doğan Hutulun küçük yaşlardan itibaren savaş sanatını öğrendi, savaş taktiklerini hatmetti. Çoğu Moğol kızı gibi. Bilindiği üzere Moğol kızçocuğu hem hayvanları korumak hem de savaşlarda yer alabilmek için küçük yaştan itibaren ata binmeyi ve okçuluğu öğrenirdi.

Han çocukları olarak Hutulun ve 14 kardeşi, haliyle binicilik ve okçulukta çok iyi eğitim almıştı. Ama onu asıl efsaneleştiren özelliği güreşti. Bozkır kültüründe güreş sadece bir spor değil aynı zamanda gücünü ispatlamanın bir yoluydu. Hutulun’un erkeklerle güreşip pek çok rakibini alt ettiği tarihe kaydedilmiştir. Güreş merakı ve becerisi onunla ilgili yazılmış en ilginç detaylardan birini oluşturur.

MARCO POLO'NUN TARİFİ

Onu tarif eden kaynakların hepsi Hutulun’un fiziksel gücü ve güzelliği ile ayrıca demir bir iradesi olduğu üzerinde birleşiyor. Onun hayatına dair en ilginç bilgi Marco Polo’dan geliyor ki Marco Polo’ya pek çoğumuz Evliya Çelebi muamelesi yaparız. Şöyle ki tıpkı Evliya Çelebi’de olduğu gibi seyahatnamelerinin gerçeklere dayalı olduğu, gözlemlerinde çok ince ve renkli detayları yakaladıkları aşikârdır. Heyhat! Bazen abartıya kaçabilir, fantastik şeyleri tarif edebilirler. Tıpkı Evliya Çelebi’nin büyük olasılıkla gözlemlediği bir fırtınayı, karakoncalos’ların (yani öcülerin) muharebesi olarak tarif etmesi ya da abartıya kaçıp çatıdan çatıya atlayan bir kedinin havada donması gibi.

Aynı şekilde Marco Polo yabancı bir kültürü kaleme alırken anlamadığı şeyleri bize sürreal gelecek şekilde tarif etmiş olabiliyor. Mesela hayatta hiç gergedan görmemişken onu Batı’daki mitolojik tek boynuzlu at sanabiliyor. Abartıya kaçabiliyor. Bu durumda Hutulun’un güreş münasebetlerini yazarken mübalağa etmiş olabilir.

Hutulun’la ilgili bazı biyografik bilgileri sadece Marco Polo’da buluyoruz.

EVLİLİK İÇİN GÜREŞ ŞARTI

Bana göre de Marco Polo’daki en ilginç Hutulun bilgisi evleneceği eşi seçmesine dair. Polo’nun yazdıklarına göre Hutulun evlilik çağına geldiğinde kendisiyle evlenmek isteyen her ademoğlunu kendisiyle güreşmesini şart koşar. Bahsedilen geleneksel Moğol güreşi olan “bökh” güreşidir. Şayet talip kazanırsa kendisiyle evlenme hakkını kazanır. Ama kaybederse talip ona yüz at vermelidir. Bu sayede Hutulun’nun binlerce atı olduğunu belirtir Marco Polo. Hutulun’un elini kazanmak için babasının sarayına güreşmeye gelen pek çok erkekle güreşip hepsini yendiği için hiçbiriyle evlenmediğini de eklemiştir Polo.

Hutulun’la ilgili bu yazdıkları pek çoğumuza masalsı gelebilir- tıpkı çeşitli şartlar koşarak kendisine layık birini arayan kahraman hikâyelerinde, prensesini arayan prenslerin badireler atlayıp prensesine kavuşma klişesi gibidir hakikaten. Burada prensesin prensini seçiyor olması Batıdaki mecazı ters düz ediyordur elbet. Binaenaleyh, güreşerek ideal eşi arama faslı ne kadar abartılı olursa olsun, Reşidüddin’in Câmiu’t-Tevarih eserinden de gördüğümüz üzere Hutulun'un kendine denk bir erkek arayan, kendi iradesini ve arzusunu merkeze alan güçlü bir kadın olduğu kesindir. Dolayısıyla sadece Marco Polo’da rastladığımız bu “güreşerek eş seçme” hikâyesi ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamak yerine Hutulun’nun güçlü ve bağımsız karaktere sahip olduğunu kabul edebiliriz. Ayrıca güreştiği erkekleri bir bir devirerek binlerce attan mürekkep bir sürüye sahip olması bilgisi inanılmayacak kadar iyi ve paha biçilmezdir! Ölümünden sonra 10 bin atı olduğu rivayet edilmiştir.

BAŞKA BİR AŞK HİKAYESİ

İranlı kaynaklar onun için başka bir aşk hikâyesi inşa ederler. Marco Polo’nun güreş müsabakası fiiliyle birleştirecek olursak, o kadar güreş yapıp istemediği adamları bir bir alt ettikten sonra evlenecek kimse kalmaz. Ama aslında Hutulun, İlhanlı Hanedanı'nın hükümdarı Gazan Han’a aşıktır. Gazan Han’a mektuplarında, “Senden başka kimseyle evlenmeyeceğim” diye yazar. Heyhat, Han onu geri çevrir. Bunun üzerine babası onu Kurlas Kabilesi'ne mensup Atakul isminde bir adamla evlendirir. Atakul’un başka bir evliliğinden iki oğlu vardır. Kimi kaynaklarda bu evliliği kendi seçtiği, kimisi de bu kararın siyasi nedenlerle gerçekleştiğini belirtilmiştir. Bu belirsizlikler Hutulun’la ilgili anlatıların içinde bile kontrol altına alınamadığının göstergesidir, öyle değil mi?

