Bir kentin gönlünde Zeydan Karalar

Zeydan Karalar, yalnız bir siyasetçi değil; kentin tozunu omzunda, insanın derdini yüreğinde taşıyan bir yol yürüyücüsüdür. Adana’nın sıcağıyla kavrulmuş sokaklarında, pamuk tarlasının beyaz sessizliğinde, kalabalık meydanların gürültüsünde aynı sorumluluğu taşır gibi görünür; kimi zaman eleştirinin sert rüzgârında, kimi zaman umudun alkışında… Ama her defasında yüzünü yine kentine döner; çünkü bilir ki bir kenti sevmek, kentte yaşayanların gönlüne girmek, onların acısını da sevincini de aynı cümlede taşıyabilmektir

Adana güneşinin altında yoğrulmuş bir yüz gibidir Zeydan Karalar; sıcak, doğrudan ve saklamadan konuşan… Çukurova’nın bereketli toprağına benzeyen bir dili vardır; bazen sert rüzgârlar estirse de kökünde hep memleket sevdası duyumsanır. Kalabalık meydanlarda yürürken omzuna dokunan her el, ona bir öykü fısıldar sanki; o da bu öyküleri cebine koyup kentin sokaklarına geri dağıtır. Yüzündeki çizgiler, yalnızca zamanın değil, kentin yükünü omuzlamanın izlerini taşır.

Onu izlerken bir belediye başkanından çok, Adana’nın nabzını tutan eski bir esnafı görür gibi olursun; çarşıyı, pazarı, kahvehaneyi bilen, insanın gözünden sözünü anlayan… Gürültülü tartışmaların ortasında bile sesini Adana’nın ritmine uydurmaya çalışan bir başkandır. Kimi zaman sert eleştirilerin gölgesinde, kimi zaman alkışların ışığında yürür. Her adımında arkasında bir kentin tozunu, önünde bitmeyen bir yolun sorumluluğunu taşır. Adana’nın sıcağı nasıl insanın tenine sinerse, onun öyküsü de Adana’nın kültürel belleğine sinmiştir.

Kimi insanlar görevlerini bir makam odasında taşır, kimi ise kentin sokaklarında… O, kentin kaldırımlarına basarken yalnız yürümez; esnafın selamı, çocuğun gülüşü, yaşlı bir ağacın gölgesi eşlik eder adımlarına. Gürültülü caddelerde, sabahın erken pazarlarında, akşamüstü çay kokan meydanlarda görünmez bir bağ kurar kentiyle; çünkü bilir ki bir kentin ruhu, binaların yüksekliğinde değil, insanlarının kalp atışında saklıdır. Bu yüzden her köşe başı onun için yalnızca bir adres değil, bir hatıra ve sorumluluktur.

Kentiyle bütünleşen başkan olmak, yalnızca projelerle değil, kentin hafızasına kulak vermekle mümkündür. Yağmur sonrası parlayan asfaltın, yaz sıcağında susuz kalan toprağın, gece yarısı yanan bir pencerenin derdini duymak demektir bu. Adana’nın sevinciyle coşan, kederiyle ağırlaşan bir yürüyüştür onunki; kimi zaman alkışların, kimi zaman eleştirilerin arasında ama hep aynı sokaklara dönerek… Çünkü bilir: Bir kenti yönetmek, en çok o kentin öyküsüne, şiirine, destanına, türküsüne sadık kalmakla mümkündür.

Adana gibi Başkan Zeydan Karalar özgürlüğüne kavuştu da yaşam takviminden koparılan o günler, yalnızca bir insanın değil, adalet duygusunun da hanesine yazıldı. Zaman geri gelmez; fakat vicdanın defteri kapanmaz. Şimdi sorulması gereken soru, bir kapının açılıp açılmadığı değil; o kapının ardında yitip giden yılların, suskun bırakılan anıların hesabını kimin vereceğidir. Çünkü adalet, yalnızca özgürlüğü teslim etmek değil, geciken her günün ağırlığını da omuzlamayı gerektirir.

Ve o ağırlık, er ya da geç tarihin terazisinde mutlaka tartılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yaşar Seyman Arşivi

Garibanlar ülkesinde

25/01/2026 07:00

Selahattin Demirtaş

18/01/2026 07:00

Kadınlar geleceği taşıyor

04 Ocak 2026 Pazar 07:00

Yeni yıl değil, yeni bir bakış

28 Aralık 2025 Pazar 07:00

Asgari Ücret: Bir Sayıdan Fazlası

21 Aralık 2025 Pazar 07:00