Esin Sungur
Emeğin karşılığını alanlar
25 yıllık üyesi ve iki yıldır da başkanı olmaktan büyük mutluluk ve onur duyduğum, Türkiye’nin gastronomi alanında faaliyet gösteren en köklü sivil toplum kuruluşu Mutfak Dostları Derneğimiz geçen hafta Four Seasons Hotel Istanbul at Sultanahmet ev sahipliğinde, otelin executive şefi Özgür Üstün’ün yerli küçük üreticileri, kadın kooperatiflerini destekleyen bir menü sunduğu çok özel bir geceye imza attı. Yeme-içme alanını şefinden servis ekibine, kültüründen ürün satışına tüm bileşenleriyle kapsayan, başarılı kişi ve kuruluşları destekleyerek bu alanda bir tür çıpa görevi yapmayı hedefleyen Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri, on iki ana kategori ve iki özel ödül ile sahipleriyle buluştu. Altın Kaşık, 2018 yılından bu yana veriliyor ve giderek büyüyen, etkisi Türkiye’nin farklı yerlerine uzanan sakin bir güç olarak yoluna devam ediyor.

Bu yıl da çok farklı illere giden ödüllerin listesini bu yazının içinde görebilirsiniz. Ben bu yazıda ödül gecelerinden bazı gözlemlerime değinmeyi tercih edeceğim… 50, 60,100 yıllık gıda üreticilerinin ancak genç kuşaklarının da aynı işe merak duyması ile ayakta kalabildiğini biliyoruz. Altın Kaşık Töreni’nde ödül alan işletmelerde, genç neslin belki de normalde çok da uğraşmak istemedikleri gıda işine farklı bir gözle baktığını, ailesinin yıllardır sürdürdüğü işin takdir görmesinden etkilendiklerini, “Meğer annem, babam, dedem kıymetli bir iş için ömürlerini harcamışlar” duygusuna kapıldıklarını fark ettiğim çok oldu. Altın Kaşık Ödülleri bu motivasyonu sağlaması açısından çok önemli.
Kuşaklar geçtikçe, gençlerin bazen anne babalarının ne denli değerli bir iş yaptıklarını anlayamadıkları olabiliyor. Ya da ekonomik zorluklar, uzun çalışma saatleri, anne babanın bütün ömrünü bu işletmeye vermesi gibi sebeplerle işten soğuyabiliyor, o iş kolunun kıymetini fark etmeyebiliyorlar. Bu sadece gastronomi alanındaki işletmelerde değil, birçok farklı sektörde özellikle de emek yoğun işlerde gözlemlenen bir durum. Tarım alanı da farklı değil, örneğin… Bu nedenle Altın Kaşık gibi ödül programlarının, böyle özel, ihtişamlı gecelerin, takdir edilmenin kıymetli olduğu kanısındayım.
Diğer yandan bu ödüller, biz izleyicilere de iyi geliyor. Bir işe senelerce emek verenlerin, bir günden bir güne parlayanların değil de iğne ile kuyu kazarak başarılı olanların, bağırarak değil de sükunetle ve tabii azimle çalışanların o sahnede olması hepimizin umutlarını, hayata olan inancımızı tazeliyor. Altın Kaşık Ödül Törenleri’nin belki de en kayda değer yanı ödül alanların da ödül verenlerin de tüm davetlilerin de iyiye ve doğruya olan inancını tazelemesi, yaptığı işe ve dolayısıyla hayata aynı perspektiften bakan insanları bir araya getirip bir dayanışma ruhunu yaşatması.
Yedi yaşını dolduran Altın Kaşığımız bu ruhla daha nice yıllar yaşasın…
7. Altın Kaşık Gastronomi Ödülleri Kazananlar Listesi:
Yılın Türk Şefi: Burçak Kazdal
Yılın Yabancı Şefi: Shunichi Horikoshi
Yılın Genç Şefi: Volkan Özkur
Yılın Pasta Şefi: Merve Burcu Akbulut
Yılın Geleneksel Lokantası: Kuşhane, Van
Yılın Yabancı Konsept Lokantası: Madhu’s, İstanbul
Yılın Tek Ürün Geleneksel Lokantası: Kısmet Pide, Nazilli
Yılın Pastanesi veya Tatlı Evi: Ulus Pastanesi, Bursa
Yılın Ürün Satış Noktası (Yiyecek & İçecek): Kozmaoğlu-İdeal Salam, İstanbul
Yılın Gastronomi Kitabı: Kırk Kat Baklava Tarihi- Priscilla Mary Işın, Burak Onaran - Can Yayınları Mundi Kitap
Yılın Dijital Yayını: Kısık Ateş İnternet Sitesi
Yılın Servis Ödülü: Lokanta By Divan, İstanbul
Jüri Özel Ödülü: Üç Yıldız Şekerleme
Tuğrul Şavkay Başarı Ödülü: Mutfak kültürümüzün köklerinin ortaya çıkarılması için yazma eserleri Türkçeleştiren Profesör Günay Kut ve mutfak kültürü araştırmacısı Nevin Halıcı
BAŞKAN TAM GAZ!
Geçen hafta ABD başkanının iklimle ilgili tüm anlaşmalardan ve uluslararası platformlardan birer ikişer çıktığına dair yazımızın üzerine, bu hafta New York Times’ın da aynı konuyu ele alması, bu konuda bilgilerimizin üzerine yeni veriler ekledi.
Küresel ısınmayı reddeden Trump’a bilim dünyasının ne karşılık verdiğini daha önce yine bu köşede paylaşmıştım. “Aldatmaca”, “dolandırıcılık” ve “tezgâh” diyor, iklim krizi söylemine. Yangın da olsa, sel de olsa, tsunami de olsa, kasırgalar da şiddetlense; Nuh diyor, peygamber demiyor başkan…
Peki bu arada Amerika Birleşik Devletleri’nde ne oluyor dersiniz? Sanayi devrimi öncesi seviyelere kıyasla 1.5 dereceyi aşan ısınma eşiğinin aşılması durumunda hava olayları çok daha yıkıcı hale gelecek, bazı türler yok olacakken ve bu kritik eşiği aşmamıza da ramak kalmışken, Amerika Birleşik Devletleri, ısınmayı 1.5 dereceyle sınırlamaya çalışma taahhüdünden geri adım attı. Bunu yapan tek ülke! Kömür, petrol ve gaz yakımından kaynaklanan karbondioksit emisyonları ABD’de 2007’den itibaren istikrarlı biçimde düşmekte iken, gazetenin hükümet verilerine dayandırdığı haberine göre Trump’ın Beyaz Saray’a geri dönmesinin ardından emisyonlar yüzde 1.9 artmış. Araştırmacılar bu artışı, en kirli fosil yakıt olan kömürün kullanımındaki artışa bağlıyor.
Çevre Savunma Fonu (Environmental Defense Fund) adlı kâr amacı gütmeyen kuruluş tarafından yapılan bir araştırma, Trump’ın hayata geçirdiği yeni kanuni düzenlemeler neticesinde, 2055 yılına kadar atmosferde 32 milyar metrik ton ek iklim kirliliğine yol açabileceğini söylüyor. Bu miktar, ülkenin bugün bir yılda ürettiği emisyonların dört katından fazlasına denk geliyormuş.
Acaba Trump Çin’le rekabeti; gezegeni ısıtma konusunda mı sürdürmeye karar verdi? Son olarak oldukça kirli bir tür olduğunun altı çizilen Venezuela petrolünün kontrolünü de ele aldığını düşünürsek, bunların daha iyi günlerimiz olduğunu söylemek yanlış olmayacak gibi…