Yaşar Seyman
Sevgiyi örgütlemek
Sevgisiz bir toplumda sevgiyi örgütlemek…
Aylardır dilimin ucunda dolaşan, kalbimde büyüyen bir düşünce bu: sevgiyi örgütlemek. Bunu her dile getirdiğimde, en çok kadınlar “Ben de varım” diyor. Bir akademisyen dostum ise isteğimi şöyle tanımladı:
“Ne güzel bir dilek bu… Çok derin, çok cesur ve çok insani.”
Şimdi, yüreğimden dile, dilden yaşam dökülen o isteği yazmak istiyorum.
Sevgisiz Bir Toplumda Sevgiyi Örgütlemek
Sözümüz sevgiden yana olmalı…
Bazen öyle zamanlardan geçeriz ki yollar sertleşir, sözcükler keskinleşir, bakışlar yabancılaşır. İnsanlar birbirine dokunmaktan çekinir; selamlar eksilir, gülüşler azalır. Sokaklar kalabalıktır ama yalnızlık büyür. İşte tam da o anlarda, en çok eksik olan şeydir sevgi.
Sevgi bir lüks değildir.
Sevgi bir zayıflık hiç değildir.
Sevgi, bir toplumun mayasıdır; eksildiğinde her şey eksilir.
Bugünün dünyasında sevgi çoğu zaman bir kenara itiliyor. Yerine öfke, rekabet, çıkar ve sahip olma arzusu konuyor. İnsanlar birbirine güvenmeyi unutuyor; belki de en kötüsü, kendini sevmeyi bile…
İşte tam da bu yüzden…
Tam da bu sevgisizliğin ortasında…
Sevgiyi yeniden örgütlemek zorundayız.
“Sevgi örgütlenebilir mi?” diye sorabilirsiniz.
Evet, örgütlenir.
Nasıl ki adalet, barış ve dayanışma örgütlenebiliyorsa; sevgi de bir eylemdir. Sessiz kalmayarak, yan yana durarak, birbirimizi yalnız bırakmayarak örgütlenir.
Sevgi bir tutumdur.
Bir bakışta, bir cümlede, bir dokunuşta saklıdır.
Bir çocuğun gözyaşını silmekte, yaşlı birinin yükünü hafifletmekte, yorgun bir dostun omzuna dokunmakta…
Bazen de hiç tanımadığın birinin acısına sessizce ortak olmaktadır.
Sevgiyi örgütlemek, şunu söyleyebilmektir:
“Ben sadece kendim için değil, senin için de varım.”
Ve evet, sevgiyi örgütlemek devrimcidir.
Çünkü bu çağ, bizi yalnızlaştırdıkça güçlenir; biz yan yana geldikçe zayıflar. Kalpten kalbe kurulan köprüler, en sert duvarlardan daha güçlüdür. Bu yüzden sevgi yalnız bir duygu değil; hayata karşı alınmış bir tavırdır.
Kadınlar sevgiyi örgütler.
Gençler örgütler.
Çocuklar, emekçiler, yoksullar, dışlananlar…
Kalbi kırık olan herkes, sevgiyi yeniden kurmanın yollarını bilir. Çünkü en çok onlar tanır sevginin yokluğunu.
Sevgiyi örgütlemek yumuşak olmak değil; güçlü kalabilmektir.
Kırılganlığını saklamadan ayakta durmak, incinmişken bile başkasını incitmemek… İşte gerçek cesaret budur.
Bugün seni bu satırlara getiren neyse, işte o da sevgidir.
Belki adını koyamıyorsun ama kalbinin bir köşesi “bir şey eksik” diyorsa, o eksik olan sevgidir.
Ve sevgiyi örgütlemek tam da burada başlar: Bir cümlede, bir düşüncede, bir niyette…
Çünkü biz biliriz:
Bir toplum, ancak sevgiyi yeniden kurduğunda insan kalabilir.
İşte o zaman değişim başlar.
Sevgiyle yürüyelim…
Çünkü sevgiyi savunmak, yalnız bir duygu değil insan kalmanın en cesur hâlidir.
Nazım Hikmet’in insana direnç tazeleten o muhteşem şiirinden:
“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
- çürüyen diş, dökülen et -,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…”