Haldun Solmaztürk
Demokrasi olmak bizim vereceğimiz bir karardır.!
İki gün önce Somali Cumhurbaşkanı Ankara’daydı. Öğrendik ki 2026’da Somali sularında sondaja başlarken orada bir de ‘uzay limanı’ kuracakmışız.
Erdoğan’a göre, “Bu faaliyetlerimiz Somali halkının refahına önemli katkılar yapacakmış”. Gelin görün ki Somali dünyanın en yozlaşmış ülkesi; yolsuzlukta birinci.!
Uzay limanına gelince; bu masal daha 2021’de, 2023 seçimlerine giden süreçte gündeme gelmişti; 2023 yılı sonunda aya ‘sert iniş’ yapacak, sonraları “Ay'da bilimsel faaliyetler yapabilen sayılı ülkelerden biri konumuna gelecektik”.
Hayalî Küçük Ali’yi duydunuz mu hiç; hayal—Karagöz-Hacivat—oynatırdı.
‘Sert iniş’ yapılamadı ama ‘Altı muhalefet lideri’ el ele vererek, büyük bir başarıyla (!) genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiler, iktidarı AKP-MHP ittifakına hediye ettiler.
Ama, iktidardaki kadro 2024 yerel seçimlerinde hiç beklemediği ağır bir yenilgi aldı. ‘Güven oylamasına’ dönüştürdükleri yerel seçimlerin kaybıyla sonun başlangıcını gördüler. Korku ve panik havası, Mustafa Kemal’in teğmenlerinin ‘laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ yemini sonrası, uğursuz bir siyasi baskı döngüsüne dönüştü ama toplum uzun süre tepkisiz kaldı.
Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü, “En kötü olan Türkiye toplumunun teslimiyetçiliği. Görüyoruz ki demokrasi mücadelesi şehirli seçkinler ve eğitimli insanlarla sınırlı. Kamuoyu ve medyanın büyük bölümü bunları neredeyse normalleştiriyor. Ama toplumun hatırlaması gerekiyor; hukukun üstünlüğünün olduğu normal bir ülkede böyle şeyler olamaz” diyordu.
Raportörün, bir de Türk toplumunun sosyal psikoloji çözümlemesi vardı: “Bu düzeni normalleştirmeleri ve ona teslim olmaları karşılığında onlara ‘Evrenin en önemli [Ay’a inen, uzay limanı kuran, Hint okyanusunda petrol arayan] ülkesinde yaşıyorsunuz. Böyle bir ülkede yaşadığınız için insan haklarını falan kafaya takmayın, biz onları hallederiz’ gibi bir ‘muzaffer olma’ duygusu öneriliyor. Böylelikle toplumun sessizliği sağlanıyor”.
İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve ertesi gün tutuklanmasıyla Cumhuriyet Halk Partisi liderliğinde tarihi bir ‘baskıya direniş’ süreci başlatıldı; 2025 ‘direniş’ yılı olarak hatırlanacaktır. Ama hukuk tanımaz baskı da giderek arttı, yargı siyasi silaha dönüştü; siyasi muhalefet şeytanlaştırılırken, muhalefet etmek suç oldu.
Artık bir ‘parti devletinde’ yaşıyoruz.!
Pekiyi, ‘2025 direnişi’ sonuç verdi mi ya da sonuç alınabilecek bir yönde mi gelişiyor?
Aynı raportör geçen hafta—bir yıl sonra—yine Türkiye’deydi; “Türkiye’de demokrasinin gerilemesini izlemek hem benim hem de Avrupa’daki tüm demokratlar için acı verici. Ortada sadece hukuksuzluk değil, toplumun çok büyük bir kesimini etkileyen bir adaletsizlik var. En üzücü olan, toplumda bu adaletsizliği kanıksamaya başlayan bir kesimin oluşması” diyordu.
Haklıydı ama göremediği şey ‘adaletsizliği kanıksayan’ o kesimin artık azınlıkta kaldığıydı.