BATI'YI ŞAŞIRTAN SAVAŞÇI PRENSES

Hutulun tarihe sadece bir “güreşçi prenses” olarak geçmez. Reşidüddin’in tarihine göre savaşlarda babası Kaidu Han’ın yanında aktif rol alıp askeri seferlere katıldığı yazılmıştır. Hatta Marco Polo babasının bazı savaşlarda zor duruma düştüğünü ama Hutulun’un düşman hatlarına dalıp babasını seri bir şekilde kurtarıp savaşın seyrini değiştirdiğini söylemiştir.

Babasının en sevdiği çocuğu olduğu söylenir.

Diğer Moğol ve Pers kronikler Hutulun’un babasının ordusundaki en cesur ve maharetli savaşçı olduğunu belirtmiştir. Bazen çok güzel bir kadın olduğunu da eklemiştir, “İyi yapılı, uzun ve yoğun, neredeyse devasaydı” diye tarif eder onu Venedikli gezginimiz. Onun seyahatnamesinde her ne kadar renkli ve alışılmışın dışında bir “güreşçi kadın” imgesiyle ön plana çıksa da aslında fiili bir savaşçı, kelimenin tam anlamıyla bir amazondur. Savaşçı amazonların Herodot’tan bu yana ne çok tarihçiyi rahatsız ettiğini biliriz- “kadınlara alan tanırsak bizi ezerler” felsefesini güden Aristo dahil güçlü kadınlar tarihte çok geçmeden cadılaştırılır. Amazonlar illa ki alt edilir- ve bu da Akropol gibi pek çok önemli yapının duvarlarına kazınır. Çünkü kontrolden çıkmış, güçlü kadınlar tehlikelidir. Zapt edilmelidir. Amazonmachy, Greko-Romen mitlerinde sık sık karşımıza çıkan bir uyarıcı masaldır. Moğollarda bu tam tersidir. Kadınlar hem siyasette hem de savaş alanında söz sahibi olabilir. Hutulun da bunun en güzel örneklerinden biridir, o yüzden Marco Polo gibi bir Venedikli, onu yazdığında Batı’da hayretle karşılanır.

Hutulun’un daha sonraki yaşamına dair çok fazla bilgi yoktur. Babasının vefatından sonra onun mezarını koruduğu söylenmiştir. Ölüm tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 14. yüzyılın başlarında, 46-47 yaşlarında öldüğü kabul edilir. Onun asıl mirası yaşadığı çağın çok ötesinde bir imgeye dönüşür. Bize bozkır dünyasında kadınların hiç de pasif olmadıkları, zor ve ölümcül koşullarda kendilerine olağanüstü güç alanları yaratabildiklerini gösteren bir figürdür.

TURANDOT - HUTULUN

Morris Rossabi gibi akademisyenler, Moğolları ve Kubilay Han’ın hayatını yazarken Marco Polo‘nun anlatımlarına temkinli yaklaşsa da Hutulun’u siyasi ve askeri bağlamda güçlü bir prenses olarak kabul etmektedir. Jack Weatherford, “The Secret History of the Mongol Queens” (Moğol Kraliçelerinin Gizli Tarihi) adlı eserinde Hutulun merkezi figürlerden biridir. Burada “erkek varislerin” önüne geçen bir siyasi/askeri figür olarak lanse edilir. Hutulun’la sadece tarih kitaplarında karşılaşmayız. Karşımıza pek çok tiyatro ve operada “Turandot” ismiyle çıkar. Ve bu sayede yeniden doğar. 1762’de Puccini’nin meşhur operasına ilham veren tiyatro eserini yazan Carlo Gozzi, Hutulun’u Avrupa’da meşhur eder. Turandot güçlü ve bağımsız bir prensestir, erkeklere karşı mesafeli hatta düşmanca bir duruşu vardır. Taliplerine bilmeceler çözdürür, çözemezlerse de öldürtür. Dolayısıyla Avrupa’daki kurgusal halinde bir femme fatale’e dönüştürülür. 19. yüzyılda bu radikal kadının kendisi, yenilmesi gereken bir bilmece, cezalandırılması gereken bir tehdit unsuru olmuştur. Bu güçlü kadın imgesi toplumu kaygılandırır. Bağımsızlığı rahatsız eder. Ama draması hoşlarına da gider. Ki mitosu günümüze kadar gelmiştir. Ve günümüzde benim gibileri, onu tersten değerlendirir; o, antik çağlardan bu yana amazonvari kadın karakterlerine reva görülen yaklaşımı okumak için biçilmiş kaftandır. Çağlar boyunca ilham alıp onu kaleme alan nice yazarı göz önünde bulundurunca şunu düşünmeden edemem:

Onları iyi ki korkutmuş ve ifrit etmiş. Güreşte yaptığı gibi hatırasıyla, mirasıyla onları şoke ederek indirmiş!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Pelin Batu Arşivi