Yaşar Seyman
Yeniden başlamanın cesareti
“Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” der eskiler. Soğuğun inadıyla baharın sabrını aynı cümlede buluşturan bir atasözü… Oysa bugün kapıdan baktıran yalnızca ayaz değil; geçim sıkıntısı, adalet arayışı, yarına dair tedirginlik. Kış, bu yıl biraz uzun sürdü sanki; sadece havada değil, yaşamların içinde de.
Mart ayının huyu değişmez. Toprağın altında gizli bir hazırlık vardır. Görünmeyen bir devinim, sabırlı bir filizlenme… İnsan da biraz toprak değil midir? Üstü ne kadar sertleşirse sertleşsin, içinde bir yerlerde yeşermeye hazır bir umut taşır. Pazar sabahının sessizliğinde de o umut dolaşır; çayın buharında, pencereye vuran solgun güneşte, sokaktan geçen simitçinin sesinde.
Belki mart gerçekten kapıdan baktırır; ama aynı zamanda kapıyı aralamanın cesaretini de öğretir. Soğuk günler elbet direncimizi sınar, fakat bahar dediğimiz şey aydan ve mevsimden çokça yüreğin kararıdır. Eğer birbirimize omuz verirsek, eğer umudu bireysel bir teselli olmaktan çıkarıp ortak bir karara dönüştürebilirsek, işte o zaman mart yalnızca ayazı değil, başlangıcı da getirir.
Bu pazar, kapıyı kapatıp üşümek yerine, aralayıp içeri biraz bahar alalım. Çünkü her mart, insanın kendine sorduğu o sorudur aslında: Bekleyecek miyiz, yoksa başlayacak mıyız?
Mart, bir ay değil; insanın içindeki eşiği geçme hâlidir. Kışın ağırlığını omuzlarımızda taşıdık: geçim derdi, adalet arayışı, yorgunluk, suskunluk… Toprağın bilgeliği bize başka bir şey fısıldar. En sert soğukta bile kökler çalışır. Görünmez bir hazırlık vardır; yaşam, karanlığın altında sessizce yol alır.
Yeniden başlamak cesaret ister. Alışılmış umutsuzluğu bırakmak, “böyle gelmiş böyle gider” cümlesini yırtıp atmak cesaret ister. Mart biraz da budur: Üşüyerek yürümek ama yürümekten vazgeçmemek. Kendi yaşamımızda küçük bir değişimi göze almak; bir sözü açıkça söylemek, bir haksızlığa itiraz etmek, bir dayanışmaya el uzatmak…
Bahar birdenbire gelmez; adım adım kurulur. Tıpkı umut gibi. Eğer birbirimizin sesini duymayı başarabilirsek, umudu yalnızca kişisel bir teselli değil ortak bir istenç yapabilirsek, işte o zaman mart gerçekten başlar. Çünkü yeniden başlamak, mevsimden çok bir karardır. Ve en çok da cesareti olanların mevsimidir mart.
Mart, bir ay olmaktan çok bir eşiktir. Kışın yükünü omuzlarımızda taşıyarak geldik buraya: geçim sıkıntısı, adalet arayışı, gençlerin yarın kaygısı, kadınların bitmeyen mücadelesi… Hava hâlâ serin olabilir ama ışık değişir martta. Gün uzar. İnsan içini yoklar: “Buradan sonra ne yapacağım?” İşte yeniden başlamak tam da bu sorunun içinden doğar.
Toplumlar da insanlar gibidir; yorulur, susar, kabuğuna çekilir. Ama bir yerde mutlaka bir kıpırtı başlar. Bir mahallede kadınlar dayanışma ağı kurar; biri işsiz kalınca öteki el uzatır. Gençler bir parkta buluşup kitap okuma grubu kurar; umudu ülkeden gitmekte değil, kalıp değiştirmekte arar. Emekçiler haklarını ararken yalnız kendi ücretlerini değil, onurlarını savunur. Depremde, selde, yangında birbirini tanımayan insanlar aynı sofrada buluşur. Bunlar küçük haberler gibi görünür; oysa her biri bir yeniden başlama cümlesidir.
Yeniden başlamak, büyük nutuklardan önce küçük adımlarla olur. Bir öğretmenin sınıfta umudu diri tutmasıdır; bir sanatçının karanlığa karşın üretmesi, bir annenin çocuğuna korku yerine cesaret öğretmesidir. Mart, işte bu görünmeyen köklerin ayıdır. Toprağın altında sessizce çoğalan o kökler, bir gün çatlağı bulur ve filiz olur.