O ‘kesim’ geçen hafta Karabük’te Adliye inşaatı temel atma törenindeydi; ‘hukuk devleti’ Bakanı da oradaydı. Bakan, vali, başsavcı, AKP milletvekilleri—CHP’liler dışlanmıştı—hep beraber, “Kıymetli haziruna”, Mevlana’dan mülhem, adalet, huzur, doğruluk, hakkaniyet dersleri verdiler. “Adalet güllere su vermek, adaletsizlik de dikenlere su vermekmiş”.
Yani ‘Evrenin en harika ülkesinde yaşıyorsunuz, gerisini boş verin’ diyorlar.
Büyüklere masallar.!
AP raportörü, biraz da dalga geçer gibi, “Yargınız çok yaratıcı. Bir gazeteci, internet yayındaki bir ifade nedeniyle Cumhurbaşkanı’na fiziksel saldırıyla suçlanmış. Bir ifadeyle birine fiziksel saldırı nasıl olur?” diye soruyor ve ilave ediyor: “Bakın, bizim Türkiye'yi demokrasiye dönüştürme sorumluluğumuz yok. Bu bizim görevimiz değil. Türkiye nasıl bir toplum modeli istediğine karar vermeli. Demokrasi olmak sizin vereceğiniz bir karardır”.
Evet, demokrasi olmak bizim vereceğimiz bir karardır.!
Bu kararı, 1923’te ‘Cumhuriyet’ ilan ederek ve halkçılığı (demokrasiyi), laikliği benimseyerek verdik ama hayata geçiremedik, hala da geçiremiyoruz, uğursuz döngüyü kıramıyoruz.
2025 baskıya ‘direniş’ yılıydı ama baskı kırılamadı, aksine arttı, giderek de artıyor, artacaktır.!
Açıkça görülüyor ki bazı şeylerin farklı yapılması gerekiyor…
Bu sabah İstanbul’da Milli İrade Platformu’nun 'Gazze yürüyüşü' var. ‘1 Ocak’ yürüyüşlerini gelenek haline getirdiler, ‘Siz hala uyuyorsunuz ama bakın biz ayaktayız’ mesajı veriyorlar.
Platform, AKP’nin parti teşkilatına paralel ‘sivil toplum’ örgütlenmesi. Deniz Feneri’nden Ensar Vakfı’na, SETA’dan Diyanet Vakfı’na 300’ü aşkın üyesi; başında da İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, TÜGVA İstişare Kurulu Üyesi ‘Veliaht Bey’ var. Bu sabahki yürüyüşe dört büyük futbol kulübünü de dahil ettiler; sıkıysa gelmesinler.!
Örgütlenme böyle olur ve de örgütsüz hiçbir girişimin başarı şansı yoktur. Muhalefet, her türlü kaygıyı kenara koyarak demokrasi ve iyi yönetim ortak zemininde en geniş birlikteliği sağlamak ve kitleleri mücadeleye dahil etmek zorundadır; bu bir türlü yapılamadı…
İkinci olarak ‘evrendeki en harika ülkede yaşıyorsunuz’ propagandasının ve hiçbir gerçeklik zemini olmayan aforizmaların ‘hayal’ oyunu olduğunu halka anlatmanın yolları bulunmalıdır.
Ve de muhalefet, Erdoğan’la yüz yüze konuşmanın yolunu bulmak ve onun gerçeklikle yüzleşmesini sağlamak zorundadır. Bu, miting meydanlarından, ekranlardan yapılamaz.
Lider ve liderlik fonksiyonu örgütün öncülüdür ve çok daha önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi—ve genel başkanı, 102 yıl sonra bir başka tarihi sorumlulukla daha karşı karşıyadır.
2026, kitlelerin etkin demokratik mücadeleye katılma, ‘birleşme’ yılı olmalı.
Demokrasi olmak—ve gereğini yapmak—bizim vereceğimiz bir karardır; zamanı gelmiştir.!